Robot olmadığınızı kanıtlayın: 6   +   6   =  

2014 boyunca müziğin, sinemanın, edebiyatın, güncel sanatın etrafında gri bulutlar dolaştı, genel bir kısırlık hâkimdi. Buna katılan olur, katılmayan olur. Yine de, en azından müzik alanında 2012’nin veya 2013’ün listelerini önümüze çarşaf gibi serip karşılaştırma yapacak olursak, 2014’ün beklentileri karşılamadığını söylemek pek de büyük bir yalan olmayacak. Bu duruma rağmen, yıl boyunca en azından iki ayda bir iyi bir albüm arşivlerimize güneş gibi doğdu, bunların arasından tereyağından kıl çekercesine sıyrılan 10 tanesi ise, bana göre, aşağıda.

10. Childhood – Lacuna
Güney Londralı Childhood’un ilk albümü Lacuna’yla herhangi bir 80’lerin en iyileri listesinde de karşılaşabilirdiniz, ama bunun yerine bir 2014 listesinde görüyorsunuz. İşte tam da bu, Childhood’u Londra’nın köşe barlarında çalan yüzlerce gruptan ayrıştıran şey. Müziğin bütün türlerine gittikçe hakim olan çok katmanlı seslerin, her saniyeyi detaylarla süsleme çabasının, mutlaka elektronik öğeler katma ısrarının tam zıttında duran grup, sadece iyi gitar ve vokal yazmaya odaklanmış ve bunun yüksek lisans tezini teslim etmiş bir grup. İlk single ‘Blue Velvet’ı 2012’de yayımlayıp albüm için acele etmemeleri de bunu kanıtlar nitelikte. The Smiths’in diğer yarısı Johnny Marr’ın elinden tuttuğu Childhood, isminin tam zıttı işler başaracak gibi görünüyor.

Kulak ver: Solemn Skies, Falls Away, As I Am

Childhood – Solemn Skies

9. Pure X – Angel
Austin’in oldukça kendi halinde, etliye sütlüye karışmayan shoegaze, saykedelik pop grubu Pure X, yine aynı sessiz ve sedasızlıkla üçüncü albümü Angel’ı Nisan ayında yayımladı. Grubun davulcusu Austin Youngblood Angel’ı “Kadınlar hakkında ve kadınlar için bir albüm” olarak tanımlıyor, ama siz ona bakmayın. Gayet cinsiyetsiz , daha doğrusu cinsiyetler üstü bir albüm olan Angel, kısa metraj bir kendini-iyi-hisset filmi gibi. Albüm üç çeyrek saat boyunca “rüyayı yaşamak”, “cennet”, “yağmur”, “aynı dilekleri paylaşmak”, “beyaz güller” gibi oldukça romantik temalar etrafında geziyor, Türkçeye çevirince kulağa bu kadar arabesk gelmesine aldanmayın, çoktan yapması gereken sıçramayı hala gerçekleştirememiş bu gruba bir şans verin.

Kulak ver: White Roses, Heaven, Starlight

Pure X – Heaven

8. Real Estate – Atlas
İlk iki albümü boyunca dinleyicisini tipik bir havuz partisine götüren New Jerseyli grup Real Estate, üçüncü albüm Atlas ile bir nevi artık eğlenmekten sıkıldığını, toy yılları geride bıraktığını anlatıyor. Atlas, evdeki mangal partisi bittiğinde ve önünüzde toplamanız gereken bir kaos varken, yirmi günlük yaz tatilinden eve dönüş yolunda, sevgilinizden ayrıldıktan sonra ilk defa güneşin doğduğu bir Pazar sabahında size eşlik edecek bir albüm. Real Estate’in temiz reverb’lerinden, surf rock ve dream pop arasında volta atan sound’undan ödün vermediği, olgunluk çağı albümü olan Atlas, bir Noah Baumbach filmine benziyor.

