Zinnure Türe: Karakterin isteği sonsuzluğu geride bırakmak

7   +   3   =  

68. Berlinale’nin “Forum” bölümünde gösterilen Tuzdan Kaide, zamandan azadeliğiyle bana “Akan zaman değil mesafelerdir” dizesini hatırlattı. Yaşadığımız politik gerçeklikte mecbur edildiğimiz “tanıklık” durumu bakımından filmin ana karakterinden çok da farklı bir konumda olmadığımı hissettim. Karakterin bize ulaşmasını sağlayan Zinnure Türe’yle de filmin zamanı aşan mitsel anlatısı ve sembolleriyle çağrıştırdıkları üzerine konuştuk.

Gerçeklerin gitgide“kurgulandığı“ bir dönemden geçiyoruz. Yine de ben sözcüklerin efsunlu olduğunu düşünüyor, süper kahramanlara ve imgelere hiç olmadığı kadar inanıyorum. Kuş ölümlü olsa da uçuşu hatırlamak bize İkarus’un cesaretini hatırlatıyor. Söyleşiye geçmeden önce “Gerçek başkalarının bize uygulamaya çalıştığı tatsız bir ölçüdür. Birimi insandır,” sözünü hatırlamakta fayda var. Söyleşi, bu bağlamda insan olmaya, zamana ve belleğe odaklandı. İmgeler bu açıdan kuvvetlidir. Delip geçer, akılda kalır ve bizi yeni bir gerçekliğe ikna ve davet ederler. İzleyici ve seyirci benzer anlamları imlese de biz izleyici olmayı değil, seyirci olmayı, bir seyre, yolculuğa çıkmayı deneyelim. Tuzdan Kaide’ye 37. İstanbul Film Festivali’nde denk gelmeniz dileğiyle.

Zinnure Türe ve Seçkin Serpil. (Fotoğraf: Ümit İnce)

Sizden öncelikle yönetmen Burak Çevik ile tanışma hikâyenizi dinleyerek başlamak isterim. Projeye nasıl dahil oldunuz? Yönetmenle nasıl karşılaştınız?

Fassbinder’in Petro von Kant’ın Acı Gözyaşları (1972) adlı bir filmi var. 2015’te onun uyarlaması olan Utanç adlı bir oyun yapmıştık. O zamanlar Köşe adlı bir mekânda çalışıyorduk ve Burak Fol Sinema gösterimlerini orada yapıyordu. Oyunu izledi ve beraber bir şeyler yapmak istediğini söyledi. Hikâyemiz böyle başladı.

Filmde dikkat çeken  nokta aslında alışık olduğumuz bir başrolün olmaması. Jenerikte de bunun altı çizilmiş ve oyuncu listesi kadrajda görünme sırasına göre verilmiş. Gösterimden sonra soru-cevap kısmında yönetmen Burak Çevik’in de vurguladığı üzere kolektif bir çalışmanın ürünü.

Filmi süreç içinde bir arada şekillendirdik. Nihal Koldaş, Esme Madra, Banu Fotocan, Elit İşcan, Dila Yumurtacı, Reyhan Özdilek ve Ayşe Demirel’le kolektif bir çekim aşaması geçirdik. Ben de karakterimi çekimler sırasında daha yakından tanıma fırsatı buldum.

Filmin zaman algısı da çok ilgi çekici. Bir ulaşım aracı olarak kayığın kullanmasına çok da rastlamayız. Bence bu durum çok şey anlatıyor. Biz “sıradan insanların” aksine karakterin hiçbir acelesi yok. Kayıkla karşıya geçecek kadar çok zamanı ya da kendi zaman algısı var.

Ben de karakteri anlamak açısından bu sahnenin önemli olduğu kanısındayım. Bunda karakterin zamanda sabitlenmiş olmasının da çok etkisi var. Zaman, karakterimiz için yetişilmesi gereken ya da yenik düşülecek bir kavram değil. Acelesi yok, çünkü zaman onun için sıradan insanların aksine çok da önemli ya da anlamlı değil. Bunu kendi isteyip istemediğini bilmiyoruz, bu kısım izleyiciye anlatılmamış. Ama bence istemiyor.

Tuzdan Kaide (Burak Çevik, 2018)

Bu noktada zaman algısıyla beraber canlandırdığınız karakterin mekânla ilişkisi de devreye giriyor. Film boyunca dolaştığı yerler ve yaşadığı ev de çok ilginç. Film dünde geçiyor olabilir, 1970’lerde de. Televizyon sahnesi dışında teknolojik aletler ya da telefonlara pek rastlamıyoruz. Karakterin evi fütüristik bir tasarıma sahip. Tekrar gibi olacak ama kayık kullanmasıyla karakterin gerçekliğine de ikna oluyoruz. Böyle fantastik bir karakter metro ya da metrobüse binse seyirciyi ikna etmek zor olabilirdi. Sanat yönetimi ve mekân seçiminin de desteğiyle karakterin, seyirciyi farklı bir gerçekliği olduğuna ikna ettiğini düşünüyorum. Özellikle botanik bahçesi sahnesi ve kuşçuyla girdiği diyalog esnasında.

