Takım: Kuru fasulye aşkına

3   +   4   =  

Emre Şahin’in senaryosunu İnan Temelkuran’la birlikte yazdığı ikinci filmi Takım: Mahalle Aşkına, geçtiğimiz Cuma günü vizyona girdi. Filmin “Kentsel dönüşüm üzerine de bir şeyler söyleyen futbol filmi” ile “farklı kesimlerin bir araya gelebileceğini gösteren futbol filmi” olarak yorumlanması arasında fark olduğunu düşünüyorum, anlatmaya çalışayım.

Hikâye, temelde babalarından kalan halı sahanın borcunu ödemek için kurdukları takımla birlikte bir amatör futbol turnuvasına katılan bir abi-kardeş üzerinden ilerliyor. Onların mücadelesi, devam eden inşaatlarının tam ortasında durduğu gerekçesiyle halı sahayı satın almak isteyenlere karşı bütün mahallenin bir araya gelmesini sağlıyor.

Anlatının Hollywood’daki muadillerine benzer yol aldığını söyleyebiliriz: Beş benzemezin bir araya gelerek oluşturduğu bir takım, ilk maçta farklı yenildikleri takımla final maçında tekrar karşılaşma şansı, “inanırsan, bir araya gelirsen her şeyi başarırsın” mesajı, kapanış…

Yorumlayabilmek için adını koymamız lazım: Elimizdekini asgari standardı belirleyen bir film olarak değerlendireceksek bu “naiflik” ya da “samimiyet” meselesinin işlediğini söyleyebiliriz. Ama bu bir “sosyolojik altyapısı da olan futbol filmi” ise daha fazlasını aramak hakkımız.[i] “Farklı kesimler de bir araya gelebilir” mesajı vurgulanıyor diye o farklı kesimlerin en stereotipik halleriyle karşımıza çıktığını göz ardı edebilir miyiz? “Bu ülkeyi kuran ulu önderimiz” diye söze giren gencin, lafını “heval” diyerek bölen genç ile atışmasını izliyor olmak farklı kesimlerin temsil edilmesi için yeterli mi? Aynı tartışma esnasında sırayla söylenen catch-phraselerden kadının payına düşenin “yalnız ‘bayan’ demezsek…” olması bize karakterle ilgili ne söylüyor? Eğer elde olanın tanımı ona göre yapılırsa, bunlar filmi başarısız yapacak unsurlar olmayabilir. Örneğin takımın adının (Pilavüstü Kuru) bulunduğu sahnede, bu “naiflik” gülümsetiyor.

Bir de kentsel dönüşüm meselesi var. Halı sahayı satın almaya çalışan bir “büyük mafya” ve aileyi ikna etmesi için görevlendirdiği bir “küçük mafya”. Küçük mafyanın aileyle eskiye dayandığı ima edilen, ama tam öğrenemediğimiz tanışıklığı, ona günü kurtaracak motivasyonu veriyor. Peki, kentsel dönüşüm bundan mı ibaret? Büyük mafyanın, “sağ olsun bu devirde büyüklerimiz destek de oluyor” minvalinde bir şeyler söylemesiyle meselenin teşhisinin doğru yapıldığına ikna oluyor muyuz? Böyle teşhise böyle çözüm: Şimdi aile küçük mafya sayesinde büyük mafyadan kurtulmuş mu oldu?

takim

Film eğer sosyolojik altyapısı da olan bir futbol filmiyse, ortada kentsel dönüşümün bir devlet politikası olmasıyla ilgili sessiz kalmamaya dair ahlaki bir sorumluluk da var. Yakın zamanda Madımak: Carina’nın Günlüğü (Ulaş Bahadır, 2015) filminin korkaklığı üzerinden de benzer tartışmalar dönmüş, Madımak’ta hayatını kaybedenlerin yakınları filme tepki göstermişti. Takım: Mahalle Aşkına, Madımak: Carina’nın Günlüğü‘ne kıyasla daha az “iddialı” yapısıyla, bu tartışmalardan görece muaf tutulabilir, biz de “farklı kesimler bir araya gelsin” mesajıyla yetinebiliriz.

Pascal Nouma’nın canlandırdığı Puma, Pilavüstü Kuru’ya eklenen son oyuncu. Onu da Fatih Belediyesi’nin düzenlediği Afrika Kupası’nda keşfediyorlar. Pınar Öğünç, Socrates Dergi‘nin Ağustos sayısı için yazdığı yazıda, konuştuğu Nijeryalı Sola’nın ağzından bu turnuvalar ve hayatı hakkında şunu aktarıyordu: “Atmosfer güzel, insanların bir araya gelmesi iyi ama maçtan sonra ne oluyor? Cehennemde yaşamaya devam ediyorsun.” Puma’nın yaşadığı yer, başına gelenler, ona şahit olanların hali, hepsi bu cehenneme dair parçalar. Üstelik aynı yazıdan öğreniyoruz ki, Festus Okey’in yolu da bu turnuvalardan geçmiş.

Takım: Mahalle Aşkına için en basit tasnife başvurularak “ticari film” deniyor. Eğer bu filmin sosyal farkındalığının, ticari filmin asgari standardını oluşturması gerektiğinin farkındaysak, stereotipleşen karakterler ve yüzeysel kentsel dönüşüm bahsi yeterli kabul edebilir. İşin Hollywood anlatısı kısmına odaklanarak reklam görselli jeneriklik goller ve iyi oyunculuklar izlemek isteyen için ülkede alternatif olmadığını da belirtmek gerek.

[i]  Yok Öyle Kararlı Şeyler vokali Erdem Topsakal’ın vesaire’ye verdiği röportajda “beceriksizliğin samimiyete vurulması” üzerine güzel tespitleri vardı.