Robot olmadığınızı kanıtlayın: 10   +   3   =  

Geçtiğimiz günlerde, Rage Against the Machine grubunun solisti Zack de la Rocha, Run the Jewels’ın “Close Your Eyes (And Count to Fuck)” şarkısı için çekilen video klipte arz-ı endam etti. Ekranda yalnızca birkaç saniye görünüyor, ama şarkının sonunda söylediği dörtlük Run The Jewels albümündeki en etkili sözler arasında. Bu sözleri duyan herkes, müzisyenin nasıl da esaslı bir protesto sesi olduğunu hatırlamalı.

Rage Against the Machine bugün hâlâ bizim neslin en etkili protest grubu. Sadece birkaç “politik” sanatçı, Rage Against the Machine kadar ciddiyetle dinleyicilerini hakikati aramaya zorlayabildi ve baskıcı politik sistemleri geri püskürtebildi. Arkalarında bıraktıkları miras yeni nesil aktivistlere ve protest müzisyenlere ilham verdi. Yine de hiç kimse aynı radikal mesajları onlar kadar yükseğe taşıyamadı. Grup, modern protest müzik için kusursuz bir örnekti.

Tavır. Rage Against the Machine çoğu rock yıldızının siyasi görüşünü tanımlayan ağırbaşlı ve zararsız aktivizme hiç bulaşmadı. Al Mancini’nin ABC’de grubun mirasını anlattığı yazıda işaret ettiği gibi, bağış toplamak için yardım konserleri gerçekleştirmenin, bir savaşı bitirme çağrısı yapmanın veya seçmenleri kayıt yaptırmaya teşvik etmenin gerçekten devrimci bir yanı yok. Mancini “Savaş yanlısı veya oy verme karşıtı birini bulmak zor olmalı,” diyor. “Mesele amacınızın ‘yüce’ olmaması değil — müzisyenlerin birilerini gücendirme riskinden veya birilerinin fikrini değiştirme şansından düpedüz kaçınarak, boşuna nefes tüketmeleri.

Rage Against the Machine bundan çok daha fazlasını yaptı. En tartışmalı kültürel meselelerden birçoğunun arkasında durdu. Yine de, radikal olmasına rağmen, muazzam bir ticari başarı yakaladı. Şarkıları çevrimiçi müzik servislerinde milyonlara ulaştı (ünlü “Killing in the Name” Spotify’da 39 milyon dinlenme sayısını aştı) ve ciddi bir liste başarısı elde ettiler. Revaçta olmanın avantajıyla arkasında durdukları meseleleri başka türlü asla erişemeyecekleri dinleyicilere eriştiler.

Mesele. 90’ların sonunda, grup bütün gücünü eski bir radyo muhabiri olan ve 1982’de bir polis memurunu öldürmekten hapis cezasına çarptırılan Mumia Abu-Jamal’in serbest bırakılması için düzenlenen kampanyaya harcadı. Onu “Voice of the Voiceless” şarkısıyla ölümsüzleştirdi. Ocak 1999’da tüm geliri adalet mağdurları için çalışan vakıflara bırakılan bir konser de verdi. Konser, tehdit altındaki yerel mercilerin mukavemetiyle karşılaştı, ancak sonunda gerçekleştirildi. Grubun gitaristi Tom Morello New York Times gazetesine “İnandıklarımızı savunuyoruz, Rage Against the Machine solucanla dolu bir kutunun kapağını ilk kez açmıyor” dedi. “Ku Klux Klan konserlerimizi daha önce protesto etti, ama bunu New Jersey eyalet valisinden beklemiyordum.

Abu-Jamal davasındaki görünürlüğü, daha sonra de la Rocha’nın Mayıs 1999’da Birleşmiş Milletler Uluslararası İnsan Hakları Komisyonu’nda ABD aleyhinde tanıklık etmesini sağladı.

