Yerli hippi kraliçesi ve kralı: Perihan ile Yener

9   +   8   =  

Hippi kültürüne dair hâlihazırda söylenmemiş bir söz bulmak kolay değil. Woodstock müzik festivalinin ve Beatlemania’nın etkisiyle daha çok müzik üzerinden anlatılan bu kültürün, moda üzerindeki etkisi de hayli fazla. Dönemin Kaliforniya valisi Ronald Reagan’ın deyimiyle, “Hippileri bilmez miyiz! Tarzan gibi giyiniyorlar, Jane gibi saç uzatıyorlar, Çita gibi kokuyorlar.” Hikâyenin bizim memlekete nasıl ulaştığına baktığımızda ise karşımıza çıkan iki önemli figür var: Perihan ile Yener, yani Hippiler Kraliçesi ve Kralı. Perihan ile Yener’in kendilerine has hikâyelerini anlatabilmek için biraz başa sarmamız gerekiyor.

1960’larda Türk basının hippileri adlandırmak için sıklıkla başvurduğu iki sözcük vardı. Biri “Beatlemania”dan hareketle “Bitliler”, diğeri ise The Beatles’ın “She Loves You” şarkısında şarkının adını taşıyan ifadeyi takip eden “yeah, yeah, yeah” sözcüklerinden esinlenen “Yeye’ciler”. Manşetlere bakılırsa, onların varlığıyla “İstanbul lekeleniyor”, Türkiye’ye getirdikleri frengi benzeri bulaşıcı hastalıkların yanı sıra hayat tarzları genel ahlâka aykırılık teşkil ediyordu. Tehlikenin boyutunu vurgulamak için “Esrar almak için İstanbul’a gelen Amerikalı ailenin her ferdinden tabanca bulundu,” yazan dahi olmuştu. Bunun üzerine dönemin İçişleri Bakanı Faruk Sükan gümrük kapıları olan valiliklere haber saldı, hippilerin yurda asla sokulmamasını emretti. Oysa hippi kültürü Türkiye’ye çoktan yayılmıştı.

O dönem Beyoğlu sokaklarında yürüyen modaya ilgili biri, Beatles’ı hiç duymamışsa da kısa süre içinde Beatlemania fenomeninin boyutlarıyla ilgili bir fikir sahibi olabilirdi. Vakko Beatles mendilleri, Erol Kundura Beatles modeli ayakkabı, Yekta da Beatles model çanta çıkarmıştı. Bunların yanı sıra Beyoğlu Hava Sokak’ta Beatles Pantoloncusu açıldı, John Lennon tipi gözlükler her yerde satılmaya başladı. Gençlerin saçları da eğer afro değilse muhakkak Beatles kesimdi.

Bu alt kültürün müzikteki yansımaları ise bu toprakları farklı oluşumlar ve türlerle tanıştırdı. 1965’te düzenlenmeye başlanan Altın Mikrofon yarışmasını, 1966’da Ankara’da kurulan Beatles Fan Club izledi. Pink Floyd, Rolling Stones ve Jimi Hendrix’in başını çektiği saykedelik müzik furyası gazetelere göre “İnsanın sinir sistemini ses, ışık ve uyuşturucuyla felç” ediyorsa da protest müzik (Kaygısızlar Orkestrası, Bülent Ortaçgil, Ayten Alpman), Anadolu Pop (Moğollar) ve Türkçe sözlü hafif Batı müziği (Fecri Ebcioğlu, Sezen Cumhur Önal, Ajda Pekkan) gibi kendi yıldızlarını yaratan başka seçenekler de vardı. “Let the Sunshine In” parçasıyla akıllara kazınan Hair müzikali ise senfonik rock’ın gelişini müjdeliyordu.

İstanbul’daki esas buluşma noktaları Sultanahmet olsa da, hippilere Laleli-Sirkeci hattı boyunca rastlamak mümkündü. Her gece parklarda gitar çalıp dans eden, çimlerde yatarak istediklerini yiyip içen bu gruplar, dönemin özgürlük ve barış çağrılarından fazlasıyla etkilenmişti. Carlos Castenada, J.D. Salinger, Aldous Huxley, Ken Kassey, Kurt Vonnegut, Jack Kerouac, Hermann Hesse, Allen Ginsberg, William S. Burroughs’un “malum kitapları” elden ele dolaşıyor, herhangi bir tabu olmaksızın her türlü fikir serbestçe paylaşılıyordu.

