Uzaya çıkan ilk kadın: Valentina Tereshkova

1   +   7   =  

Fransa’da geçen Aralık ayında tüm dünyanın şahit olduğu korkunç bir cinsiyetçilik örneği yaşandı. Ballon d’Or Ödül Töreni’nde Norveç kadın milli futbol takımı ve Olympique Lyon forveti Ada Hegerberg “Yılın En İyi Kadın Futbolcusu” seçildi. Tarihte ilk kez bir kadın Ballon d’Or ödülü kazanmıştı ve sahneye çağrıldığında tüm kadınlık tarihi için eşsiz bir an yaşanacaktı. Bu anı mahveden ve hepimizi öfkeye sürükleyen kişi de törenin sunuculuğunu yapan Fransız DJ Martin Solveig oldu. Solveig, ödülünü almak için sahneye çıkan Hegerberg’e “Twerk yapar mısın?” sorusunu yöneltmişti. Kendinden emin ve öfkeli bir “Hayır!” cevabı alan Solveig’e spor camiası, haber kanalları ve kadınlar tepki gösterdi. Tören sonrasında “ortada bir sorun yokmuş” izlenimi vermek için fotoğraflar çekildi, röportajlar verildi ama hepimiz rezaleti örtbas gayretlerinin farkındaydık. Böyle anlarda kadınlar kendilerine tanıdık gelen ama artık bir o kadar da yabancı hâle gelmesini umdukları hislerle doluyorlar. Elinizden gelenin en iyisini yaptıktan sonra başkalarını da ikna etseniz bile yine bir erkek çıkıp her şeyi mahvedebiliyor.

Harcamamız gereken emeğin hep daha fazlasını talep eden ataerkil dünyaya bundan 56 yıl önce paraşütüyle bir kadın indi. Bugün hâlâ isminin ne kadar duyulup duyulmadığı muamma. Futbolcu Ada Hegerberg’in yaşadığı gibi kamu önünde cinsiyetçiliğe maruz kalacağını bilseydi, belki Vostok-6’yı başka bir gezegene sürebilirdi. Sovyet havacısı ve kozmonotların ilk komutanı Nikolay Kamanin ondan “Etekli Gagarin” olarak bahsetmişti. Tarihin en ilerici deneyi olan Sovyetler Birliği’nde bile “iltifat” olarak görülebilen bu yakıştırma, aslında kadınların başarılarına nasıl gölge düşürülebileceğinin küçük bir örneğiydi.

Uzaya çıkan ilk kadın olan kozmonot Valentina Tereshkova, 1937’de Masslenikovo’da çiftçilik yapan yoksul bir aileye doğdu. Doğumundan iki yıl sonra, II. Dünya Savaşı sırasında babasını kaybetti. Maddi olarak oldukça zor dönemlerden geçen Tereshkova, liseyi yarıda bırakarak bir tekstil fabrikasında işçi olarak çalışmaya başladı. Bir yandan da amatör olarak paraşütle ilgilenen genç kadın, aynı zamanda Sosyalist Gençler Birliği’nde çalışıyordu. Bugünden geriye baktığımızda, Tereshkova Sovyetler Birliği’ni uzayda temsil edecek kadın profili için biçilmiş kaftan olduğu açıktı: Yoksul bir ailede doğan, her şeye sıfırdan başlayan, genç yaşından itibaren sosyalizme tutkulu, tekstil işçisi genç bir kadın… Bu profil, o yıllarda ABD ile uzay konusunda sağlam bir yarışa giren Sovyetler Birliği’ni, yarışta bir adım öteye taşıyacak bir profildi. Aslında bu yarış, Sovyetler’in 1957’de SPUTNIK-I’i yörüngeye başarıyla yerleştirmesiyle başladı. Bununla da yetinmeyen Sovyetler, bugünlerde etik açıdan çokça tartışılan, içinde köpek Layka’nın can verdiği SPUTNIK-II’yi de yörüngeye başarıyla yerleştirmişti. Bu yarışın karşı tarafı ABD ise bu esnada ilk uydusunu bile henüz uzaya fırlatamamıştı.

Uzaya çıkan ilk insan olarak andığımız Yuri Gagarin ise 1961’de Vostok kapsülüyle başarılı bir uzay yolculuğu gerçekleştirdikten sonra Sovyetler bununla yetinmek istemedi. ABD’nin açık ara farkla önüne geçebilmek ve tüm dünyaya Sovyetler’i daha iyi tanıtmak ve kadın-erkek eşitliğindeki duruşlarını anlatmak için “uzaya gidecek ilk kadın” fikrine odaklandılar. Dönemin devlet adamı Kruşçev, daha sonra başarılı olacak bu stratejilerinden bahsederken burjuvazinin kadınları her daim zayıf canlıları olarak görmesinden ve burjuvaziyi zayıf gösterecek Sovyet kadını temsilini uzaya hazırladıklarından bahsetmişti. Bu kadının iyi eğitimli ve özel bir kadın olmasından çok halkın içinden ve toplumu temsil edecek sıradan bir kadın profili olmasını arzuluyorlardı.