Kulak ver: Talking Backwards, The Bend, Horizon

Real Estate – Talking Backwards

7. Mac DeMarco – Salad Days
Kanada’nın Ariel Pink’i Mac DeMarco, henüz 24 yaşında ve halihazırda 4 uzunçalar yayımlamış bir küçük dahi. Ayrık dişleri ve saykedelik pop’a selam çakan tarzıyla sahnede kendi yerini açan DeMarco, bu yeri açana kadar tıbbi testlerde kobaylık ve kaldırım ustalığı yaparak karnını ve stüdyosunu doyurmuş. Salad Days ise, DeMarco’nun artık “hiçbir şey” yerine “birçok şey” hakkında kelam etmek istediği, olgunluk çağı albümü. Bir buçuk yıldır turnede olmanın yorgunluğundan bahsettiği, kendi alternatif mason örgütünü kurduğu, dört yıldır birlikte olduğu kız arkadaşına teşekkürlerini sunduğu albüm, DeMarco’nun müzik paparazzisine sene boyunca sunduğu palyaçoluklarla daha da bir anlam kazandı.

Kulak ver: Chamber of Reflection, Passing Out Pieces, Brother

Mac DeMarco – Chamber of Reflection

6. Ariel Pink – pom pom
Los Angeles’ın Zeki Müren’i Ariel Pink, beynine ve eylemlerine daha fazla sığdıramadığı bütün problemlerini notalara döktüğü pom pom’u, yıllarını birlikte geçirdiği grubu Haunted Graffiti ile ilişkisine bir son vererek yayımladı. Sadece kendi ismiyle yayımladığı ilk albüm olma özelliğini taşıyan pom pom, aynı zamanda sarı şeytanın en kolektif çalışmalarından biri. Ortalama bir uzun metraj film uzunluğunda olan 17 şarkılık albüm, Ariel Pink’in de beyninin filmini çekiyor, Pink’e dair birçok yargıda bulunmamızı sağlıyor ve birdenbire bütün yargıları yıkıyor. Beach Boys esintili albüm, Miami sahillerinde pembe kaykaylarınızla geziyormuşsunuz yanılsaması yaratıyor. Albümün ayrıntılı incelemesi için tıklayın.

Kulak ver: Picture Me Gone, Put Your Number In My Phone, Dayzed Inn Daydreams

Ariel Pink – Put Your Number In My Phone

5. alt-J – This Is All Yours
Müzik dünyasının en nev-i şahsına münhasır ve şımarmayan gruplarından alt-J’in askerdeki sevgiliyi beklercesine heyecanla beklenen, hayal kırıklığına uğratacağından korkulan ikinci albümü This Is All Yours, bırakın üzmeyi, küçük çapta bir bayrama bile yol açtı. Grubun aynı anda hem en yenilikçi, hem en deneysel, hem de en içe dönük işlerini bir araya getiren This Is All Yours, hem içeriği hem başlığıyla müzik endsütrisine bir cevap, hatta belki de bir tokat niteliğinde. Albümün daha ayrıntılı incelemesi için tıklayın.

Kulak ver: Arrival in Nara, Bloodflood, Pt. II, Warm Foothills

alt-J – Arrival in Nara

4. Caribou – Our Love
Listenin etnik çeşitliliğini arttıran Kanadalılar, ülkelerinin barışçıl atmosferinden oldukça ilham alıyor olmalılar. Dan Snaith’in birçok alter egosundan biri olan Caribou, altıncı uzunçalar olan Our Love ile ilhamını Kanada’dan ne kadar aldı bilemiyoruz ama, aşktan epey aldığı kesin. Noisey’ye verdiği röportajda üç yaşındaki kızının varlığının albümün gelişim sürecini oldukça etkilediğini söyleyen Snaith, Our Love ile müziğin gittikçe elektronikleşmesinin en faydalı unsurlarını paylaşıyor: R&B, hip-hop ve dünya müziği etkileşimleri daha şık bir araya getirilemezdi. Albüme katkıda bulunanlar arasında Owen Pallett ve Jessy Lanza gibi aşırı yetenekli birkaç Kanadalı daha var. Caribou’nun kızının henüz sekiz aylıkken Radiohead ile aynı turne otobüsünde olduğunu da not düşelim, böyle bir ortamda büyümekte olan bir çocuktan müziğe dair ister istemez büyük beklentiler içindeyiz.