Grup, aynı desteği Meksikalı gerilla grubu Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu ve tutuklu Amerikan Kızılderili Hareketi eski lideri Leonard Peltier için de gösterdi. Davalarını “Freedom” adlı şarkılarına çektikleri video kliple belgelediler ve konserlerinde hapis cezaları hakkında uzun beyanatlar verdiler. Gündemleri yalnızca özgürlükçü değildi, aynı zamanda devrimciydi.

Aktivistler gibi örgütlenmek. Grup, konser takvimini de kritik siyasi dönemeçlere göre düzenledi. 2000 yılında düzenlenen Demokrat Parti Kurultayı’nın ilk gecesinde kurultayın yapıldığı mekânın karşısındaki “özel olarak tasarlanmış gösteri alanında” ücretsiz bir konser verdiler. “Seçimler şirketler tarafından kontrol edildiğinden beri bu ülkede seçim özgürlüğümüz yok” savıyla gerçekleştirdikleri protesto iki partili sisteme yönelik şiddetli bir tepkiydi.

2008’deki hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi parti kurultaylarında da benzer protestolar gerçekleştirdiler. New York Times’a göre, grubun Demokrat Parti Kurultayı’nın ilk gecesindeki performansından sonra izleyici kalabalığı savaş gazilerinin önderliğinde 9.000 kişilik bir yürüyüşe evrildi.

Grup, gelir eşitsizliğine itiraz eden “Sleep Now in the Fire” (2000) şarkısı için çekilecek videonun zaman ve mekânına özen gösterdi. Videonun yönetmeni belgeselci Michael Moore’un tanımladığı gibi, “videoyu kurtlar sofrasında çekmeye” karar verdiler — New York Borsası’nın karşısındaki federal binanın merdivenlerinde. Grup protestoyu içeri taşımak istediğinde, borsanın kapıları kapatıldı. Neyse ki, grubun da nükteyle ima ettiği gibi, “paralara halel gelmedi”. Olay bütünüyle  2011’de gerçekleşen ve aynı ekonomik sistemi yürürlükten kaldırmayı hedefleyen Occupy Wall Street hareketinin habercisi oldu.

Müzikten önce mesaj. Rage Against the Machine bugüne dek mesajın önceliğinde ısrar etti. Cumhuriyetçi başkan yardımcısı adayı Paul Ryan grubun hayranı olduğunu açıklayınca, Tom Morello Rolling Stone dergisine Ryan’ın müziklerinden anlamadığını savunan bir yazı yazdı.

Morello, “Bazıları grubun savunduklarını duymazdan geliyor, sahnede kafa sallamaya ve dirsek atmaya yoğunlaşıyor” dedi. “Oysa Rage diğerlerinin zihinlerini ve hayatlarını değiştirdi. Küresel işgal hareketlerinin örgütleyicileri de dâhil olmak üzere, dünyadaki birçok aktivist Rage Against the Machine ile radikalleşti, daha insancıl ve adil bir dünya için yorulmaksızın didindi. Paul Ryan, muhtemelen dinlemesi gerektiği yerde kafasını sallayıp dans ediyordu.”

Bugün yalnızca birkaç sanatçı Rage Against the Machine kadar cepheleşmeye zorlayan, sert şarkılar yazıyor. Çok azı bunu siyasi değişimi körükleyecek bir araç olarak ciddiye alıyor. Hip-hop gurusu Questlove, Aralık ayındaki bir Instagram postunda eksikliğe dikkat çekti ve “Daha fazla de la Rocha’lara ihtiyacımız var!” diye yazdı. Daha haklı olamazdı. #BlackLiveMatter ile kısa ama harika işgal hareketlerinin belirlediği ilkeleri ileriye taşıyacak daha fazla sese ihtiyacımız var. Rage Against the Machine o siyasi meşaleyi rock müzik ile yaktı. Ateşi yeniden yakmanın zamanı geldi.

* Bu yazı Tom Barnes’ın mic.com’da yayımlanan makalesinden çevrilmiştir.