Yuri Gagarin önderliğinde başlayan seçmelerde 400 kadın arasından finale beş kişi kalmıştı. Tereshkova, bu adaylar arasıda paraşütteki uzmanlığı, işçi ve sosyalist bir kadın olması ve babasını savaşta kaybetmesiyle ayrışıyordu. Uzaya gidecek ilk kadın olarak seçildikten sonra da Tereshkova, aslında olması gerekenden hep fazlasıyla bu sürece hazırlandı. Geceler boyu uykusuz kalarak, notlar alarak, yılmadan inatla çalışmaya devam ederek… Eğitim düzeyi, roket teorisi veya uzay aracı mekaniğini anlamaya yeterli değildi ama inadıyla bunun üstesinden geldi. 16 Haziran 1963 ise hem insanlık hem kadın mücadelesi tarihine damga vuracak bir gün olacaktı. Çünkü Valentina Vostok-6’sıyla üç gün sürecek uzay yolculuğuna hazırdı. Kendisine kod isim olarak Martı’yı (Chaika) seçen Valentina, dünya etrafında tam 48 tur attı ve yaklaşık 71 saat uzayda kaldı. ABD’li astronotların uzayda kalış süresi o güne kadar toplam 36 saatti ve Tereshkova bu rakamın oldukça üstünde bir yolculuk gerçekleştirmişti. Yolculuğu sırasında çektiği fotoğraflar sayesinde atmosferin aerosol katmanlarının tanımlanmasını sağlayarak bilime de önemli katkılarda bulunmuştu. Ancak dönüş yolculuğunda gördüklerini ve düşündüklerini şöyle özetleyecekti: “Altımda bir göl vardı. Paraşütüm çok büyüktü ve 3 km kala açmam gerekiyordu. Bu yüzden benim için planladıkları yere, göle iniş yapmam gerekti. Aklımdan geçen ilk şey: Tanrım, uzaya bir kadın gönderiyorlar ve geri gelir gelmez ilk yaptıkları şey o kadını ıslatmak oluyor.”

Sovyetler Birliği, uzay yolculuğunun başarıyla yeryüzüne iniş yapan Valentina Tereshkova’yı Lenin Nişanı ve Altın Yıldız Madalyası ile onurlandırdı. Tereshkova, kadın kozmonot programı kapatılana kadar uzay mekiği mühendisi olarak Sovyet Uzay Programı’nda çalışmaya devam etti. 1969’dan 1991’e kadar Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi üyesi olarak görev yaptı.

Bu ilham verici hikâyede Tereshkova’nın nelere maruz kaldığı ise arka planda kaldı. Yıllar sonra verdiği röportajlarda diş fırçasının unutulduğunu ve hatta roketin sadece yukarı gitmeye programlandığının, geriye dönmeye programlanmasının unutulduğundan bile bahsetmişti. Teknik aksaklıkların yanında aslında maruz kaldığı en önemli şeylerden biri de tarihi insanlık kadar eski olan cinsiyetçilik belasıydı. Örneğin erkekliğinden kıl aldırmayan kozmonot Aleksey Leonov, Valentina’nın uzay yolculuğundan sonra “Tereshkova’nın uçuşunu incelediğimizde gördük ki uzay yolculuğu kadınlar için zor bir iş ama yeryüzündeki başka işleri yapabilirler. Tereshkova, eğitim bittikten sonra 29 yaşında olacak ve eğer iyi bir kadınsa aile kuracaktır. Bir anneyi böyle ağır fiziksel koşullara maruz bırakmak doğru değil,” diye konuşmuştu.

Bu iki cümlenin bize yaşadığımız gezegen ile ilgili hatırlattığı bir şeyler var: Elimizden gelenin en iyisini yapıp üzerine uzaya da çıksak, kadın olduğumuzun ve nasıl yaşamamız gerektiğinin erkekler tarafından her an hatırlatıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Bu yüzden de kadınların uzay yolculuğundaki hevesini sürdürebilmesinin altında belki başka gezegenlerde işlerin nasıl yürüdüğünü öğrenmek de vardır.

Yakın geçmişten Ada Hegerberg’i hatırladığımızda, kendimize veya çevremizdeki kadınlara baktığımızda, en ufak bir başarı için bile olması gerekenin ne kadar üstünde bir çaba sarf ettiğimizi fark ediyoruz. Tereshkova, Gagarin kadar şanslı görünse de bir kadın olarak pek şanslı değildi. Kendi şansını yine fazlasıyla emek harcayarak kendi yaratmıştı. Bugün hâlâ uzaya çıkmak için emek sarf eden kadınlar veya bu hayali kuran kız çocukları, erkekler kadar şanslı değil, daha doğrusu eşit fırsatlara sahip değil. Bu mücadelede yol aldığımızı hissettiğimiz o küçücük zafer anında, örneğin Hegerberg’in sahneye çıktığı o an veya Tereshkova’nın yeryüzüne paraşütüyle iniş yaptığı o anda bile bir erkeğin çıkıp her şeyi berbat ettiğine şahit oluyoruz. Bu şahitliğin getirisi, tek bir duygu olmamalı elbette. Kırılabilir, üzülebilir, pes edebilir, inat edebilir veya yorulabiliriz. Ama tarihten ve bugünden aldığımız tek ders, öfkemizin sürekliliğine zeval vermememiz gerektiği. Şimdilik başka bir gezegende yaşam olup olmadığını bilmiyoruz. Yeryüzünü kadın ve erkek için eşit şartlara sahip bir yer hâline getirene kadar öfkeli kalmak zorundayız.