Film belirli bir dönemi anlatmıyor. Genel olarak zaman ve mekân algısı yok. Zamanın olmaması bizi performans sanatı ve tiyatroya yakınlaştırıyor. Mekânla kurduğu bu ilişki de karakteri tanımam ve içselleştirmemde bana kolaylık sağladı. Şehir ve Bölge Planlama mezunu olmamın da karakterin mekân algısıyla özdeşleşmemde kolaylık sağladığını söyleyebilirim. İstanbul bu açıdan zamansız bir şehir, zamanı aşan dokulara sahip. Bir yanıyla çok eski, bir yanıyla da yüksek tempolu büyük bir metropol. Sakin ve durgun olduğu kadar hareketli ve korkutucu.

Sizin vurguladığınız zamansızlık ya da zamandan azade olma, ölümsüzlüğü de çağrıştırıyor. Canlandırdığınız karakterin kardeşiyle ilişkisi ve diyalogları ilgi çekici. Kardeşinin ondan istediğini de bir nevi ölümsüzlük talebi olarak yorumlayabiliriz. Sizin canlandırdığınız karakter ise bunu ondan sakınıyor. Kardeşinin de sürekli bir hesap soran ya da bu hareketi sorgulayan hâli mevcut. Aralarındaki ilişki sizce nasıl?

Aslında canlandırdığım karakterin kardeşi, ihanete uğradığını düşünüyor. Bu açıdan film, tragedyalar ve mitoslardan bildiğimiz hikâyeleri andırıyor. Mitos ve hikâyelerin imgeleri çok kuvvetlidir. Zamanı aşar, hikâyeyi ön plana taşır. Bu bağlamda iki kardeş arasında insan olan ve olmayan gibi bir ayrım doğuyor. Kardeşi en yakını ve filmden gördüğümüz kadarıyla tek dostu olsa da onu anlayamıyor.

Şu anda söyledikleriniz bana Kassandra ve Apollon hikâyesininin yanı sıra Wagner’in Uçan Hollandalı’sındaki Hollandalı ve Senta arasındaki ilişkiyi anımsatıyor. Kassandra Apollon’la ilişkiye gireceğini vaat eder, karşılığında da ondan kehanet yeteneğini ister. Ama sözünü tutmaz, onunla birlikte olmaz. Apollon da bu gücü ona bahşeder, ama söylediklerine kimsenin inanmamasını sağlar. Yani ödülü, sözünü tutmadığı, ihanet ettiği için cezaya dönüşür. Uçan Hollandalı’da ise Hollandalı sonsuz yaşamla cezalandırılmıştır.

Tragedya ve mitlerde karakterler hep yapılmaması gereken bir şeyi yapar ve cezasını çeker. Benim de aklıma Psyche ve Eros geldi. Sadece geceleri beraber olan bu çiftin hikâyesinde Eros, Psyche’den tek bir şey ister, ona güvenmesi ve asla yüzüne bakmaması. Psyche bir gün merakına ve aşkına yenik düşerek bir kandil ışığında Eros’un yüzüne bakar. Eros da onu terk eder.

Tuzdan Kaide (Burak Çevik, 2018)

Filmin klasikten ziyade parçalı bir anlatıya sahip olması sebebiyle Şahmeran’ı da anımsadım. O da bir nevi bir ihanete uğrar Lokman Hekim/Cemşab tarafından.

Aslında Şahmeran’da da, Tuzdan Kaide’de de tam bir ihanetten söz etmek yerine bir zorunluluk hâli olduğu kanısındayım. Cemşab öyle yapmak zorundaydı. Canlandırdığım karakter de kardeşi adına bir karar vermek zorunda kalıyor Çünkü zamandan azadelik kulağa geldiği kadar matah bir şey değil. Sevdiğiniz herkesin ölümüne şahitlik ediyorsunuz, dünyanın her hâlini görüyorsunuz. Artık “büyük” olaylar olmuyor, çünkü zaman karşısında her şey yitip giderken siz tanıklık ediyorsunuz. Filmde canlandırdığım karakterin sahiplendiği kuş, en kısa yaşayan kuş türü, Hint bülbülü. Karakter aslında bir yanıyla da insan olmayı deneyimlemek, sonsuzluğu geride bırakmak istiyor.

