Popüler kültürle ne yapacağız?

Gülşen: “Bir İhtimal Biliyorum” (Murat Joker, 2018).

Bir tarafta sahip oldukları tüm imkânlara rağmen kültürel iktidarlarını hâlâ dilediklerince kuramamış olmanın ruh hâliyle sıradan bir şarkı sözüne bile hunharca saldıran gericiler, diğer tarafta popüler kültür konuşmanın işten olmadığını düşünen ama burjuva kültürünün hegemonyasını tartışmasız kabul eden saygıdeğer gazeteci abiler, ortada kalanlar ise yine durduk yere kendilerini savunmak zorunda bırakılan kadınlar. Sanıyorum Gülşen’e kıyafetleri üzerinden yapılan saldırıların elle tutulur bir yanı olmadığı hepimizce aşikâr. Bunun üzerine uzun uzun konuşulması bile tek başına can sıkıcı. Bu yüzden meselenin “gündem edilecek” kısmına odaklanmak istiyorum.

Sosyal medya kullanıcılarının popüler kültür tanımı üzerine düşünmeden, tanımın içinde ve dışında kalanları yalnızca subjektif beğenilerine göre seçmelerinde bir sakınca görmüyorum. Nihayetinde kimsenin kimseye fikirlerini en doğru kavramsal zemine yerleştirerek yorum yapma borcu yok. Ancak popüler kültür ile magazini aynı anlamda kullanan boomer’lara maalesef hâlâ şaşırmadan edemiyorum. Popüler kültür, yüksek beğeni sahiplerince tu kaka edilerek tartışmaya değer bulunmayacak bir kavram değil. Bunu böyle görmek ya sosyoloji başta olmak üzere çeşitli disiplinlerin önemli çalışmalarını hiçe sayan bir cehalet ya da düpedüz elitist bir narsisizmdir. İkincil olarak, popüler kültür ile magazin aynı şey olsa dahi magazine konu edilenlerin nasıl belirlendiği fazlasıyla politiktir, dolayısıyla doğru bir kavramsal çerçevede tartışmaya değerdir.

Mesele elbette kendini muhalif zanneden gazetelerin manşetlerine taşımakta beis görmedikleri “Gülşen’in donu” meselesi değil. Mesele, bir kadının kıyafet seçiminden bile korkunç bir şiddetle tetiklenebilen, toplumun her hücresine işlemiş kadın düşmanlığının gün yüzüne çıkması meselesidir. Bu nedenle bambaşka bir bağlamda muhtemelen haberimizin bile olmayacağı bir pop yıldızının sahne kıyafeti seçimleri geldiğimiz aşamada politik bir duruşa dönüşüyor, doğal olarak bizim de gündemimiz oluyor. Gülşen’in kıyafetlerini ahlak, namus, aile gibi kavramlar üzerinden eleştirenler aynı zamanda her gün toplu taşımada kadınları taciz edenler olduğuna göre Gülşen’in meselesi zaten popüler kültürü tartışmaya değer görmeyen bir grup ayrıcalıklı erkeğin değil, bizzat feminist kadınların meselesidir.

Öte yandan, magazin gazeteciliği dünyanın her yerinde kadın düşmanıdır. Kişisel alanı konu alan, bunu da çoğunlukla sınır ihlalleriyle yapan bir gazetecilik türünün öncelikli hedefinin kadınlar olacağı aşikardır. Çünkü toplumsal normlara göre kadınların sınırlarını ihlal etmekte bir sorun yoktur. Bir annenin hayatının çocuğundan bağımsız değerlendirilmemesi ya da kadınlara iş görüşmelerinde evliliğe ilişkin soruların yöneltilmesi ne kadar olasıysa, magazinin kadınları taciz etmesi de o kadar olasıdır. İşte bu yüzden magazini bütünüyle hiçe saymak yerine gerektiğinde masaya yatırmamız gerekir. Böylelikle kurduğu dinamiklerin zarar verdiği kadınları dayanışmamızın bir parçası haline getirebilir, onları kurtlar sofrasında çalışkanlık, ahlaklılık, annelik eksenindeki açıklamalara mecbur bırakmayız. Bu noktada Gülşen’in bunların hiçbirine sığınmayan, özür dilemeyen, uzlaşmaya çalışmayan açıklamasının netliği de elbette arkasına aldığı destekle yakından ilgili. Bu desteğin gücünü popüler kültürü görmezden gelerek yadsıyamayız. Aksine, popüler kültürü muhalif bir araç olarak kullanabilme potansiyellerimizi düşünmeliyiz.

