Robot olmadığınızı kanıtlayın: 7   +   3   =  

Tarihteki ilk sosyalist hükümet denemesi olan Paris Komünü, bahar günlerinde doğdu. III. Napolyon tarafından başlatılan ve Fransızların yenilgisiyle sonuçlanan Fransa-Prusya Savaşı’nın ardından, Paris’te devrimci güçlerin örgütlediği halk ayaklanmasıyla kuruldu. 1871 yılının baharında 72 gün boyunca iktidarda kaldı. Ömrü kısa da olsa, devrim hükümeti tarihin en görkemli anlarından birini hazırlamıştı.

Paris Komünü için şimdilik bu kadarıyla yetinelim, hikâyemiz için biraz daha erken bir tarihe ve İstanbul’a uzanalım.

Namık Kemal, Ali Suavi, Agâh Efendi, Kayazâde Reşat Bey, Menâpirzâde Nuri Bey ve Mehmet Emin Bey gibi isimlerden mürekkep genç Osmanlı aydınları, dönemin padişahı Sultan Abdülaziz’den ve Sadrazam Ali Paşa’nın yarattığı boğucu ortamdan nefret ediyorlardı. 7 Haziran 1865’te Osmanlı Posta İdaresi’nin ilk müdürü, ilk Posta Telgraf Nazırı Ahmet Şükrü Bey’in şimdilerde Sabancı Köşkü olarak bilinen Yeniköy’deki evinde toplandılar. Toplantının ikinci günü ise dikkat çekmemek için Belgrad Ormanı’nda bir piknik görüntüsü altında gerçekleşmişti. Hürriyet ve eşitlik arayışındaki genç Osmanlı aydınlarının gizli örgütü İttifak-ı Hamiyet (Yurtseverler Birliği) böylece ortaya çıktı. Daha sonra “Jön Türkler” olarak da anılacak bu kuşak, dönemin yönetimi tarafından hem yurtiçinde hem de yurtdışında çeşitli kovuşturmalara maruz bırakılacaktı.

Jön Türkler gazeteyi aydınlanmanın ve toplumsal dönüşümün önemli bir unsuru olarak gördüğünden Ali Suavi, Namık Kemal, Şinasi gibi grubun önde gelenleri gazetelerde dönemin yönetimini topa tutuyorlardı. Ali Suavi Muhbir gazetesinde, Namık Kemal de Tasvir- i Efkar gazetesinde bir meclis ve anayasa gerekliliğine vurgu yapan sert yazılar yazıyordu.

Bir süre sonra Sadrazam Ali Paşa’ya bir suikast planının jurnallenmesiyle siyasi ortam daha da gerilecek, gazeteler kapatılacak, Jön Türkler de Avrupa’nın çeşitli merkezlerine sürgün edileceklerdi. Jön Türkler bulundukları şehirlerde hem Türkçe ve hem de yaşadıkları ülkelerin dillerinde gazeteler ve bültenler çıkararak, davalarının haklılığını anlatmaya yoğun mesai harcamaya devam ediyorlardı. Meşveret, Mizan, Osmanlı, Şura-yı Ümmet, Hakikat, Le Liberal Ottoman, Le Moniteur Ottoman bu yoğun çalışma döneminin eserleriydi. Faaliyet coğrafyası o kadar genişlemişti ki Rio de Jenerio’da bile El Rakib adıyla bir gazete çıkarmışlardı.

Fransız devrimlerinin ardından gelen Paris Komünü’nün dünyayı olduğu gibi genç Osmanlılar’ı da etkilemesi kaçınılmazdı. Menapirzade Nuri Bey, Kayazade Reşat Bey ve Mehmet Emin Bey, komünün iktidarı ele geçirmesinden önce Paris’e gelmişlerdi. Prusya ordusunun kuşatması sırasında Paris’i savunmakla yükümlü General Trochu, savaşmaya müsait olmayanların derhal şehirden çıkarılmaları üzerine bir emir yayımlamıştı. O tarihlerde Paris’te bulunan üç arkadaş, General Trochu’ya bir mektup yazarak Ulusal Muhafızlar’a katılmak istediklerini bildirdiler ve istekleri kabul edildi. Agâh Efendi, Şinasi, Namık Kemal ve Ali Suavi’nin de o tarihlerde Fransa’da olduğu biliniyordu. Ancak Paris Komünü’ne katılanlar yalnızca üçüydü.