Bu bağlamda sözlerinizle filmin adı daha da anlamlanıyor. Karakterin fotoğraf tab ettirdiği sahnede Lut Kavmi’nin helâk olmasını anlatması da bu açıdan oldukça anlamlı. Aslında helâk edilen kavim tuza dönüşüyor ve ölümden daha büyük bir cezaya çarptırılıyor, bu hayata zorunlu bir tanıklık etme hâlinde sabitleniyor. Bu açıdan Susan Sontag’ın fotoğraf üzerine söylediği “memento mori” (ölümü hatırla) sözünü çağrıştırıyor. Canlandırdığınız karakter de fotoğrafı zamana tutsak olma hâli olarak görüyor. O anı fotoğrafa hapsediyor, aynı kendisinin hapsedilmesi gibi. Zamanı aşan, ama bir yanıyla da zamana tutsak ve yaşamaya yazgılı bir karakter. Bu sonsuzluk onda tuhaf bir bilgelik oluşturmuş, yukarıdan konuşmuyor. Tam tersine, hayatın sıradanlığını yaşamaya, anlamlandırmaya çalışıyor.

Canlandırdığım karakter aslında oldukça kırılgan. Bir yanıyla hayata tutunmak, sonsuzluktan kurtulmak istiyor. Güçlü ve kimseye ihtiyacı yok, ama kardeşi zayıf tarafı. Filmin sonunda ne olduğunu da bilmiyoruz. Öldü mü? Yoksa ölüm sadece metaforik olarak mı yaşandı? Burada tabii hayata karşı kendini konumlandırdığı yeri görüyoruz. Dayanabildiği, kendini konumlandırdığı yerden zamana ve hayata karşı bir tutum elde ediyor. Çok izole bir hayatı tercih ediyor. Ün ya da kahramanlık peşinde koşmuyor. Ondaki bilgelik, kendi istediği bir bilgelik değil. Kassandra’nın aksine, maruz kaldığı bir bilgelik. Yazgısını kabulleniyor, bu yüzden dünyayı kurtarmak peşinde değil, alelade bir yaşamı tercih ediyor.

Tuzdan Kaide (Burak Çevik, 2018)

Film, çok fazla mit ve fantastik hikâyeyi çağrıştırıyor. Benim aklıma Sifisos Söyleni’nden Only Lovers Left Alive’a (Jim Jarmusch, 2013), kutsal kitaplardan La double vie de Véronique’e (Krzysztof Kieslowski, 1991), Kosmos’dan (Reha Erdem, 2010) Jîn’e (Reha Erdem, 2013) kadar uzanan anlatılar geldi. Bu arada karakter hamile, ama çocuğun babasını görmüyoruz. Bu açıdan mesih gibi bir çağrışımı da var. Filmde zaten erkek sesini bir megafondan, bir de Ümit Besen şarkısında duyuyoruz. Bu açıdan da fantastik bir dünya gibi, sanki erkekler cezalandırılmış ve kadınlara yaşam hakkı verilmiş. Ben oyunculuğunuzu çok beğendim ve karakter üzerinden o zamansızlık hissini çok iyi yansıttığınızı düşündüm. Karakteri özümsemenizde hikâye anlatıcılığı geleneğinden gelmenizin katkısı olduğu kanısındayım.

Filmin dünyasında sadece kadınlar var. Kanımca filmin kendine özgü anlatımının ortaya çıkmasının yollarından biri buydu. Ben dünyayı dönüştürme gücünün dişil güçte olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan baktığımızda bu tercih, filmin katmanlı yapısında özel bir yerde duruyor. Birbirinden kıymetli birçok kadın oyuncuyla çalışmak beni çekimler sırasında ayrıca heyecanlandırdı. Karakterin çıktığı yolda kadın karakterlerle girdiği diyalogların oynadığım karakteri güçlendirdiği, yola devam etmesinde ve değişmesinde büyük rol oynadığı kanısındayım.

18 yıldır tiyatro yapıyorum. Hikâye anlatıcılığı da hayatıma son 7 yıldır girdi. Oyuncu olarak pek çok şeyden besleniyorum aslında. Tiyatro, müzik, dans, görsel sanatlar, doğa, seyahatlerim, sokakta gördüğüm ve hayatımın merkezinde olan insanların hepsi bana ilham veriyor. Burak kendi dünyasını kurmanın peşinden giden bir yönetmen olduğu için beraber çalışmak çok keyifli oldu. Bu tarz karşılaşmalar çok kıymetli oluyor, işin anlamını çoğaltıp derinleştirebiliyor.

Bu sıralar Işık Teorisi adlı bir oyunda oynuyorum bomontiada ALT’ta. Yine aynı mekânda Bomonti semtiyle ilgili Sarı Güzergâh adlı işitsel bir hafıza turu tasarladım. Bunlar Nisan ve Mayıs aylarında devam edecek. Önümüzdeki sene Almanya’da bir oyun yöneteceğim, onun hazırlıklarını yapıyorum. Masal gecelerimiz ve eğitimlerim de devam ediyor.

O halde yeni mevsimi beraber karşılamak dileğiyle 21 Mart’ta gerçekleştireceğiniz Bir Bahar Akşamı Masal Gecesi’nde görüşmek üzere. Zaman ayırdığınız için teşekkürler.