Kulak ver: All I Ever Need, Second Chance, Can’t Do Without You

Caribou- Can’t Do Without You

3. Temples – Sun Structures
Tame Impala ve Pond ile Avustralya’dan yükselen saykedelik rock rüzgarlarına kapılan İngiltere’nin sektöre cevabı, çorbaya tuzu olan Temples, ilk albümü Sun Structures’ı Şubat ayında yayımlayarak 2014’e dair beklentilerimizi oldukça yüksek tutmamıza sebep olmuştu. Toplam ağırlığı 200 kilogramı zar zor geçen dört adamdan oluşan Temples’ın yemeyip içmeyip yalın ayak toprağa bastığını, kilise bahçelerinde LSD deneyimi yaşadığını ve final ürün olarak bize bir ilk albüm için aşırı iyi olan Sun Structures’ı sunduğundan eminiz. Senenin sonuna doğru kendini unutturmak yerine, Erol Alkan ve Richard Norris işbirliği olan Beyond The Wizards Sleeve ile el ele vererek albümün yeni bir versiyonu olan Sun Restructured isimli bir başyapıt ile ikinci golü atan Temples, yılın en çalışkan gruplarından biri oldu.

Kulak ver: The Golden Throne, Mesmerise, Keep in the Dark

Temples – Keep in the Dark

2. Glass Animals – Zaba
2014’ün “Tanıştığımıza çok memnun oldum” dedirten bir diğer grubu ise kesinlikle Oxford çıkışlı Glass Animals. Saykedelik indie pop olarak etiketlere sığdırılmaya çalışılacak Glass Animals’ın ilk stüdyo albümü Zaba’yı oldukça farklı bir kayıt yapan ise rafları arasında gezdiği çocuk kütüphanesi. Grubun hem sesi yüzü hem de prodüktörü olan Dave Bayley, ilham aldığı birçok çocuk hikâyesine saygı duruşu niteliğinde yazdığı albüm boyunca romanlara layık olabilmek için egzotik enstrümanlardan yardım almış, çocuk oyuncaklarının sesini ve hatta bahçesinde bulduğu tavşanların çiğneme seslerini kaydetmiş. Albümün ismi ise William Steig’ın The Zabajaba Jungle kitabından geliyor. Zaba’nın geneline yayılan hem dinamik hem de dingin sound ise albümü hem Cuma akşamlarına hem de Pazartesi sabahlarına eşlik edebilecek bir kostüme sokuyor.

Kulak ver: Gooey, Black Mambo, Toes

Glass Animals – Gooey

1. Jungle – Jungle
Özgünlük adına oldukça kısır geçen 2014’ün en ağır topu kesinlikle Jungle oldu. XL Recordings’e bağlı Londralı bir grup olan Jungle, soul’u herkese, hatta FIFA’ya bile sevdirecek kadar modernleştirdiği ilk albümüyle aynı zamanda Mercury adaylarından biriydi. Ödülü bir şekilde Young Fathers’a kaptıran Jungle, kendine seçtiği oldukça az belirleyici ismiyle 2013 sonunda Google aramalarında zar zor bulunuyorken, 2014 sonuna geldiğimizde artık en tepelerde çıkıyor. İyi yerleştirilmiş falsetto vokallerin, kısmen saykedelik gitar riff’lerinin ve 70’ler funk’ının ziyadesiyle tropikal bir harmanını fırına veren Jungle, yalnızca 2014’ün değil, 2000’lerin en iyileri listesinde şimdiden yerini garantiledi bile. Grubun övüle övüle bitirilemeyen, stüdyo kaydından bile pürüzsüz canlı performansını izlemek umarım 2015’in bize müjdesi olur.

Kulak ver: Busy Earnin’, The Heat, Son Of A Gun

Jungle – Busy Earnin’

Bonus: Wild Beasts – Present Tense
Listelerin fıtratından gelir, ekstra birkaç albüme kıyamamak, elemekte zorluk çekmek. İngiliz indie pop grubu Wild Beasts’in dördüncü uzunçaları Present Tensei bu listeye ucundan kıyısından yerleştirmemek, hem gruba hem kendime ettiğim bir hakaret olacaktı. Grubun dinleyicisine Karşılaştırmalı Edebiyat ve Müzik dallarında birer sertifika sunduğu albüm, yeni bir prodüktörle çalışmaya başlanan her albümle aynı kadere sahip: tatmin olmayan muhafazakar fan kitlesi. Yine de Wild Beasts; parçaları destekleyen her biri birbirinden güzel videolar, Haziran ayında KüçükÇiftlik Park’ta sergiledikleri konser, senenin sonuna doğru paylaştıkları gif-roman ve 7 bin küsür boruluk bir orgla sundukları, müziğin kutsallığını ve görkemini gözler önüne seren performanslarıyla 2014’ün gruplarından biri oldu.

Wild Beasts Perform “Wanderlust” Using A Colossal 7,866 Pipe Organ