AC/DC’nin ununu eleyip eleğini asma vakti geldi. Grubun kurucularından gitarist Malcolm Young’ın 2014’te demans teşhisiyle zorunlu emekliye ayrılmasından sonra, solist Brian Johnson da doktorlarından tamamen sağır olmak istemiyorsa bir an evvel konser ve turları bırakması gerektiği yönünde bir tavsiye aldı. Kimse kabahati onlarda aramasın, inanılmaz -aslında epey de kısmetli- bir kariyerleri oldu. Vokalistleri Bon Scott 1980 yılında öldüğünde, hayranları ve müzik eleştirmenleri Avustralyalı rock grubunun dillere destan “Cehenneme Giden Otoyol”un [i] sonuna geldiğini düşündü. Pek öyle olmadı.

Tarih bize Johnson’ın hızlıca ekibe katıldığını ve grubun yeni bir albüm kaydetmek için yedi haftalığına Bahamalar’a gittiğini gösterdi. Ardından da albümü New York’taki Electric Lady Studios’da miksleyip Temmuz ayında Back in Black’i piyasa sürdüler ki müzik tarihinin en çok satan ikinci albümünden bahsediyoruz. Ayrıca AC/DC rock tarihinde bu denli ikonik bir vokalisti kaybettikten sonra hayatta kalabilen az sayıda grup arasına da ismini yazdırmış oldu. Ne yazık ki bu başarı işin büyüsünü korumaya çalışıp başaramamış epeyce fazla grubun aklını karıştırmaya devam ediyor.

Elbette makus talihlerini yenip hayatta kalan başkaları da var. Sammy Hagar, Van Halen’a oldukça fazla sayıda albüm sattırdı. Phil Collins, Genesis’i bir hit fabrikasına dönüştürdü. Mike Patton, Faith No More’a yeni bir enerji getirdi ve Bruce Dickinson Iron Maiden’a akıl sır erdirilemez katkılarda bulundu. Ancak her muhteşem başarı için bir düzine korkunç felaket hikâyesi var: grubun ismini kötüye çıkaracak ve tüm miraslarını mahvedecek kadar korkunç felaketler.

Geçtiğimiz yılda birkaç grup daha ateşe düştü. Stone Temple Pilots Linkin Park’ın vokalisti Chester Benington’ın akıllılık edip “benden bu kadar” demesinin ardından yeni bir vokalist için denemeler yapıyor.  Blink-182 yeni albümlerinin kayıtlarını bitirdiğini açıkladı, grubun kurucularından Tom DeLonge olmadan… Crystal Castles ise taklit edilemez Alice Glass yerine ekibe yeni katılan bir vokalist ile bir uzun çalar çıkarmaya hazırlanıyor. Nasıl olacak o iş?

Eninde sonunda bu gruplar da Sublime with Rome, Frank Black’s Pixies, Rock Star:INSX, Paul Rodgers’lı Queen ve Steve Perry’siz Journey gibi piyasa işleri yığınına katılacaklar. Bunların hepsi artık layıkıyla nostaljik hürmet kümesine düşmüş durumda. Hâlen yaşayan üyeleri bulunan gruplar için durum utanç verici, daha da iç karartıcı olan ise hâlâ onları görmek için para harcama tufasına düşen insanların var olması. Bazıları “ama onların en şaşalı dönemlerine yetişemedim” diyebilir. Anlıyorum ama bu durum beni sırf Jailbreak’e tapınarak bir Thin Lizzy hayranı olmaktan alıkoymadı.

Ama para tüm kapıları açar. Buna hiç kimse itiraz etmez, yine de o zamanlarda dahi çekler ve anlaşmalardan asilce kaçınan birçok grup ve müzisyen mevcuttu. Dave Grohl, St.Vincent’i alıp Nirvana’yı diriltecek bir tur planladı mı? Çok şükür hayır. Hayranların bu yöndeki isteklerine rağmen Paul McCartney, Ringo Starr ve George Harrison Julian Lennon’ı [ii] aralarına davet edip The Beatles olarak çalmaya çalıştılar mı? Asla. [iii] Coachella [iv] geçen on yılda The Smiths’i ana grup olarak hiç sundu mu? Forumlarına bir göz atın bakalım. Bunların uç örnekler olduğunu biliyorum ancak mevzu oldukça açık: Ne zaman durmaları gerektiğini biliyorlardı ve sonlarının geldiğini anladılar.

Bu durumu göz önünde bulundurarak, işte kötü bir seçim yapma peşindekilere (bariz) birkaç öneri:

Perdeyi kapatın
Nedeni ister trajik bir ölüm ister açılmış onulmaz yaralar olsun, dükkânı kapamak o kadar da kötü bir bir şey değil. Uzun vadede hayranlarınız buna müteşekkir kalacak, ayrıca “ve sonsuza kadar yerel bir festivalde vasat bir grup olarak mutsuz yaşadılar” gibi bir sondan kurtulacaksınız. Eğer şanslıysanız ve seneler sonra hala nefes alıyorsanız, kim bilir, belki bir gece yarısı birbirinizi arayıp o sıralarda tekrar çekilmeye başlanan Lost hakkında şakalaşacak, belki de Long Beach’te bir satıcıdan pizza yürüttüğünüz zamanı yad edeceksiniz. Başka bir deyişle, bunu yapabilecek durumda olacaksınız çünkü a) gruba yeni birini alarak gemileri yakmadınız b) mirasınızı ateşe vermediniz.

