Sezgisel üretimin benzersiz keyfi: King Gizzard & The Lizard Wizard

4   +   8   =  

Stu Mackenzie, arkadaşlarıyla bir grup kurmaya hazırlanıyordu. Cemal Süreya’nın Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi kitabından haberi yoktu, ama aklı tam da böyle çalışıyordu. Kurallara uymayı denese başarısız olacağından değil, basitçe canı istemiyordu. Grubun adı için kuşların midesinin iki gözünden birine adını veren taşlık sözcüğünün İngilizcesini kullanacaktı, hem de iki defa: Gizzard Gizzard. Grubun üyelerinden biri, Jim Morrison’ın lakabını hatırlattı: Lizard King (Kertenkele Kral). Üç gitarist, iki davulcu, bir klavyeci, bir de basçıydılar, ama hepsi birden fazla enstrümanı çalabiliyordu. Ayrıca Stu, ölene kadar her yıl yeni bir enstrüman öğrenme gibi projelere girmeye meraklı, peşinden koştuğu büyülü evrenleri dünyaya tanıtmak konusunda kararlıydı. Belki de gizzard ve lizard’ın yanına, o bayıldığı fantastik evrenleri çağrıştıracak, fonetik benzerliğiyle oyunbazlıktan taviz vermeyecek bir sözcük, wizard (büyücü) eklenebilirdi.

Küçükken babası onu Neil Young ve Paul Kelly şarkılarıyla uyuturdu, Stu sonradan Pebbles ve Nuggets gibi 60’ların psych garage gruplarıyla tanıştı. Bunları Erkin Koray ve Flower Travellin’ Band gibi 70’lerin “daha tuhaf” işleri izledi. Bu yelpaze aynı zamanda kurduğu grubun üretiminin hem biçim hem de içerik açısından sunduğu genişliğin ardında yatan etkenlerden biri. Örneğin Quarters! (2015) albümündeki her şarkı tam 10 dakika 10 saniye sürüyor, Nonagon Infinity (2016) ise tamamı birbirine bağlanan bir döngüden oluşuyor. Beş albüm birden yayımladıkları 2017’de yaptıkları ise türler arası yolculuğun ders niteliğinde bir örneği.

Stu’nun grubunu bugün King Gizzard & The Lizard Wizard olarak tanıyoruz. Temrine benzeyen adlarından grup kompozisyonuna kadar gözlemlenebilen anahtar sözcük de sezgisellik. Bu sezgisellik elbette üretim pratiklerine de yansımış durumda. Psych-pop’un en büyük mikro evreni, onların on üç albümünde gizli. Bu evreni albümlere bölmek için de farklı tema ve anlatıları keşfetmekten vazgeçmiyorlar. Ne güzel grup.

King Gizzard & The Lizard Wizard için 2017, yazıyı bu dilde okuyabilen herkesin en iyi bildiği albümleri Flying Microtonal Banana’yla (Uçan Mikrotonal Muz) başladı. Albüm, adını Mackenzie’nin Türkiye ziyaretinde edindiği bağlamadan esinlenerek ürettiği gitardan alıyordu: “Uçan Muz gitarımın perde ayarını bağlamanınkine yaklaştırdım. Bağlamanın bir oktavında on iki yarım ses bulunmuyor, hatta yirmi dört de değil. Birçok ‘ara’ ses, birçok da farklı lezzet ve melodi var. Yola oktav başına on iki yarım sesle devam ettim, araya birkaç çeyrek ses ekledim.” Bildiği seslerin aralarında keşfedilecek yeni sesler olduğunu görmek, üretiminde sezgilerini ön plana alan bir müzisyen için biçilmiş kaftan. Dolayısıyla mikrotonal müzik, artık konser deneyimlerinin de vazgeçilmez bir parçası. Yalnızca Flying Microtonal Banana albümünden dolayı da değil. Konserlerinden önce çalan şarkı listelerinde Selda Bağcan, Erkin Koray ya da Barış Manço gibi isimlere sıklıkla rastlamak olası.

