Robot olmadığınızı kanıtlayın: 7   +   9   =  

Stevie Wonder körlüğünü asla bir dezavantaj olarak görmedi ve elli yıldan fazla bir süre boyunca da haklı olduğunu kanıtladı. Yine de muazzam yeteneğine rağmen, körlüğü mevcut becerilerine daha fazla katkıda bulunmuş olabilir. Bir araştırma, görme engelli müzisyenlerin beyinlerinin görebilen müzisyenlerin beyinlerine kıyasla müzikal olarak çok daha uyumlu olabileceğine dair çok büyük bulgular elde etti.

Görme engelliler erken yaşta görme yeteneklerini kaybettilerse bu kesinlikle bir dezavantaj, ancak müzikal hassasiyet söz konusu olduğunda şaşırtıcı bir şekilde olumlu etkileri ortaya çıkabiliyor. Görme engelli çocukların beyinleri, topladıkları duyusal verilerden daha iyi faydalanabilmek için birçok radikal değişiklik geçiriyor. Birçok fMRI ve lezyon çalışmasının gösterdiğine göre, çocuk yaşlardan beri görme engelli olan bireyler, işitsel uyarıcılara daha iyi cevap verebilmek için, beyinlerinin görsel korteksinin büyük bir kısmını işitmeye yönelik amaçlar için yeniden düzenliyorlar. Ne kadar erken yaşta görme yetisi kaybedildiyse, sinirlerin erken yaşlarda çok daha esnek olması sayesinde, işitsel korteks o kadar güçlü oluyor.

Ray Charles, örneğin, yedi yaşında kör oldu. Melbourne Üniversitesi’nde yapılan araştırmalar, müzikal eğitimleri ne seviyede olursa olsun, genç yaşta kör olan insanların görebilen insanlara kıyasla çok daha iyi ses ve tını ayırt edebildiklerini ortaya çıkardı. Müzik eğitimi bu yeteneklerin gelişmesine tabii ki yardımcı oluyor, ancak belli ki görme engelli insanlar çok daha hassas bir sinirsel altyapıyla yola çıkıyor, yani maça 1-0 önde başlıyor. Araştırmalara katılan görme engelli bireylerin, tek kulaklarını kullanarak sesin pozisyonunu belirleme konusunda çok daha başarılı oldukları görüldü. Gözleri gören veya görmeyen herkes sesin nereden geldiğini iki kulağıyla gayet kesin bir şekilde belirleyebilir, ancak bunu tek kulağıyla başarabilenler sadece görme engelliler.

Görme engelli müzisyenler tarihte her zaman en şöhretliler arasında olmuştur. Blues öncüsü Blind Willie Johnson, opera yıldızı Andrea Bocelli. Hatta Homer’in bile İlyada ve Odysseia’yı ilk defa söylediğinde görme engelli olduğu rivayet ediliyor. Rolling Stone’un Tüm Zamanların En İyi 100 Sanatçısı listesine Stevie Wonder hakkında yazan Elton John, şunları söylüyor, “Ray Charles ile birlikte, dünyaya gelmiş en iyi R&B şarkıcısı. Charlie Parker veya John Coltrane ile birlikte çalabilir ve yerini koruyabilirdi.”

Zevk veya yaratıcılıkla hiçbir ilgisi olmamasına rağmen, görme engelli müzisyenler tarih boyunca olağandışı teknik kabiliyete sahip olduklarını kanıtladılar. Örneğin, gözleri gören müzisyenlerle kıyaslandığında, mutlak kulağa sahip olmaya çok daha eğilimliler. Beth Israel Deaconess Sağlık Merkezi’ndeki araştırmacılar 2004 yılında, görme engelli müzisyenlerin %60’ında mutlak kulağa rastlandığını, ancak gözleri gören müzisyenlerde ise bu oranın sadece %10 olduğunu belirtmişti. Stevie Wonder ise zaten mutlak kulakla doğmuştu.

Hikâyenin tamamı bu değil. Araştırmaların bütün bu çokluğuna rağmen, ziyadesiyle gelişmiş işitsel becerilerin müzikal yetkinliğe nasıl dönüştüğü hala tam olarak belirgin değil, hatta, toplumumuzun takıntılı olduğu mutlak kulağın bile. Yine de, günün sonunda, bütün bu dönüşümler, gözleri gören müzisyenlere kıyasla seslere çok daha şiddetli cevap verebilen ve dönüştürebilen, daha güçlü ve dinamik işitsel kortekse işaret ediyor.

Yine de hata yapmayalım, körlük hiçbir koşulda müzikal mükemmelliği garanti etmiyor. Hepinizin bildiği üzere, Ray Charles’ın dediği gibi “Kör olduğum için iyi olduğumu düşünmüyorum. İyi olduğum için iyi olduğumu düşünüyorum.” Haklıydı da: bir müzik dahisi olmak, iyi bir kulaktan çok daha fazlasını gerektiriyor.

* Bu yazı Tom Barnes’ın mic.com’da yayınlanan makalesinden çevrilmiştir.