Robot olmadığınızı kanıtlayın: 6   +   1   =  

Bankalar kapandı, kurtarma paketi referandumu ufukta – Avrupa’nın yegâne radikal sol hükümeti kitlelerden aldığı desteği elinde tutmakta zorlanıyor. Syriza’nın bu durumdan zaferle çıkıp çıkamayacağı bir haftadan kısa bir süre sonra belli olacak.

Eğer Yunan halkının avroyu kullanmaya devam etme kararını oyladığı seçimden tasarruf kararı çıkar ve Pazartesi günü her şey biterse Avrupa’nın iktidar olabilmiş ilk radikal sol partisi eleştirmenler tarafından başarısız addedilecek.

Syriza, halkı referanduma çağırarak alacaklılarına karışı elini güçlendirmeye yönelik bir kumar oynadı. Ancak kurtarma paketi programında bir uzatma söz konusu değilken ve Avrupa Merkez Bankası’nın sağlayacağı acil durum fonu bıçak sırtındayken referandum hamlesi bu haftanın “banka tatiline” ve ATM’lerdeki paranın tayınlanmasına sebep oldu.

Muhalefet ve piyasa çevresi ekonomik felaket uyarısı yaparken, ismi radikal solun koalisyonu anlamına gelen Syriza stresli bir haftaya giriyor. 20.000 üyeli  parti ya Yunan toplumunun sol yarısını alacaklılarla pazarlık yapmaya yetecek kadar uzun bir süre bir arada tutacak ya da popüler öfke ve hayal kırıklığının baskısı altında hezimete uğrayacak. Öte yandan, eğer kazanırlarsa Avrupa’daki tasarruf karşıtları tarafından kahramanlaştırılacaklar.

Ancak kazansa da kaybetse de hükümetteki Syriza gelişimi hâlen süren bir oluşum. Ilımlı Marksizm’in alt kategorileri olduğu gerçeğini bir kenara bırakın, Yunanistan’dan bihaber insanların okuyamayacağı bir olgu.

Fotoğraf: Yannis Kolesidis/EPA

Fotoğraf: Yannis Kolesidis/EPA

Tasarruf altında Yunanistan telaşa kapıldı. Sabahları ekmek alınan fırınlar da dahil tüm kamusal alanlar hormonsal gerginlik ve siyasi anlaşmazlıklarla yüklenmiş bir durumda, Atina soğuk terler döküyor. Siyasi gündem oldukça şiddetli. Geçen hafta bir grup anarşist ücret ödemeden gitmek istedikleri bir müzik festivalini paralı yaptığı gerekçesiyle antikapitalist radikal sol parti Antarsya’nın genel merkezine  sopalarla saldırdı.

Bohem Exarchia bölgesinde bir grup 15 yaşında siyahlara bürünmüş gencin, bir Cumartesi gecesi benzer şekilde bohem kafe sakinleriyle dolu bir caddede, sırf ilkeleri bunu gerektirdiği için, petrol bombalarıyla ve yanan çöp tenekeleriyle kargaşa yarattığına tanık oldum.

Kısacası Atina ara sıra gerçekleşen isyanlar, halka açık yerlerde öpüşmeler, sokak tiyatroları ve tehlikeli scooter teknikleri gibi gösterişli ilgi çekme çabalarının sahnesi oldu. Huxley’nin Şangay hakkında söylediği gibi “kapağı açık bir hayat” ve aynı nedenlerden dolayı: “hayat dolu, dikkatlice yönlendirilmiş, hızla ve güçle akıyor.”

2008’den beri süre gelen çalkantılı durumu inceleyen Durham Üniversitesi coğrafyacılarından Antonis Vradis, gençlik örgütlerinin bu haftanın “kırılmasına” nasıl hazırlandığını Avrupa Merkez Bankası’na anlatıyor: “Acze düşüremeyeceğiniz yapılar inşa ediyorlar. Etrafınızda gördükleriniz bu insanların kendi kurdukları klinikler, sosyal merkezler. Hayatta kalmalarına yardım edecek yapılar.”

