Stranger Things, The Americans ve tekrar gündeme gelen Soğuk Savaş korkuları

8   +   10   =  

Panik ve paranoya, Rusya ile ABD arasındaki anlaşmazlığın çıktığı dönemden bugüne, yıllar süren Soğuk Savaş ve nükleer tedirginliğin sonucu olarak birçok canavar ve casus filmine konu oldu. Netflix’in yayınladığı Stranger Things, büyük bir kargaşanın sorumlusu karanlık bir hükümeti bizlere göstererek bu filmlere hürmet ediyor ve birçoklarıyla birlikte Steven Spielberg, John Carpenter ve Stephen King’e selam çakıyor. Gerçek bir canavar Hawkins, Indiana’ya geliyor, tehlikeli ve etik dışı deneylerini mazur kılmak için sırtlarını ulusal güvenliğe dayayan takım elbiseli adamlarla birlikte. Kibir ve kabadayılık sizi gölgelerde saklananlardan koruyamaz.

Stranger Things, Kasım 1983’te geçiyor. 1983 aynı zamanda Ronald Reagan’ın “Kötü İmparatorluk”[i] konuşmasını yaptığı ve ABC’nin The Day After’ı[ii] yayınladığı yıl.

Soğuk Savaş’ın sonlarına doğru yaşanılan, komünizm korkusunun son demlerinin ekranlarda ve kapalı kapılar ardında oynatıldığı endişe verici bir dönemdi. The Americans da aynı şekilde Soğuk Savaş’ın son dönemlerini, Reagan’ın konuşması ve etkili filminin politikayı ve popüler kültürü nasıl etkilediğini gösteriyor. İki ülkenin arasındaki gelgitler ve kendi ülkelerini koruma hususundaki istekleri başka türlü bir canavar yaratıyor – organlarınızı sıvılaştırabilen, ölümcül bir salgın yaratabilen bir canavar.

Kaynak: Netflix

Stranger Things, Kaynak: Netflix

İki dizi de zamanın canavarlarıyla farklı yollarla baş ediyor ve tüm bu canavar meselesinin çocukların ve masumiyetin üzerinde bıraktığı izleri gösteriyor. Peki, 2016’da 80’ler temalı, Soğuk Savaşlı ve hükümet bağlantılı canavarlı dizilerin tekrar popülerleşmesi bize ne söylüyor?

Ç.N. Sayın okur, buradan sonrası iki dizi hakkında da spoiler içerecektir.

Stranger Things’deki canavar, Eleven’ın üzerinde yapılan deneyler kapsamında, Eleven psişik güçlerini düşmanları gözetlemek için kullanırken ortaya çıkan bir yan etki. Bu yan etki boyutlar arasında bir yırtılmaya sebebiyet veriyor ve hem ‘Demogorgon’ hem de ‘Tepetaklak’ düzlemi (Upside Down) varolageliyor. Eleven’ın hikâyesi, annesinin oldukça rahatsız edici, sinsi ve yasadışı bir CIA programı olan Project MKUltra’ya[iii] dahil edilmesiyle gerçek dünyada başlıyor.

Stranger Things, gerçekte 1973’te biten [iv] bu deneylerin, düşman üzerinde casusluk yapmak üzere devam ettirildiği bir dünyayı keşfediyor. Bu hikâyedeki düşman Ruslar. Ancak Eleven, canavarın kükremeleri bu yeni cephedeki savaşı yarıda kesip, ölüm, yıkım ve kargaşaya neden olmadan önce planlanan şekilde hedefe ulaşmayı beceriyor.

Tecrit ve önleyicilik kavramları The Americans’da ölümcül biyolojik silahların korkunç bir canavarın yerini almasıyla sorgulanıyor. Lassa virüsü sizi başka bir boyuta götürmez ama kanınızın derinizden sızmasına neden olabilir. Virüsü Ruslara vermekle görevli William’ın ise hem ideolojik hem de pratik endişeleri var, zira Rusların virüsü muhafaza edebilecekleri uygun ekipmanları yok. Virüsün Glanders neslinden bir türünü Gabriel’ın elinde bulundurması ise virüsün ne kadar kolay bulaşabileceğine dair korkuları taş gibi yerine yerleştiriyor.