2017’in Haziran’ında çıkacak ikinci albüme kadar geçen sürede, Stu’nun deyimiyle yaptıkları müzik “gittikçe daha da görselleşmeye başladı.” Sırada, hâlihazırda yaşadığımız evrenle ilgili pek umutlu olmadıklarını ilan etmelerini sağlarken kendi mikro evrenlerinin dört başı mamurluğunu da gösteren bir albüm vardı. Murder of the Universe (Evrenin Cinayeti), anlatıcının sürekli değiştiği, içinde Lord of Lightning (Şimşek Lordu), Reluctant Racounteur (İsteksiz Hikâyeci), Yüzüklerin Efendisi dünyasından Balrog benzeri bir ateş canavarı ve “human” (insan) sözcüğünün anagramından türeyen Han-Tyumi adlı cyborg gibi karakterlerin yer aldığı bir epik fantastik anlatıydı.

2017’nin üçüncü albümü, Miles Davis’in Sketches of Spain’ine (1960) referans veriyordu ve doğaçlama caz ağırlıklıydı: Sketches of Brunswick East. Albümde, Salon’daki üç konserlerine ön grup olarak eşlik eden Alex Brettin’in psych-jazz projesi Mild High Club’la işbirliği yaptılar.

Yılın sonuna yaklaşırken gelen Polygondwanaland adlı dördüncü albüm, biçimsel bir denemeye işaret ediyordu. Grup, albümün dijital, CD ve plak kopyalarını bedavaya hayranlarına sundu: “Bu albümün sahibi biz değiliz, sizsiniz. Gidin, paylaşın, eğlenin” mesajıyla insanları, kendi kopyalarını bastırarak albümü satmaya teşvik ettiler.

Peki, neden bir yılda beş albüm? Aslında bunun cevabı yalnızca “Neden olmasın?” olabilir, hatta muhtemelen oldukça da yakışır. Nitekim işin ardında çok da farklı bir gerekçe yok. İddia, Stu’nun bir röportaj sırasında boşboğazlık yapmasıyla başlıyor. Öte yandan, bu pek de “Laf ağızdan çıktı bir kere” diye lanet okuyarak girişilecek bir iş değil. Belki de bunu, istediklerini yapma lüksünü hem kendilerine tanımak hem de dünyaya haykırmak için buldukları akıllıca bir yol olarak görmek lazım: “İnsanlar genç gruplara sürekli onu yapma, bunu yapma, bu böyle yapılmaz gibi şeyler demeye meyilli, bu da biraz tuhaf. Biz de dedik ki biz ne istersek onu yaparız.” Elde beş albümlük materyal var, ama hepsi birbirinden farklı. Olsun, bir grubun hep aynı türden müzik yapması gerektiğini kim söylemiş ki? Peki ya hiçbir kategoriye girmeyenler? Onlar da başlı başına bir albüm oluyor, beş benzemezin bir arada olduğu, yılın son gününde çıkan beşinci albüm Gumboot Soup‘u oluşturuyor.

King Gizzard & The Lizard Wizard’ın üretim hızını korumak kolay değil, işin dünyayı farklı algılamakla ilgili bir boyutu da var: “Bana göre dil de müzik gibi, insanların konuşma biçimlerinde ritm de melodi de fazlasıyla var.” Stu bir Dune hayranı olduğunu da, son ABD seçimlerinde Bernie Sanders’a verdiği desteği de gizlemiyor. Şarkı sözlerinin tam olarak nereden geldiğini bilmiyor, ama onları bizimle sıklıkla paylaşmaktan memnun. Grubu ise çiğ ve kirli kayıtlarıyla 60’ların müziğini hatırlatsa da yepyeni ve her an değişmeye açık. Ya konserleri? Bunu belki de üç gece üst üste gerçekleşecek konserlerin biletlerini 24 saat içinde tüketen Salon İKSV seyircisine sormak lazım.

Onları bir kez daha canlı izlemek isteyenler için King Gizzard & The Lizard Wizard, 5 Ağustos’ta KüçükÇiftlik Park’ta olacak. Sezgiselliğin iyi bir üretim biçimi olduğundan şüphe duyanlar için ise destek, Wolf Alice ve Amyl and the Sniffers’tan gelecek. Ne güzel Pazar.