Perihan Yücel, 1968’de İzmir’den kaçıp İstanbul’a geldiğinde kendisini işte böyle bir atmosferde buldu. Henüz 16 yaşındaydı. Sultanahmet’te ucuz bir otele yerleşti ve hippilerle takılmaya, onlar gibi giyinip davranmaya başladı. Kısa süre içinde benimsendi, “çok güzel dans ettiği ve sakınmasız gülebildiği için” bu alemlerin kraliçesi ilan edildi. Kral ise bir süredir İstanbul’daydı, ancak henüz kravatlı ve bıyıklı tarzıyla gerçek bir hippi gibi görünmekten çok uzaktı.

Yener’in Yeri adlı meyhaneyi işleten Yener Sıtkı Oruç, Yerebatan Sarnıcı’nın üstünde bulunan kötü bir otelin 4-5 metrelik merdiven altındaki bu mekânı hippilerin kullanımına açmıştı. Kısa süre içinde duvarlar pop-art resimlerle, ilan tahtası her dilden ilginç notlarla, meyhane defteri ise trip-psychedelic şarkı sözleriyle dolmaya başladı. Bir süre sonra kendisi de tarz değişikliğine giderek hippiler gibi giyinmeye başladı. Bu durum, Tıp Fakültesi’nde okuyan oğluyla arasını bozdu, mekânda sık sık kavga etmelerine yol açtı. Hippiler Kralı olmasının ardında ise dönemin bir adaletsizliği karşısında sergilediği duruş yatıyordu.

12 yaşında Timothy adlı bir çocuk, üzerinde fazla miktarda esrarla yakalanınca hapse atıldı. Yaşına bakılmaksızın verilen bu ceza, dikkatleri Türkiye’nin üzerine çekmişti. Çocuğun annesi kararı protesto etmek için Sultanahmet adliyesinin önüne çadır kurdu, günlerce orada kaldı. Yener de semt esnafından ve hippilerden para toplayarak Timothy ve annesine bir yardım kampanyası düzenledi. Artık o da Hippiler Kralı olmaya hak kazanmıştı.

Kraliçe ve kralın iki sarayından biri Yener’in Yeri, diğeri ise “Sammy” lakabıyla tanınan Süleyman Pilder’in işlettiği Lale Pudding’di (Pudding Shop). Bir süre sonra ortadan kaybolan, meyhanesi kapanan, doğum ve ölüm tarihi dahi tespit edilemeyen Yener’le ilgili Ümit Bayazoğlu’nun Uzun, İnce Yolcular: 42 Portre kitabında geçen tek bilgi de Sammy’nin meyhane kitaplarının Yener’in oğlunda olduğuna dair iddiası.

Perihan Yücel, Sirkeci’de bir otel odasında ölü bulundu. Gazetede babasının onu reddettiğine dair birtakım spekülatif haberler çıktı, annesi ise Yedikule’deki mezarını yaptırdı ve taşına “Hippi Kraliçesi Perihan” yazdırdı. Böylelikle ikisinden ve öncüsü oldukları hareketten geriye birçok fotoğraf, “Beatles gibisi bir daha gelmeyecek” düşüncesi, John Lennon’ın hâlâ kullanılan gözlükleri ve dönemin kendine has diye tabir edilebilecek ruhu kaldı.


Kaynak: Ümit Bayazoğlu. Uzun, İnce Yolcular: 42 Portre, Aras Yayıncılık, Ocak 2014.


sayın okur, gönüllü yayıncılığın velinimetlere ihtiyacı olacağını biliyorduk. yazılarımızı okuduğunuz, beğendiğiniz, paylaştığınız için müteşekkiriz. vesaire için maddi destek de sunmak isterseniz, ziyadesiyle minnettar olacağız.