Exarchia Meydanı’nın köşesindeki Floral Kafe’de Vradis ile buluştum. Her ne kadar yıpranmış olsa da, bu binanın bir iş merkezi olduğuna dikkat çekti. Daha da önemlisi, 1944’teki Britanya’ya karşı başlatılan ayaklanmada “çatıdaki keskin nişancılardı komunistlerdi.”

Buradaki gençler akıllarının bir kısmı geçmişte kalmış bir biçimde hareket ediyorlar. Duvarlarında şık plakalara ihtiyaçları yok. Exarchia’dan, Syntagma’dan ya da şimdilerde başbakan Aleksis Çipras’ın oturduğu parlamento taraflarındaki malikanenin önünden geçerken direnişçilerin öldükleri yerleri, 1974’te öğrencilerin bir tankı durdurduğu yeri görüyorlar.

2011’de parlamentonun önüne çadır kuranlar da bu coğrafyada radikalleşmiş genç insanlardı. Birçok yabancı gazetecinin görmediği bir hareket düzenlediler: Şehrin ve banliyönün dört bir yanında genç annelerin, göçmenlerin ve çileden çıkmış emeklilerin kendilerini duyurabilecekleri yerel oluşumlar. Komunistler onları kınadı, sosyalistler üzerlerine isyan polisini yolladı. Söylenilen o ki, Çipras ofisinin penceresinden baktı ve şu beyanda bulundu: İşte bizi iktidara taşıyacak insanlar.

Ancak Syriza farklı. Syriza sosyalizmin kırmızısının, ekolojinin yeşilinin ve feminizmin morunun bir koalisyonu. Ancak temel olarak kırmızı. Batının komünist partilerinin, Moskova yerine parlamenter demokrasinin yanında durmasıyla doğan Avrokomünizm’den doğdular. En etkili aktivistleri 50 yaşının üzerindeki, Karl Marx’ın Kapital’inin üç cildini, ayrıca Grundisse’yi, Artı Değer Teorileri’ni ve Fredrich Engels’in Antidühring’ini okumuş insanlardı. Birçoğu şu an milletvekili ya da özel danışman. Onları Exarchia ve Plaka’nın radikal kafe ve barlarında bulabilirsiniz.

Nasıl olup bu solcu Yunan neslinin bu tecridin içinden kurtulduğu yalnızca akademik bir önem arz etmekle kalmıyor. Modern tarihte ilk kez küresel finansal sistemi beceriyle reddeden bir hükümet kurmayı başardılar. Güçleri, 2008 ve 2011’deki gençlik başkaldırılarının önemini anlamalarından kaynaklıydı. İçlerinden bazıları Syntagma Meydanı’nında kendi çadırlarını kurup, biber gazıyla uzaklaştırılmışlardı. Ancak bu süreç içinde parti daha resmi ve dirençli bir yapı kurdu.

syriza2014

Fotoğraf: Petros Giannakouris/AP

Görünüşe göre zayıflıkları, Nicos Poulantzas’la başlıyor. Poulantzas, 1969’da kapitalist devletin doğası üzerine Britanyalı İşçi Partisi milletvekili Ed Milliband’in babası Ralph ile tutuştuğu ünlü kavgayla bilinen, yeni soldan Yunan bir entelektüeldi. Ralph Milliband devletin yapısal olarak bireylerin iradelerinden bağımsız bir biçimde kapitalist olduğunu söylemişti.

Poulantzas 1970’te Yunan solu için ikili bir strateji geliştirdi: İlk adım devleti partiler tarafından kontrol edilmeyen ancak popüler demokrasinin dışavurumu olabilecek sosyal hareketlerle çevrelemek ve aynı zamanda devletin içine girmek, onu demokratikleştirmek ve sosyal adaletin uğrunda  kullanmak. Poulantza 1979’da kendini öldürdü ancak fikirleri öncü örgütlenmeyi Syriza’ya ulaştırdı. Şimdilerde pek hatırlayan yok ama partinin selefi Synaspismos 1988’te muhafazakarlarla kısa ömürlü bir koalisyona katılmış ve sonrasında da ulusal hükümette bir araya gelmişti.

