Toksik ilişkiler artık “cool” değil

Londra, 1940. Fotoğfraf: Fox Photos, Getty Images.

Kuşakları harflerle tanımlamayı aşan bir bağlamda konuşmamız gerektiğini düşünmemin yanı sıra tam olarak hangi kuşağa ait olduğu da tartışmalı bir dönemin çocuğu olarak, ergenliğimde karşılaştığım köklü durumların hızla değiştiğini gözlemlemek ilginç bir deneyim. Bu değişimlerin kimisi “iyiye” kimisi “kötüye” giden, kimisi de “hiçbir yere” gitmeyen bir halin izleri olsa da ele alacağım meselenin ziyadesiyle olumlu bir değişim olduğunu düşünüyorum ve umuyorum. Beni bu yazıyı kaleme almaya iten birkaç gün önce Twitter’da popüler bir müzik sayfasının Amy Winehouse’un mezarı başında ağlayan eski erkek arkadaşı Blake’in fotoğrafını paylaşması, akabinde gelen tepkilerle fotoğrafın silinmesi oldu. Kısa süre önce topluca övdüğümüz durumları şimdi topluca eleştirmemizi sağlayan sihirli bir kırılma anı yaşanmadığına (ya da en azından ben böyle bir an hatırlamadığıma) göre değişen ne?

Henüz 14-15 yaşlarında sıkı bir rock müzik dinleyicisi olarak iki medyatik ilişkinin ikili ilişkileri algılayış biçimimde büyük yer edindiğini hatırlıyorum. Ünlü rock yıldızı Jim Morrison ile “kozmik sevgilisi” Pamela Courson ve şahsına münhasır diva Amy Winehouse ile “unutulmaz aşkı” Blake Fielder-Civil. Popüler kültürün en sevdiği imgelerden biri olan ölümcül derecede tutkulu aşkın romantik şarkı sözleri, estetik fotoğraflar ve abartılı medya ilgisiyle olumlanması o kadar kolaydı ki aksine ikna olmak epey çaba gerektiriyordu. Aşkın tutkulu, zorlayıcı, fedakârlık gerektiren, gürültülü bir şey olması gerektiği fikri evde, okulda, sokakta, her yerdeydi. Özellikle dönemin gençler arasında popüler olan sosyal medya platformu Tumblr’da şu an baktığımda oldukça tehlikeli bulduğum bu düşüncenin epey ciddi bir tüketici kitlesi vardı. Halihazırda ataerkil toplumun her hücresi tarafından dayatılan “kadının erkeği idare etmesi gerektiği” düşüncesi, gençlerin alternatif bir alan olarak sığındığı yerlerde de başka bir bağlamda karşılarına çıkıyordu. Özetle, bugün psikologlar tarafından sıkça değinilen, önemli bir gündem olarak karşımıza çıkan toksik ilişkiler çok değil, bundan henüz 5-10 yıl kadar önce bir problem olmanın aksine oldukça “cool” şeylerdi. Biz de rock yıldızları gibi iz bırakan dizelerle, sözde aşk dolu fotoğraflarla tarihe kazınarak sevmek ve sevilmek istiyorduk. Peri masallarında külkedilerini kurtaran prenslerin çağını geçmekle övünmüş ama rock’n roll’un serin sularında birbirlerini boğan yıldızların çağında kalakalmıştık.

Hayatın her alanında birilerine başkaldırmayı dert edinmiştik ancak Amy Winehouse “Erkeğim kutsal olmayan bir savaşta çarpışıyorsa arkasında dururum”[i] deyince bu büyülü gücü kendimizde de arıyorduk. Kimsenin bir şeyi değil, özgürce kendimiz olmak istiyorduk ancak Jim Morrison’ın “O benim kızım, yalnızca beni bekliyor”[ii] minvalinde şarkı sözlerini nedense çok havalı buluyorduk. Bu ilişkilerdeki şiddet sarmalının açıkça ölümcül bir noktada son bulması bile bizi durdurmuyordu, çünkü durdurması gerektiğini hiç öğrenmemiştik. Oysa bu inatla romantize ettiğimiz sarmal sadece bizim algımızla değil bu ilişkilerin içindeki kadınların hayatlarıyla da oynamıştı. Mesela eğer Amy Winehouse’a sorabilseydik eminim ki o da efsanevi sesinden ya da popüler müziğe damga vuran tarzından önce kendisini hem maddi hem de manevi anlamda sömüren bir erkekle anılmak istemezdi. Ya da belki Pamela Courson’ın da #MeToo’yu görme şansı olsaydı Jim Morrison hafızalarımızda bir kral olarak kalmazdı.  Peki, böyle ilişkiler yeryüzünden silinmediğine göre, bu kadar kısa sürede ne değişti? Toksik ilişkiler neden artık “cool” değil? Ya da sahiden değil mi?