Popüler kültürü belirli durumlarda isyankâr bir güce çevirip çeviremeyeceğimiz uzun zamandır tartışılan bir mesele. Kültür endüstrisinin yapısının buna müsait olmadığını söyleyenler de bunun belirli koşullarda mümkün olduğunu dile getirenler de mevcut. Gelgelelim, bu özellikle Türkiye gibi kültürel iktidarı daima sarsıntıda, sürekli biçimde ideolojik ve estetik kriz halinde olan ülkelerde denemeye değer bir fırsat olabilir. Söylemeye çalıştığım, seküler yaşam tarzına karşı darbelerin Gülşen’in kıyafet seçimiyle yerle bir edilebileceği falan değil elbette. Ancak Gülşen gibi medyatik isimlerin bu tavırları kültür iktidar kuramamaktan yakınan gerici kitleyi tetikleyecekse, daha da önemlisi toplumsal açıdan kendisi kadar güçlü bir konumda olmayan kadınları cesaretlendirecekse kesinlikle denemeye (ve dolayısıyla konuşmaya) değerdir. Üstelik pek çok kişi tarafından iddia edilenin aksine popüler kültürü tartışmak ülkedeki “daha büyük problemleri” konuşmaya engel değil. Birincisi, tartışmayı “Gülşen’in giydiği” çerçevesinden ileriye taşıyabildiğimiz ölçüde bizzat ülkenin öncelikli problemlerinden birine, ataerkil baskıya değinebiliriz. İkincisi, popüler kültürden bahsetmek “daha büyük” ifadesiyle nitelenen geçim sıkıntısı gibi problemleri gündem edebilirliğimizle bağlantılı değil. Bir başka deyişle, geçim sıkıntısının hâlâ yeterince gündem olmayışı ya da gerek duyduğumuz anlamda bir eylemselliğe dönüşmeyişinin sebebini popüler kültürün gündem olmasında aramak anlamsız bir analiz olmanın yanında bu önemli sorunun arkasındaki gerçek problemleri göz ardı etmemize de neden olur.

Popüler kültürü popüler yapan sosyal, siyasal, kültürel dinamikleri tartışmaların dışında bırakıp bu kavramı magazin ile aynı anlamda kullandığımız ölçüde buradan toplumsal bir analiz çıkarmak elbette mümkün olmayacak. Sanırım popüler kültürün bir öğesinin gündem olmasına duyulan öfke ve ilgili kişilere koyulan mesafe bu kavrayamayışın bir sonucu. Ancak bu kavrayamayış devam ettiği ölçüde ya kime nasıl ulaşacağımız konusunda yeni yöntemler önerilmeli ya da (benim yapmayı daha gerçekçi bulduğum ikinci bir seçenek olarak) popüler kültürle barışıp onu muhalif anlamda araçsallaştırmanın yolları aranmalı. Aksi halde meydanın kimlere kalacağı ayan beyan ortada.

Muhabbetimiz daim olsun...

BENZER YAZILAR
sayın okur, bir maniniz yoksa sizi de bekliyoruz. vesaire’nin eski ve yeni yazılarından itinayla derlediğimiz tematik bültenleri her pazar sabahı okumak için şimdi abone olunuz: ve'posta.
KAYDOL
Total
1
Share