Hatırla Sevgili ve Payitaht Abdülhamid: Siyaset gölgesinde dönem dizileri

7   +   8   =  

Siyasi iktidar, yanında kendisiyle uyumlu bir kültürel iktidarı kurmayı da bir zorunluluk olarak getiriyor, bu süreç de kültür sanata nispeten uzak bir ortamda filizlenmiş muhafazakâr iktidarlar için kimi zorluklar teşkil ediyor. Recep Tayyip Erdoğan’ın 2017’de yaptığı bir konuşmada kurduğu “Biz 14 yıldır kesintisiz iktidarız. Ama hâlâ sosyal ve kültürel iktidarımız konusunda sıkıntılarımız var,” cümlesi de bu zorluğun alenen dile getirilişi olarak okundu. Günümüzde kültürel iktidarın en kısa yoldan kurulabileceği platformun televizyon olduğunun hatırlarsak, en yoğun başvurulan aracın da televizyon dizileri olduğu açık. İktidara geldiği günden itibaren, AKP’nin konjonktürel olarak ihtiyaç duyduğu en temel söylemler, önce 1980 darbesiyle gelişen sürece referansla “geçmişteki hatalarla yüzleşmek”, sonrasında da Neo-Osmanlıcılığa evrilen bir sözde milli tarih düşkünlüğü olunca, doğal olarak dönem dizileri de yakın geçmişimizde önemli bir yer ediniyor. Peki, 2002’de iktidara gelen AKP’nin siyasetinin dönem dizilerine yansıması nasıl oldu ve kitleler bundan nasıl etkilendi?

AKP iktidarı döneminde yayına giren ilk politik dizilerden biri 1970’li yıllardaki “sağ-sol çatışmasını” solcu bir ana karakterin gözünden işleyen, 2004-2005 yılları yayımlanan ve yönetmenliğini Çağan Irmak’ın üstlendiği Çemberimde Gül Oya oldu. Dizi, anlatısını solcu bir ana karakterin gözünden aktarsa da anlatılan yan hikâyeler bununla sınırlı kalmıyor ve siyasi çizgisi sol siyasetin haklılığını vurgulamaktan ziyade sağcıları da kendine küstürmeyecek biçimde “kardeşi kardeşe kırdırmak” söylemi üzerine kuruluyordu.

Örneğin ana karakter Mehmet devrimci olmasına rağmen, sıklıkla yoldaşlarıyla kolektivizmi insan yaşamının önüne koyan noktalarda ters düşüyordu, dizi boyunca da belli bir fraksiyonun üyesi değildi. Diğer ana karakter Yurdanur da fikir savunucusu olmanın bir suç olmadığının sık sık altını çizmesine, dizideki solcu karakterlere sempati duymasına ve dizi boyunca argümanlarını darbenin yanlışlığı üzerine kurmasına rağmen 12 Eylül 1980 darbesinde evlerine giren askerlerin düşman olmadığı söyleminin altını çizmekten de geri durmuyordu. Yani dizi her ne kadar içinde devrimci temalar barındırsa da merkezine dönemle “yüzleşmeyi” yerleştiriyor ve benzeri dizilerin önünü açmasına karşın devrimcileri dramatik sahneler aracılığıyla anmaktan öteye gidemiyordu. Bu noktada dizinin bir döneme ayna tuttuğu kısmen doğruydu, ancak o dönemin sosyal demokrat ve liberal çevrelerine verilen geçmişle yüzleşme sözünü de yerine getirdiğini, siyasi iktidarla çelişen bir çerçeve sunmadığı da söylenebilirdi.

2006-2008 arasında yayımlanan, yönetmenliğini Ümmü Burhan ve Faruk Teber’in, senaristliğini Nilgün Öğeş ve Şebnem Çitak’ın üstlendiği Hatırla Sevgili ise, Çemberimde Gül Oya’nın yakaladığı başarıyı katlayarak sürdürürken ele aldığı konuyu derinleştirmeyi başarıyordu.

Hatırla Sevgili ile devrimcileşen nesil

Adnan Menderes ve beraberindeki Demokrat Parti heyetinin 1959’da yaşadığı uçak kazasıyla başlayan Hatırla Sevgili, Türkiye’nin 1950’lerin sonundan 1980’lerin başına kadar yaşadığı siyasi süreci ana karakterleri üzerinden, ayrıntılarıyla ele alıyordu. Dizinin senaryo danışmanları arasında Can Dündar ve THKO kurucu kadrolarından Mustafa Yalçıner gibi isimlerin olması da Hatırla Sevgili’yi diğer dönem dizilerinden ayırıyordu. Dizi boyunca diğer dönem dizilerinin aksine olaylar “sağ-sol çatışması” ve “kötü günler” söylemleri üzerinden değil, sosyalistlerin haklı mücadelesi ve bu yolda karşılaştıkları engeller üzerinden işleniyordu. Çekildiği dönemde sağcı otoritelerden objektif olmadığı yönünde eleştiriler alsa da, belli ki bunlara kulak asmıyordu ve ülkücü öğrencilerle kontrgerilla ilişkisini konu edinmekten dahi çekinmiyordu.

