Tekilden çoğula bir Ruban Nielson hikâyesi: “Multi-Love”

9   +   1   =  

Müzik bugüne kadar aşka dair kütüphaneler dolduracak kadar laf etti, ilk aşk, son aşk, aşk acısı, aşk sarhoşluğu, gerçek aşk, tek gecelik aşk ve etrafında gelişenler. Ama çokeşlilikten de öte “çok aşklılık” hakkında kelam eden bir albüme sık rastlamıyoruz. Yarı Yeni Zelandalı yarı ABD’li Unknown Mortal Orchestra’nın üçüncü uzunçaları ise baştan aşağıya bunun hakkında.

2010’dan beri ortalıkta olan Unknown Mortal Orchestra’nın sesi, yüzü ve beyni bildiğiniz üzere Ruban Nielson. Grup esasında Nielson’ın müzikte ikinci baharı niteliği taşıyor, zira 35 yaşındaki müzisyen henüz ABD’ye taşınmadan önce Yeni Zelanda’da nispeten başarılı bir punk grubu olan The Mint Chicks ile haşır neşirdi.

Ancak erkek kardeşi Kody ile ayakta tutmaya çalıştıkları bu grup iki biraderin anlaşmazlıkları neticesinde sona erdi, deyim yerindeyse, Ruban da müziğe profesyonel olarak tövbe etti. Ta ki amatör olarak kaydettiği “Ffunny Ffriends” internet dehlizlerinde parlayıp da Nylon’un radarına takılana ve Ruban’ın on küsür yıllık sevgilisi – eşi – çocuklarının annesi Jenny onu tekrar cesaretlendirene dek.

Gerisini biliyorsunuz. Ruban konserler verebilmek adına bir performans grubu kurar, babama-albüm-yapsalar-dinlerim kategorisinde yer alan plak şirketi Jagjaguwar ile el sıkışılır. Doğal olarak kendi adını taşıyan ilk albüm, Ruban’ın bütçesinin izin verdiği bir ekipmanla kaydedilmiştir ve ziyadesiyle lo-fi ve çiğ bir sound’a sahiptir. Mental olarak ise Ruban’ın katiyen yakasından silkemediği insomnia izlerini, ancak müziğe geri dönüşünün, gerçek aşkına tekrar kavuşmasının da pembe umutlarını ve çiçeği burnunda bir baba oluşunun enerjisini taşır. Muhafazakar UMO hayranlarının geride bırakıp da yoluna devam edemediği bu albümü, grubun bu iki-yılda-bir-albüm disiplinini gelenekselleştireceği üzere tam iki yıl sonra, II takip eder. Bu albüm çoğumuzun “McLovin” olarak tanıdığı Chris Mintz-Plasse’nin başrolünde oynadığı klibiyle “So Good At Being In Trouble” ve “Swim and Sleep (Like a Shark)” gibi hit şarkılarla kendisini 2013’ün en iyileri arasına, Unknown Mortal Orchestra’yı ise festivallerin ve indie’ye göbek bağıyla bağlı olanların vazgeçilmezleri arasına yerleştirir. Ancak Ruban cephesinde gerçek bir sıkıntı vardır. Zira “Isolation can put a gun in your hand” sözleriyle açılan bu albüm, müzisyenin iyi bir baba ve sevgili olabileceğine dair endişelerini taşır.

Derken bütün dengeleri sarsacak bir serüvenin içine düşer Nielson ailesi. Ruban’ın Pitchfork’a bütün ayrıntılarıyla anlattığı üzere müzisyen Tokyo’da turnedeyken bir bara girer ve 18 yaşındaki bir kızla ilk göz temasının ardından çevrimiçi temas kurmaya başlar. Mektup arkadaşlığına dönüşen bu ilişkiye bir süre sonra Ruban’ın ilk aşkı, son aşkı ve her şeyi olan Jenny de müdahil olur. Bir süre sonra Jenny ve Laura (Ruban Pitchfork’a anlatırken bu ismi veriyor kıza) çok daha yakın bir ilişki kurmaya başlarlar ve bir gün Jenny Ruban’ın karşısında belirir: “Laura’yı çağırdım, buraya bizimle yaşamaya geliyor.” “Sanırım boku yedim” diye düşünen Ruban, duruma her zaman yaklaştığı gibi bir sanatçı olarak yaklaşır ve bu sürreal serüvenden müziğine fayda sağlamaya karar verir: “Evliliğime neler oluyor bilmiyorum ama sıradaki albüm bu süreci belgeselleştiren bir albüm olacak.”

Bu süreçte yaşanan magazin ayrıntıları için Pitchfork’a başvurabilirsiniz, biz albüme dönelim. Ruban, Jenny ve Laura’nın yaşadığı bu üçlü aşk hem albüme adını hem de şarkıların tamamına ilhamını verir. “Multi-Love”ın iki dizesi bunu ziyadesiyle açıklıyor: “It’s not this song is about her, all song are about her”. Bu “çoklu aşk” ayrıca Ruban’ı mental olarak iyileştirdiği gibi müziğinin sound’una da daha majör bir kostüm giydirir ve Ruban’ın amaçladığı gibi ailesinin yaşadığı bu serüvene ayna tutan bir belgesel niteliği taşır. Bunu sadece işitsel olarak değil, görsel olarak da sunar üstelik. Zira albümün kapak fotoğrafını Laura çekmiştir, Ruban stüdyosundayken tıpkı her gece yaptığı gibi oraya sessizce girdiği gecelerden birinde.

Grubun iki yıllık Instagram hesabı üzerinden de takip edebileceğiniz bu sound değişimi, hayranlığını YouTube yorumlarıyla anlatmak isteyenler tarafından çok da memnuniyetle karşılanmıyor, zira 2011’de lo-fi olanın 2015’te saykedelik pop ve hatta diskoya evrildiğini en tembel kulak bile ayırt edebilir. Ancak 2015 yılında hala bu “tür muhafazakârlarının” hayatını sürdürebilmesine inanmak istemiyorum. Tıpkı Jenny’nin Ruban’a olan aşkının Laura’yı evlerine davet etmesine izin vermesi gibi, Unknown Mortal Orchestra hayranlarının fanatizmi de grubun, bilhassa Ruban Nielson’ın kendini gerçekleştirmesine izin verebilmeli.

Multi-Love duygusal bir macera anlattığı gibi müzikal bir yolculuğun da izlerini sürüyor. “Like Acid Rain” 60’lara selam çakarken, “The World Is Crowded” 70’lerde yaşayan bir arkadaşına bakıp çıkıyor, “Can’t Keep Checking My Phone” 80’lerde üç beş tur atıyor, “Stage or Screen” ise, biraz da Maroon 5’ın “This Love”ını anımsatarak, gerçek bir 2010’lar hit’i olarak günümüze iniş yapıyor. Bütün bu süreç boyunca zamansızlığını garanti altına alan şarkılar ise “Multi-Love”, “Puzzles” ve “Can’t Keep Checking My Phone” oluyor. Ayrıca “Can’t Keep Checking My Phone”un 2015 düğünlerine damga vuracağını, çeşitli hipster halaylara gebe olduğunu ise buraya not düşelim. İster tek aşklı ister çok aşklı olun, yeter ki aşksız kalmayın.

multi-loveUnknown Mortal Orchestra
Multi-Love
2015, Jagjaguwar