Seçim zaferinden önce Syriza Poulantzas’ın stratejisini devlet yolunda uygulamaya koyacak fırsatı yakaladı: Avrupa seçimlerini kazandı ve hayati Attica makamına tecrübeli protest Rena Dourou’yu oturttu. Ardından devlet gücünü ele geçirdi, ancak bu durum farklı sonuçlandı.

Çipras başbakanlık konutu Maximos Malikanesi’ne geçmeden, eski hükümet konuttan tüm bilgisayarları ve sabunları kaldırdı. Artık sabun var, bilgisayarlarda güvenlik sebepleriyle wi-fi mevcut değil. Çipras mermer bir holün bir tarafından ülkeyi yönetiyor, holün diğer tarafında da kabine var. Bodrum katında güvenli toplantı odaları ve ofisler var. Hafta sonları, genellikle birilerinin çocuklarının yerde resim yaptığını görebilirsiniz. Teşrifat muhafızları beyaz ceketleriyle, basın fotoğrafçıları ve silahlı korumalarla beraber dar bir balkonda “freddo cappucino”larını yudumlarlar.

İktidara gelince, Syriza Yunan devletiyle ilgili tahmin edilmeyen bir gerçeği keşfetti. Oligarklar olmadan, devlet verimsizdi. Eski partiler işleyişi sürdürebilmek için hamiliği o kadar layıkıyla kullanıyorlardı ki, kamu hizmetine ya da Britanya gibi bir devlette normal kabul edilen bağımsız düzenleyicilerin ve yarı resmi bir takım örgütlerin var olan şok etkisini hafifletmesine çok az ihtiyaç duyuyorlardı. Bakanların, devlet televizyonunun yeni patronunu belirlemek gibi saçmalık derecesinde ayrıntı arz eden icra kararlarıyla yüzleştirildiğini gördüm. Bu karar için Britanya’da bir düzenleyiciye yetki verilirdi, ancak Yunanistan’da bu iş devlet bakanı Nikos Pappas’a düştü. Finans bakanı Yanis Varoufakis basın ilişkileriyle rutin olarak kendi ilgileniyor, Syriza’nın kendi basın temsilcileri olsa da Yunan devletinin asıl basın ilişkileri nadiren ortalıkta.

Başbakan yardımcısı Yannis Dragasakis, birçok bakımdan Syriza’nın uzun vadeli hayallerinin vücut bulmuş haliydi. Danışman ekibi, asıl hedefi 70’ten fazla ufak çaplı ekonomik deneyi, yerel para birimi, dağlarda wi-fi ağları vs. gerçekleştirmek olan, örgütlü sosyal hareketlerden ortaya çıkan “yatay” politikalara en iyi uyum sağlamış insanları da içeriyordu. Ancak Dragasakis’e bazı “görevler” verildi: Hükümeti yönetmek, bankacılık sistemindeki yangınla savaşmak, devlet enerji şirketini düzenlemek. Onun departmanının bir deneysel girişimcilik dalgası yaratmasını umanlar beklemek zorunda kalacaktı.

Muhtemeldir ki, şu anda Yunan basınında yapılabilecek en zor iş Syriza’nın gazetesi Avgi’de çalışmaktır. Profesyonel grafik tasarım içeren günlük bir gazete, ancak acı çekiyor. Zira kimse gazetenin parti söylemlerini mi taşıyacak, yoksa kitlelerin sesi mi olacak karar veremiyor. Bu nedenle Çipras’ın başının belası. Genel yayın yönetmeni Giorgos Kiritis ile buluştuğumda adeta sembolik bir biçimde, etrafı eskiyen gazete sayfaları ve posterlerle çevriliydi. Ardı ardına sigara içiyor ve birinin üzerinde Kiritsis’in yüzünün olduğu 50.000 Drahmi’lik bir banknot paylaştığı bir Facebook sayfasına bakıyordu.