Özellikle 68 hareketini merkeze yerleştirdiği bölümlerinde Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Sinan Cemgil, Ulaş Bardakçı gibi öğrenci hareketi liderlerini diziye dahil etmesi ve olayları tarihsel gerçekliğe uygun biçimde yansıtması memleket kanalları için karşılaşılmamış bir deneyimdi. Üstelik anlatı zaman zaman döneme dair görsel arşivle de desteklenerek izleyicinin gerçeklik algısını kuvvetlendiriyordu. Darbelerin ötesinde Kızıldere Katliamı, Nurhak Katliamı, Sansaryan Han İşkenceleri, Terzi Fikri ve Fatsa deneyimi, Vedat Demircioğlu ve Taylan Özgür’ün ölümleri, 6. Filo eylemi, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan‘ın idamı, Kanlı Pazar, Kanlı 1 Mayıs, ODTÜ eylemleri, Beyazıt Katliamı gibi olaylara yer verilmesinin yanı sıra asıl ilginç olan bu olayların ele alındığı bölümlerin gördüğü müthiş ilgiydi. Yüksek izlenme oranları bir yana dursun, artık bu eylemlerin ve olayların anmasına katılmak dahi bir suç teşkil ederken bu diziyi neredeyse tüm Türkiye’ye izleten neydi?

Çevremde diziyi izleyerek bilinçlenip örgütlendiklerini söyleyen devrimciler, siyasetle uzaktan yakından ilgisi olmayıp Deniz Gezmiş’i anmaya giden gençler, siyasi eylemlerin gerçekleştirildiği sahnelerde hüngür hüngür ağlayan muhafazakâr ya da milliyetçi anneler gözlemliyorum. Uzun yıllar boyunca “terörist” yakıştırmasıyla tanıtılan gençlerin gerçek hikâyelerini anaakım bir dizide izlemek herhalde toplum genelinde bir empatiye yer açmıştı. Bu olanağa, sözde “demokratik açılımları” çerçevesinde iktidar da bizzat izin verdi. Tıpkı dizinin bitişinden hemen sonraki aylarda Nazım Hikmet’e itibarının iadesi kapsamında tekrar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı verdiği gibi.

Bu noktada anaakım bir televizyon kanalı olan ATV’nin[i] prime time’da yayımlanan dizisi Hatırla Sevgili’nin kitleleri gerçek anlamda devrimcileştirmekte ne kadar etkili olduğu elbette tartışılabilir, ancak daha önce anaakımda yapılmamış bir tarih okumasını ekranlara yansıttığı, en azından geniş kitlelerde bu tarihe karşı bir sempati ve merak oluşturduğu da gözlemlenebilir diye düşünüyorum.

İktidarın demokratik açılımlarının “fazla demokratik” olduğunun hızla farkına varılmasına giden süreçte Hatırla Sevgili senarist ve yapımcıları dizinin finalinden hemen sonra, 2009’da, senaryo danışmanlığını bu kez Ertuğrul Kürkçü gibi isimlerin üstlendiği Bu Kalp Seni Unutur Mu?’nun çekimlerine başladı. Tamamen farklı karakterler aracılığıyla, ancak Hatırla Sevgili’ye de göz kırparak 1980 darbesinden sonraki sürecin anlatıldığı dizide bu kez çözüm sürecine paralel olarak başta Diyarbakır Cezaevi’nde, Kürtlere yapılan işkenceler ve baskılar konu alınırken dizi Hatırla Sevgili’nin çektiği ilgiyi çekemedi ve 17. bölümün ardından sona erdi.

Akıllarda ise şimdilerde Payitaht: Abdülhamid dizisinin II. Abdülhamid’i olarak kendine ciddi bir hayran kitlesi edinen ve Neo-Osmanlıcılar tarafından adeta kanaat önderi ilan edilen oyuncu Bülent İnal’ın o günlerde Bu Kalp Seni Unutur Mu?’da canlandırdığı Sinan karakterinin Kenan Evren’in önünde açtığı “Faşist Cunta Hesap Verecek” pankartı ve Kürtçe türküleri kaldı.

