Kendrick Lamar’ın “Element video klibinin 38. saniyesinde sihirli bir şeyler olur. Kamera, yemyeşil bir tarlada uzanmış, alnında duran haziran böceğini iple tutan bir çocuğa sabitlenir. Yumuşak renk tonları ve aydınlatmasıyla videonun kalanından tamamen ayrışan bu görüntü, bize savaşan ya da savaşmaya hazırlanan erkekleri gösterir. Bu görüntü aynı zamanda Gordon Parks’ın “Boy with June Bug” (1963)  adlı klasikleşmiş fotoğrafının yeniden canlandırmasıdır. Video boyunca Parks’ın aralarında “Black Muslims Train in Self-Defense”, “Chicago Illinois”, “Ethel Sharrieff”, “Chicago” ve “Untitled, Alabama“nın da bulunduğu  fotoğraflarına referans veren pek çok görüntü görürüz. Lamar’ın şarkı sözleriyle eşleştirilen bu görüntüler, ABD’de siyahi bir çocuğun yaşamındaki karmaşa ve çelişkileri anlatır. Durgunluk, masumiyet ve zarafet, şiddet anlarıyla yan yana kullanılır.

Lamar, müzik videolarını kendini ifade etmek için kullanan tek sanatçı değil. Siyahi sinemanın yükselişinin tam ortasındayız. Yönetmen Arthur Jafa‘nın kendine görev edindiği, çağdaşlarını da üretmeye teşvik ettiği bu çekici imgelere Solange, Beyoncé ve Kamasi Washington gibi sanatçıların videolarında da rastlamak mümkün. Bu sanatçıların her biri, siyahilerin çok yönlü iç dünyalarını ve sosyo-politik konumlarını yansıtan görüntüler oluşturmak için bu aracın gücünü kullanıyor. Görsel bir anlatı yaratmaktaki duruşları her zaman doğrudan sözlerle veya zengin geçmişlerinden getirdikleri görsellerle uyuşmuyor, bu videoları öne çıkaran şey de tam olarak form ile yaptıkları bu deneyler.

Caz müzisyeni Kamasi Washington‘ın Truth, 2017 adlı meditatif ve geniş kapsamlı 14 dakikalık kısa filminde, Guggenheim bursunu kazanan ilk siyahi fotoğrafçı Roy DeCarava‘nın “Ellington Session Break” (1954) adlı fotoğrafının yeniden canlandırıldığı bir sahne bulunuyor. Şarkı ilerledikçe kamera görüntüye yaklaşıyor ve böylece müzisyenlerin hareketsiz bir fotoğrafla çekemeyeceğimiz bir şekilde, çerçevenin içinde hareket ettiklerini görüyoruz. Bu modern caz müzisyeninin, Harlem’in en büyük sanatçılarından Roy DeCarava ve cazın öncülerinden Duke Ellington‘la kurduğu bağ oldukça heyecan verici ve dokunaklı.

Ellington Session Break, 1954

Beyoncé ve Solange’ın eleştirmenlerce beğenilen albümleri Lemonade (2016) ve A Seat at the Table‘ın (2016) Arthur Jafa ile işbirliği yaptıkları görsel dünyası da yine, siyahi sanatçıların ve film yapımcılarının eserlerine saygı duruşu niteliğinde.

Beyoncé’nin albümü Lemonade için çekilen “Pray You Catch Me”, Love Drought”, “Forward” ve “Freedom“da Julie Dash‘in 1900’lü yılların başlarında göç etmeye hazırlanan Güney Carolina sahilindeki Gullah topluluğundan üç kuşak kadının hikayesini anlattığı1991 yapımı klasikleşmiş filmi Daughters of the Dust‘tan esinlenen çeşitli sahneler bulunuyor. Film, Gullah halkının korumak için savaştığı Batı Afrika kültürünü kutlar bir şiirsellikte ve filmi karakterize eden bu ayrıntı Lemonade boyunca görülebiliyor.