Eğer Yunanistan bu yönde bir karar alırsa 50.000 Drahmi’nin nasıl bir değeri olacağını kimse bilmiyor ancak Kiritsis ve meslektaşları aylardır bu ikileme maruz kalıyorlar. Bu bir koalisyon, içinde Drahmi’nin gerçekleştiğini görmek isteyen katı Moskovacı solu da, Çipras’ın etrafındaki Euro dahilinde tasarrufu üzerinden silkip atmak isteyen bir grubu da, neye mal olursa olsun alacaklılarla bir anlaşma yapılması gerektiğini düşünen eski sosyal demokratları da barındırıyor.

Çipras’ın alacaklılara borcunu öderken anlaşmanın ince ayrıntılarını müzakere edeceği orijinal planının işe yaramadığına ikna olması 4 Haziran’ı buldu. Bu noktada Troyka’nın (Avrupa Merkez Bankası, IMF ve Avrupa Komisyonu) Syriza’yı bölme, Çipras’ı ve ılımlıları merkez partilerle koalisyona zorlamaya yönelik stratejisi Syriza’nın kendi içinde tekrar sola yaslanmasıyla parçalandı.

Bankalar kapalı ve referandum ufuktayken, Syriza için nihai soru şu: Şu anki haliyle bir hareket olarak işleyebilir mi? Syriza iktidara sosyal hareketlerin sırtında çıkmasına rağmen, İspanya’daki Podemos ya da İrlanda’daki Sinn Féin’ın aksine asla kendi başına kitlesel ir hareket olmadı.

graffitiatina

Fotoğraf: Petros Giannakouris/AP

Kuzey Atina’daki Chalandri isimli orta sınıf banliyösünün belediye başkanı Simos Roussos referandumu organize etmek ve aynı zamanda devlet mekanizmasını sürdürmek zorunda. Roussos, Syriza ve Antarsya partisinin ortak adayı olarak seçildi. Bana konseyin doğalgaz tedarikçisinin Pazartesi günü yapılması gereken bir teslimatı yapmayı reddettiğini söylüyor. Bu reddin nedeni tedarikçinin parasını alamayacağını düşünmesi değil, Syriza’nın yaptıklarından hoşlanmaması.

Konsey tarafından yönetilen bir klinikte buluştuk, gün ortasından sonra resmi aile hekimleri ve psikiyatristler yerlerini gönüllülere bırakıyor. Klinik bu şekilde işletiliyor çünkü bir önceki hükümetin tasarruf sistemi gerekli ücretli işgücünü kliniğe sağlayamıyordu. Gönüllüler doktorlardan, psikologlardan ve yetkin eczacılardan oluşuyor, ancak gördüm ki bağışlanmış ilaçları ayırmak gibi vasıfsız işlerle uğraşmak zorunda kalıyorlar. Son kullanma tarihlerini not alıyor, hapları sayıyor ve ayırıyorlar. Bu Syriza’nın taban kitlesi, ama Syriza’nın kendisi değil.

Syriza bir hareket olmadan önce bir partiydi. Referandum açıklanmadan önceki anketler hâlâ kitle desteğini arkasında bulundurduğunu gösteriyor. Cevaplanmamış soru şu: Bu kaos haftasında Yunan halkının sol kanadını bir arada tutabilecekler mi?

Klinikteki gönüllülerden biri Nineta, insanların korktuğunu ancak kendisinin Syriza’nın yaptıklarının tamamıyla arkasında olduğunu anlatıyor. Korkunun ilacı dayanışmadır, diyor. Ancak kimse bankalar kapalı kalırsa dayanışmanın ne kadar ayakta kalabileceğini bilmiyor.

* Bu yazı, Paul Mason’ın theguardian.com’da yayımlanan makalesinden çevrilmiştir.