Bir Geçiş Süreci Olarak Apolitik Dönem Anlatıları

Ekonomik krizin ilk göstergelerinin ardından, AKP siyaseti radikalleşti ve sözde demokratik açılımlar yavaş yavaş rafa kaldırıldı. Daha önce “yüzleşme” kapsamında izin verilen ancak toplumun sola sempatisini dolaylı yoldan artıran diziler o dönem bir problem teşkil etmezken artık halkı örgütlenmeye götürebilecek herhangi bir unsur kendine anaakım medyada pek yer bulamayacaktı. Öyle ki, 2010’da çekimlerine başlanan, Türkan Saylan’ın hayatını konu alan Türkan isimli dizi, Hatırla Sevgili ve Bu Kalp Seni Unutur Mu? örnekleriyle karşılaştırıldığında çok daha az politik öğe taşımasına rağmen Saylan’ın cumhuriyetçi kimliği sebebiyle önce sağ kesimden sosyal medya aracılığıyla ciddi derecede tepki topladı, sonra da dizinin saatlerinin değiştirildiği ve AKP’ye yakın şirketlerin dizinin yayımlandığı kanala reklam vermedikleri ortaya çıktı. Karşılaştığı ekonomik ve siyasi baskılarla izleyiciye ulaşamayan dizi 26 bölüm sürebildi.

Yine 2010’da Kanal D’de bir diğer dönem dizisi Öyle Bir Geçer Zaman Ki yayımlandı. Aslında siyasetten bağımsız bir aile dramını konu almasına rağmen dönemin melankolik öğelerinden yararlanarak anlatıyı güçlendirmek adına bu dizide de siyasi karakter ve söylemlere başvuruldu. Buna rağmen dizi taraf olmamaya ve apolitik kalmaya özen gösterdi.

2012’de ise TRT suya sabuna dokunmadan ve siyasetten fazlaca bahsetmeden kendi alternatif dönem anlatısını, Seksenler dizisi aracılığıyla aktarmaya başladı. Dizi siyasi olay ve tartışmalara yer vermeyerek bunun yerine sosyal ve kültürel anıları canlandırma amacını benimsedi, geçmişle yüzleşme misyonunun rafa kaldırıldığının da somut bir kanıtı olarak ekranlarda yerini aldı.

Gezi Direnişi ve propaganda aracı olarak dönem dizileri

Geçmişle yüzleşmek bir yana dursun geçmişin yavaş yavaş geleceğe dönüşmeye başladığı bir dönemde, 2013’te Gezi Direnişi’yle beraber apolitik olduğu iddia edilen nesil beklenmedik bir direngenlikle Türkiye siyasetine yeni bir çizgi çekti. 2000’li yıllarda dönem dizilerinde izlediğimiz karakterlerin güncel karşılıkları artık sokaklardaydı. Bu durum AKP’ye bekasını korumak adına çok daha radikal ve manipülatif yöntemler izleme gerekliliğini beraberinde getirince izlediğimiz dönem dizileri de tamamen farklı bir formata girmeye başladı.

Önce 2014’te TRT’de yayımlanmaya başlayan ve İslami çizgileriyle “Yedi Güzel Adam” olarak tanınan şairlerin hikâyelerini anlatan aynı adlı dizi, Hatırla Sevgili ve Çemberimde Gül Oya’da izlediğimiz dönemleri, tamamıyla karşıt bir İslamcı bakış açısıyla, dönemin devrimcilerinin kimlik bunalımı yaşayan gençler olduğu iddiasıyla senaryolaştırdı. 2016’da benzer bir misyonla yine TRT’de yayımlanan Sevda Kuşun Kanadında adlı dizi, 1968 ve sonrasında yaşanan olayları Türkiye’nin “birliğinin” önemini her fırsatta dile getiren İslamcı karakterler aracılığıyla tekrar anlattı. Hatırla Sevgili benzeri dizilerin bir karşı propagandası olarak bizzat devletin kanalı TRT tarafından tasarlanan bu diziler ne izlenme oranı ne de toplumda bıraktığı etki bakımından kayda değer bir sonuç aldı ve ikisi de 30. bölüm civarında sonlandı.

Gezi Direnişi aracılığıyla önemi tekrar gözlemlenen kültürel iktidarın AKP’nin tercih ettiği yönde güçlendirilmesi 2013 sonrasında hiç olmadığı kadar elzem bir hâle geldi. Bu doğrultuda artık 1970’lerdeki İslamcı hikâyelerin de yeterli ilgiyi toplayamadığı görülünce, o sıralarda Neo-Osmanlıcı söylemleri parlatmaya başlayan iktidar için daha önce 2011’de Muhteşem Yüzyıl gibi örneklerini haremdeki ilişkiler üzerinden izlediğimiz Osmanlı saray hayatı dizileri aranan kanın bulunduğu anlamına geliyordu, ancak içerikleri istenilen doğrultuda düzenlenmeliydi. Bu noktada TRT 2014’te Diriliş: Ertuğrul dizisini yayımlamaya başladı.