Beyoncé’nin “Love Drought” videosundan bir kare ve Carrie Mae Weems’ın “British Museum” adlı fotoğrafı. “Love Drought” videosunun giriş bölümünde 19. yüzyıla ait kıyafetler içinde kameraya arkasını dönmüş, yalnız bir kadını New Orleans’taki Superdome Stadyumu’na bakarken görürüz. Yabancılaşma ve özlemin bu güçlü görüntüsü, Carrie Mae Weems‘in, Roma’nın çeşitli yerlerinde kameraya arkası dönük duran bir kadını fotoğrafladığı 2006’daki “Roaming” serisiyle benzerlik gösteriyor.

Love Drought

Beyonce’nin Love Drough videosundan bir kare ve Carrie Mae Weems’ın “British Museum, 2006” adlı fotoğrafı

Solange’ın 2016 yapımı “Cranes in the Sky” videosunda da yine Daughters of the Dust filmine referanslar var. Aynı zamanda kocası Alan Ferguson ile yönetmenliğini üstlendiği “Don’t Touch My Hair”(2016) videosunun bir bölümünde ressam Lynette Yiadom-Boakye‘nin, bir örnek yeşil sweatshirtleri ve dalgalı kahverengi saçlarıyla bir grup erkeği resmettiği “Complication” (2013) eserinin bir yeniden canlandırması mevcut.

Bu videolar, sıklıkla sahnelerdeki hızlı atlamalar, ürün yerleşimi ve alenen cinsel obje haline getirilmiş kadınları görmeye alıştığımız jenerik müzik videosu görüntülerinin karşısına yumuşak renk paletleri ve kararlı feminen bir estetiği koyuyor.

solange

Lynette Yiadom-Boakye’nin “Complication” (2013) adlı eseri ve Solange’ın “Don’t Touch My Hair” (2016) videosundan bir kare.

Jay-Z‘nin 2017 yapımı “4:44″ videosu da yine şaşırtıcı imgeler ve seçimlerden oluşur. TNEG Studio‘dan Elissa Blount-Moorhead, Arthur Jafa ve Malik Sayeed‘in birlikte yönettiği sekiz dakikalık video, iki dansçı (Storyboard P ve Okwui Okpokwasili) ve Jay-Z’nin bir eş olarak başarısızlıklarını temsil eden siyahi yaşama ait viral videoların kolajıdır. Videoda Nina Simone‘un “Feeling Good” şarkısını söyleyen bir çocuk, polis şiddetine dair rahatsız edici görüntüler, 2014 Ferguson protestoları, Eartha Kitt ve Jean-Michel Basquiat görüntüleri, Al Green‘e ait nadir görülen bir performans, Jay-Z ve Beyoncé’nin sahnede birbirlerine bakmadan, dokunmadan dans ettiği görüntüler görürüz. Bu çalışmada Jafa’nın “Love Is The MessageThe Message Is Death” adlı videosu ve Kanye West’in “Ultralight Beam” video kolajlarının yankıları görülür.

Bu tarz, haz, acı ve güzelliği damıtır. Bize siyahilerin acılarıyla yaratıcılıklarının nasıl ayrılmaz bir bütün olduğunu gösterir. İş, hayalgücü ve düşünce biçimine gelince, Disney ve Sony Pictures, yüksek bütçelere ve Ava DuVernay, Ryan Coogler ve Gina Prince-Bythewood gibi yeteneklere rağmen ilerleme konusunda biraz yavaş kalıyor.

Bu sanatçılara, kendilerinden önce gelen siyahilerin sanat miraslarını onurlandırmaya yönelik ısrarları sebebiyle teşekkür borçluyuz. Artık tüm bu çarpıcı görüntüler, geniş kitlelerce tüketilen başka bir ortamda hayat bulabiliyor. 


* Bu yazı, Selin Pervan tarafından Daniella A. Scruggs’ın Artsy’de yayımlanan makalesinden kısaltılarak çevrilmiştir.