Kaynak: FX

The Americans, Kaynak: FX

4. sezon’daki “The Day After” adlı bölümde William Philip’e Lassa virüsünün yapabileceklerinden bahsediyor ve mevzuyu patronlarından gizlemeleri gerektiği konusundaki düşüncesini paylaşıyor; tüm mesele gerginliğin tırmanması ve sahip olabilecekleri silahlar asla yeterli olmayacak. Savının en can alıcı noktası ise şu: “Kimsenin buna ihtiyacı yok”, ancak konu baskınlık için verilen mücadele olduğunda bu makul söylem iki süper gücün önünde durabilecek gibi değil.

Diğer tarafın muktedir olabileceklerine karşı duyulan korku The Americans’ın bu bölümünde büyük bir yer kaplıyor: herkes televizyon The Day After’ı ve ABD topraklarına yapılacak bir nükleer saldırının ABC tarafından resmedilmesini izliyor, William ve Elizabeth’in operasyona girişme nedenlerinin temeli sağlamlaşıyor. ABD’de olma nedenleri bu, bunun için hazırlandılar ve şimdi sırf güzel bir evde rahat bir hayat yaşıyorlar diye vazgeçemezler. ABD silahlı kuvvetleri daha önce nükleer silahlar kullandı, bu durum kaygıyı oldukça gerçek kılıyor. Oluşan fikir “kendimizi savunmalıyız” oluyor.

Bu argüman ulusal güvenlik ile ilgili birçok kötü kararı desteklemek için kullanılabilir ve sonunda faturayı gelecek nesiller öder. Eleven’ın şu an olduğu yerde olmasının tek sebebi annesinin MKUltra deneylerine katıldığında hamile olması. Yetenekleri bilimsel bir deneyin sonucu ve tüm yaşamı bu çalışmanın bir uzantısı. Ancak Eleven itilip, kakılıp, istismar edilecek bir şeyden çok daha fazlası.

Bu canavar yanında ölüm ve yıkım getirmekle birlikte Eleven’a daha önce hiç deneyimlemediği bir şeyi veriyor, özgürlüğünü. Bir kitle imha silahı ya da bir iletişim aracı yerine küçük bir kız olma ve adını hemen El’e kısaltan yaşıtı çocuklarla vakit geçirme özgürlüğünü. Bu ona arkadaşlarının verdiği isim, laboratuvarda verilmiş bir etiket değil.

The Americans’daki Paige Jennings de bir tür deneyin içinde büyüyor: sizi ABD’li gibi gösterecek bir aile portresi çizebilir misiniz? Görünen o ki anne ve babası Elizabeth ve Philip için cevap, evet. Ancak 3. sezon’da Paige’in bir takım tuhaflıklar sezdiğini ve ailesiyle yüzleştiğini dikkate alırsak taklit edilemeyecek şeyler var. Artık Paige gerçeği biliyor ve bu çok gizli konuyla ilgili patavatsızlığı sağ olsun artık aile mevzularının içinde. Bu durum her ne kadar elektrotlar ve kalacağı bir hücre içermese de, yaşamı zannettiği yanılgı yıkıldı ve bu yeni cephe onu bekliyor. Öyle bir cephe ki, sahte kimliklerini koruma ve amaçlarına hizmet edecek bilgi toplamak konusunda ailesine yardımcı oluyor. Aile ve görev The Americans’da iç içe işleniyor, ailesinin yok olma riski Paige’i yola getiriyor.

Masumiyetin kaybı büyüme hikâyelerinde işlenen temel bir mevzu, örneğin Stand by Me[v] gibi filmler konuyu oldukça içten ve kişisel olarak ele alır. Stranger Things de hikâyeyi benzer bir formda ele alıyor ve Stand By Me’ye açık referanslar veriyor – tren rayları sahnesi ve bölümlerden birinin adının “The Body” yani Stand By Me’nin esinlenildiği Stephen King öyküsüyle aynı adı taşıyor olması gibi. The Americans farklı bir yol izliyor ve masumiyete Elizabeth ve Philip’in savaş sonrası Rusya’sında büyürken dünyanın yutulması zor gerçeklerini öğrenmeleri üzerinden bakıyor. Çocukları için durum bundan epey farklı olsa da evlerinin temeli yalanlar üzerin kurulu ve ara sıra buzluklarında ölümcül biyolojik silahlar bulunduruyorlar. Tehlike pusuda bekliyor ve 4. sezonun son sahnesinde Jennings’lerin evi korku filminden fırlamış gibi görünüyor. Bir zamanlar korunaklı bir yuva olan ev ailenin sonuna delalet bir hâle geliyor.