Dizi Ertuğrul Gazi’nin tüm iç ve dış düşmanlarına rağmen cesur ve dik duruşuyla Osmanlı’yı kurma sürecini ele alıyordu. Bu yeni anlatı perspektifi çok ilgi çekip Osmanlı’ya geri dönme hayalleri kuran hatırı sayılır bir kitlenin ilgi odağı olunca, hatta bu gaye kimi izleyiciler tarafında dizi üzerinden güncel hayata da taşınınca[ii], 2017’de II. Abdülhamid’in hikâyesini anlatan Payitaht: Abdülhamid de TRT’de yayına girdi.

Dizi, kendisine konu etmek için tüm Osmanlı padişahları arasından II. Abdülhamid’in seçilmesinin bilinçli bir tercih olmasının yanı sıra yayımlanmaya başladığı günden itibaren sık sık tarihsel çerçeveyi aşarak AKP propaganda aracı olarak kullanılmasıyla da bolca eleştiri aldı. Öyle ki Abdülhamid’in “dış mihrakların” tüm bölücü emellerine karşı kullandığı dil açıkça Erdoğan’a bir gönderme niteliğindeydi. Dizinin İngiliz elçisinin tokatlanması gibi çarpıtılmış ve tarihi gerçeklikten uzak sahneleri de yine tarihçiler tarafından sıkça eleştirildi.

Dizinin senaristliğini ve senaryo danışmanlığını yapan isimlerin AKP’ye yakınlıklarının yanında Erdoğan ve AKP kadroları da her fırsatta dizinin adını zikretmekten dizi oyuncularına bizzat kendi elleriyle ödül vermeye kadar birçok hamleyle dizinin açık bir propaganda aracı olduğunu kanıtladı. Aynı propaganda etkisi dizi izleyicisinde de sosyal medyada sıkça karşılaştığımız üzere diziye tarihi bir kaynak muamelesi yapmak suretiyle karşılık buldu. Böylelikle AKP hükümetinin uzun zamandır dert edindiği kültürel iktidar, tüm Türkiye’yi kucaklamasa da en azından kendi kitlesi için kısmen kurulmuş oldu.

Özellikle dizi oyuncularının kişisel hayatlarında saldırıya uğradığı, senaryolara salt gerçeklik perspektifiyle yaklaşıldığı örneklerle dolu Türkiye’de, televizyonun izleyici üzerindeki etkisinin gözardı edilemeyecek bir güç unsuru olduğu şüphe götürmez. Bunun en az bizim kadar farkında olan siyasi iktidarların kültürel hamlelerini televizyon aracılığıyla yapmaları da oldukça anlaşılır. Her gündem beraberinde ekrandan tarihe bir atıf da getirirken, dönem dizileri de bir süre daha hayatımızda yer almaya devam edecek gibi görünüyor.


Notlar:

  1. Çemberimde Gül Oya, Hatırla Sevgili, Bu Kalp Seni Unutur Mu? gibi diziler şarkı isimlerinden alıntıyken Diriliş: Ertuğrul ve Payitaht: Abdülhamid’in birey ve kavram üzerinden isimlendirilmesinin ilginç bir ayrıntı olduğunu düşünüyorum.

  2. Yazıda bahsedilen sol eğilimli ve siyaseti ana konu olarak almayan diziler özel kanallarda yayımlanırken sağ tandanslı dizilerin hepsinin devletin resmi kanalı TRT’de yayımlandığının altının çizilmesi yazı açısından önem teşkil edebilir.


[i] Kanalın o dönem şu ankinden farklı bir şirketler grubuna ait olduğunu belirtmekte fayda var.

[ii] Diziyi Osmanlı kostümüyle izlerken fotoğraf paylaşan kitleler ve Ertuğrul Gazi’yi canlandıran oyuncu Engin Altan Düzyatan’ın balmumu heykelinin Ertuğrul Gazi sanılması gibi örnekler sayılabilir.



sayın okur, gönüllü yayıncılığın velinimetlere ihtiyacı olacağını biliyorduk. yazılarımızı okuduğunuz, beğendiğiniz, paylaştığınız için müteşekkiriz. vesaire için maddi destek de sunmak isterseniz, ziyadesiyle minnettar olacağız.