Kapitalizmin (ve onun kıskacındaki medyanın) başlı başına ataerkil bir olgu olduğu kesin. Bunun yanında çok da kesin olmayan, sistemin toplumsal kıpırdamalara ne kadar hızlı ayak uydurduğunu her zaman fark edemeyişimiz olabilir. Toksik ilişkilerin artık hunharca övülmemesinin sebebi medyanın aklının başına gelmesi ya da hatasını fark etmesi değil elbette. Üstelik bu durum zaten gözden kaçırılan bir hata olabilmek için fazlasıyla köklü ve tehlikeli. Dolayısıyla, aksine, bu anlatılara geri adım attıran hedef kitledeki tüketici kadınların talepleri ve feminizmin etki alanını giderek kuvvetlendirmesi. Toksik ilişkiler artık havalı değil, çünkü bunun farkındayız, bu anlatının tekrar ve tekrar üretilmesini kabul etmiyoruz. Bu anlatıyı yeniden üreten şarkılara, ikonlara ve hatta paylaşımlara rağbet göstermemek bir yana tepki gösteriyoruz. Kişisel olanın politik olduğunu her geçen gün daha derinden fark ediyoruz. Yalnızca kamusal alanda, yargıda ya da yasamada değil en özelimizde, kendi ilişkilerimizde, hayallerimizde, iletişim biçimlerimizde de eşit ve özgür olma talebindeyiz. Hatta bu anlamda sadece kendimizin ya da bizden sonrakilerin algısını değil, bu dünyadan göçüp giden idollerimizin mirasını da yeniden üretmek istiyoruz. Bu bakımdan evet, bu belki sihirli bir kırılma noktası değil ancak tartışma zeminlerinin çoğalmasıyla, bilgiye ulaşımın pratikleşmesiyle, bilincin artmasıyla yani kadınların güçlerini her geçen gün daha büyük bir güvenle keşfetmesiyle beraber hızla güncellenen ve umut veren bir süreç.

Bu noktada kültür ürünlerinin tüketicileri olarak medyanın bir anlatıyı ne şekilde çerçevelediğine doğrudan olmasa da dolaylı olarak müdahale edebileceğimizin farkına varmak önemli. Biz tüketmedikçe üretilmeyecek. Biz tepki verdikçe üretilmeyecek. Biz kabul etmedikçe üretilmeyecek. Böylelikle belki kendi maruz kaldığımız, olumsuz etkilendiğimiz anlatılara bizden küçük yaştaki kadınların ve LGBTİ+ların maruz kalmamasını sağlayabileceğiz. Üstelik bu iddia edilenin aksine ataerkil medyanın başarısı değil, bizzat bizim kazanımımız olacak.

Toksik ilişkiler artık “cool” değil, çünkü kadınlar bunu “cool” bulmuyor.


[i] “Some Unholy War”, Amy Winehouse (2006).
[ii] “Blue Sunday”, The Doors (1970).

Muhabbetimiz daim olsun...

BENZER YAZILAR
daha fazla

“İnsan olmak yeterli”

Değer verdiğim birinin benden o kadar da haz etmediğini öğrendikten birkaç saat sonrasıydı. Geceler boyu süren bir konuşmadan…
daha fazla

Mayın tarlasında gezinmek

“Küçük bahçeyi sanki epeydir bir ’emlak’ haline gelmemiş gibi şu anda bile şefkatla sulayan ama girmek isteyebilecek yabancıyı…
sayın okur, bir maniniz yoksa sizi de bekliyoruz. vesaire’nin eski ve yeni yazılarından itinayla derlediğimiz tematik bültenleri her pazar sabahı okumak için şimdi abone olunuz: ve'posta.
KAYDOL
Total
33
Share