Stranger Things, Kaynak: Netflix

Stranger Things, Kaynak: Netflix

2016’da başka türlü küresel korkular mevcut ve belirsizlik ve dehşet başka bir form alıyor. İnternet, sağ olsun, kilometrelerce uzaktaki olayları alıp avucunuzun içine koyuveriyor. Tüm trajediler canlı yayında ve öngörülemeyen saldırıların yakınlığı ve sıklığı, çaresizlik hissiyatını büyütüyor. Stranger Things’in çekiciliğinin bir kısmı da nostaljide yatıyor. Bu aynı zamanda yalnızca belirli bir film ya da zaman üzerinden nostalji yaşamadığımız, çoğunlukla kapalı kapılar ardında gerçekleşen soyut bir çatışmaya dair de aynı şeyi hissettiğimiz anlamına mı geliyor?

1983’te 24 saat bilgi akışı gibi bir şey yoktu ve akıllı telefonlara en yakın şey kısa menzilli telsizlerdi. Bu illa o zamanlar hayat daha basitti demek değil ama tehlike daha uzakta görünüyordu ve yeni bir trajedinin eskisini takip ettiği bu denli geniş kapsamlı bir medya akışı söz konusu değildi. Ancak eğer bu tarz gerginlikler için yaşanılan bir nostalji mevcutsa, yakın zamanda gerçekleşen e-posta hack’lemeleri mevzuya istenmeyen bir noktadan dahil oluyor. 2016’da özel hayatı korumak, 1983’te olduğundan daha zor.

İster (gerçek olaylardan esinlenilmiş) devletin yürüttüğü deneyler sebebiyle kazanılmış süper güçler olsun, ister bir laboratuvarda üretilmiş biyolojik silahlar, Soğuk Savaş ve nükleer yok oluş tehdidi Hollywood’un döndürüp döndürüp kullandığı bir konu. Nostalji politika, müzik, giyim ve pop kültürü gibi bir çok farklı pakette sunulabiliyor ve bize halihazırdaki durumdan daha tercih edilebilir zamanların varlığını hatırlatıyor. Stranger Things de, The Americans da aynı zamanları ele alıyor. Canavar farklı şekillerde tezahür etse de, tecrit konusu, güç sahiplerinin kibri ve gençliğin yozlaşması hikâyelerde önemli roller oynuyor.

Bu yazı, Onur Sesigür tarafından Emma Fraiser’ın collider.com’da yayımlanan makalesinden çevrilmiştir.

[i] Ç.N. Dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan, 8 Mart 1983’te Orlando, Florida’daki Ulusal Evanjelikler Birliği’nde (National Association of Evangelicals) yaptığı konuşmada, SSCB’den ilk kez “Kötü İmparatorluk” (Evil Empire) olarak bahsetti.

[ii] Ç.N. The Day After (1983), Nicholas Meyer. İlk olarak 20 Kasım 1983’te ABC’de yayınlanan, ilk gösterimi 100 milyondan fazla kişi tarafından izlenilen, NATO ve Varşova Paktı arasındaki gerginliğin bir ABD – SSCB savaşına dönüşmesini anlatan televizyon filmi.

[iii] Ç.N. MKUltra 1950lerin ilk yıllarında hayata geçirilen sonraları ABD Yüce Divanı tarafından yürütülen soruşturma sırasında “İnsan davranışını kontrol edebilecek kimyasal, biyolojik ve radyolojik materyaller üzerine araştırma – geliştirme çalışmalarının yürütüldüğü gizli operasyonlar” olarak halka açık şekilde tanımlanan, başta LSD olmak üzere bir çok başka madde ile beraber hipnoz, tecrit, işkence, sözlü ve cinsel taciz gibi işlemlerin, bu hedeften habersiz insan denekler üzerinde test edildiği CIA programı.

[iv] Ç.N. Bittiği söylenen. Bu konuda en azından şüpheci olabilecek kadar fazla şey gördünüz, biliyorsunuz sayın okur.

[v] Ç.N. 1986 yapımı, En İyi Senaryo dalında Oscar adayı olan Rob Reiner filmi.