Yeni Osmanlılar Tarihi’nde Ebuzziya Tevfik üç fesli gencin hikâyesini, muhtemelen biraz mübalağayla, şöyle anlatıyordu:

“Birbirlerinden ayrılmayan bu üç arkadaşa, Fransızlar tarafından Üç Türkler adı takılmış ve her nereye bir şarapnel, bir obüs düşüp de birçok askeri yaralasa, bu üç arkadaş derhal orada hazır bulunarak yaralılarla meşgul olup onların hasta barakalarına taşınmasına yardım etmişlerdir. Bunlar Fransız askeri kıyafetiyle beraber, milli serpuşumuz ve gerçek deyimi ile ‘püsküllü belamız’ olan fesi başlarında bulundurdukları için Üç Türkler deyimi, adeta istihkamların bir yerinde ‘şefkat’ deyimine eşit tutulmuştur.”

Prusya yenilgisinin ardından Paris halkının Fransız hükümetine karşı devrimci teşebbüsü, tarihin ilk proleterya iktidarı olan Paris Komünü 18 Mart 1871’de Hotel de Ville’de Ulusal Muhafızlar’ın havaya açtığı coşkulu ateşle ilan edildi. İktidarda kaldığı iki aylık süre boyunca halkın da desteğini alarak kimi reformlara imza attı. Versailles güçlerinin Paris’e girmesinin ve yoğun sokak çatışmalarının ardından, 28 Mayıs’ta komünün son barikatı da düştü. Binlerce komünar komünü ayakta tutabilmek için hayatlarını kaybetmiş, ancak devrim bastırılmıştı.

Paris Komünü’nün dağılmasının ardından Menapirzade Nuri Bey, Kayazade Reşat Bey ve Mehmet Emin Bey beş parasız halde Belçika’ya geçtiler. Brüksel’de Agâh Efendi tarafından ağırlandılar. Eylül 1871’de Jön Türkler’in azılı düşmanı Ali Paşa’nın vefatı üzerine yurtdışındaki tüm cemiyet üyelerine af çıktı. Bunun üzerine Reşat ve Nuri Bey İstanbul’a hareket ettiler. Mehmet Emin Bey ise Meşrutiyet ilan edilmemesi halinde dönmeyeceğini belirtse de, kısa süre sonra o da İstanbul’a döndü.

Yurda dönüşlerinden sonra üç arkadaşın Paris Komünü’nde yaşadıkları Namık Kemal’in başyazarlığını yaptığı İbret gazetesinde yayımlandı. Hatta daha sonra Nuri, Reşat ve Mehmet Emin Bey de gazetede çalışmaya başladı. Gazetede komün hakkında çıkan yazıların, olayları bizzat yaşamış kişiler tarafından kaleme alındığı açıkça belirtiliyordu.

Gazetenin üçüncü sayısında, Reşat Bey “Devair-i Belediye (Komün) Taraftaranı” başlıklı yazısında komün yanlıları ile aynı fikri benimsemediğini ve Versailles’a düşmanlığı olmadığını belirttikten sonra “Komün İhtilâli yetmiş bir sene-i miladiyesi hadisatımın en mühimlerinden olduğundan ve o sırada Avrupa’da bulunduğumuzdan bu bapta olan tahkikat ve meşhudatımızın benanım halkça faideli gördük” demişti.

Peki, Paris’te komün iktidarını tecrübe eden bu üç Osmanlı aydınına daha sonra ne oldu? Mehmet Emin Bey 1874 yılında, genç yaşta gırtlak kanserinden vefat etti. Reşat Bey, II. Abdülhamit döneminde paşalığa yükselerek Kudüs Mutasarrıflığı’na atandı. Nuri Bey ise saray katipliği ve Reji (tütün tekeli) müdürlüğü yaptı.