Ayrıca canımızı yeniden kurulmuş bir grubu görmekten daha çok sıkan kötü şakaların konusu olma durumundan da yırtacaksınız. Çünkü kimse sevdiği grubun toplama kadrosunun[v] rezalet müziğini pazarlamak için orijinal kadrosuna harcadığından daha fazla zaman harcadığını bilerek grup tişörtünü utançla katlayıp dolaba kaldırmak istemez. Guns N’ Roses’a bakmak yeterli. Müzik tarihinin en iyi birkaç metal albümünden birini kaydettiler [vi] ve şu anki kadrosunun yarısından çoğu o albümdeki şarkılardan birinde bile çalmadı. Bu formülü yukarıdaki isimlerden birine uygulayın ve bundan 10-15 sene sonra onlar hakkında ne düşüneceğinizi hayal edin.

Yeni bir grup kurun
Kulağa kolay geliyor, öyle değil mi? Hem evet hem de hayır. Gerçekçi olalım: Crystal Castles hariç bu grupların hepsi 90’larda, müzisyenlerin albüm satışlarından para kazanabildiği zamanlarda ortaya çıktı. No Doubt, Stone Temple Pilots ya da Blink-182 gibi grupların aç biilaç dolaştıklarını pek zannetmiyorum, bayrağı taşımaya devam ederek hızlı para kazanmaya çalışacak kadar kötü durumda olmadıklarından ise eminim. “Biz sadece çalmak istiyoruz”. Yeni bir grup kurun o halde? Aynı şarkıları çalmaya devam edebilirsiniz ama çaldıklarınızı hâliyle “cover” olarak nitelendirerek.

Matt Skiba, Mark Hoppus ve Travis Barker’ın beraber müzik yapacak olmaları heyecan verici. Ama bu Blink-182 değil. Skiba “Carousel”’i inanılmaz çalabilir, ki muhtemelen çalacaktır da, ama izlerken asla Blink-182’yu izliyormuşum gibi hissetmeyeceğim. O zaman ne önemi var ki? Yeni bir isim bulup, yeni parçalar yazıp, arada bir de sırf eğlencesine birkaç Blink şarkısı çalmanın neresi kötü? Neden ismi korumaya çalışıyorsunuz? Hayranlarınızın bunu orijinaliymiş gibi yutacak kadar aklı beş karış havada olduğunu mu zannediyorsunuz? Bütün bu saçmalıkları bir kenara bırakın ve yeniden başlayın. Eskisi gibi olmayacak, ama “mış” gibi yapmaktan iyidir.

Teliflerin tadını çıkarın
Orijinal müziğiniz üzerinden para kazanmaya devam edebileceğinizi unutmayın. Afili bir yeniden sürüm ya da şarkılarınızı dizi ve filmlere vermek, hikâyeye gereksiz bölümler eklemeden para kazanmanın bazı yolları. Tabii teliflere sahip olmayabilirsiniz, ama eğer plak şirketlerine karşı kartlarınızı doğru oynadıysanız banka hesap bilgilerinizi verip “şurayı imzalamaktan” daha fazlasını yapmadan iyi para kazanabilirsiniz.

The Offspring’e baksanıza. Bu yılın başında Güney Kaliforniyalı rock grubu tüm kataloglarını Round House Music’e tam 35 milyon dolara sattılar. İster yeni birkaç arkadaşla yeni bir grupta çalmak olsun, ister cafcaflı bir otobiyografi yazmak ya da bir Wurlitzer[vii] kullanarak yapmak için yanıp tutuştuğunuz o deneysel albüm üzerinde çalışmaya başlamak olsun, birçok şey için yeterli olanağı sağlayabilecek  paradan bahsediyoruz. Olduğunuzdan başka bir şeye dönüşmek zorunda kalmadan bunları yapın.

* Bu yazı, Michael Roffman’ın Consequence of Sound’da yayımlanan yazısından çevrilmiştir.

[i] Highway to Hell (1979)
[ii] Ç.N. John ve ilk eşi Cynthia’nın oğlu.
[iii] Ç.N. Duy bunları Kurtalan Ekspres!
[iv] The Coachella Valley Müzik ve Sanat Festivali
[v] Ç.N. “motley crew”, yani toplama kadro. Aynı zamanda bildiğimiz Mötley Crew. Kelime oyunu. Heh.
[vi] Appetite for Destruction (1987)
[vii] Ç.N. 1850’lerde üretime başlayan bir tuşlu enstruman markası. 1950’lerden itibaren ürettikleri elektrik piyanolar, dönemin müziğinde fazlaca kullanıldı.