Narın Rengi, Bereketi, Kaderi: Sergey Parajanov

0   +   3   =  

Yaşayan en büyük yönetmenlerden Jean-Luc Godard, Sergey Parajanov için “Sinema mabedinde imgeler, ışık ve gerçeklik vardır. Sergey Parajanov bu mabedin üstadıdır,” demişti. Oscar ödüllü yönetmen Martin Scorsese ise kurucusu olduğu Film Vakfı’nın restore ettiği Narın Rengi (Sergey Parajanov, 1969) kopyasını 39. Toronto Film Festivali’nde sunarken, izleyicilere “sinema tarihindeki başka herhangi bir şeye benzemeyen” imgelere ve görüntülere tanık olacaklarını söylemişti.

Sinema tarihine Unutulmuş Ataların Gölgeleri (1964), Narın Rengi (1969) ve Âşık Garip (1988) gibi başyapıtlar armağan eden Sergey Parajanov, gerçekten de taklit edilmesi imkânsız bir sinema dili geliştirdi. Filmleriyle yalnız izleyicileri değil sinemacıları da büyüledi. Üstelik Andrey Tarkovski’den Jean-Luc Godard’a, Michelangelo Antonioni’den Francis Ford Coppola’ya büyük yönetmenlerin övgülerine mazhar olmakla kalmadı. Narın Rengi filminin 1969’da izleyicilerle buluşmasının ardından yaşadığı zorlu süreçte, bu yönetmenlerin onun özgürlüğü için mücadele etmesini de sağladı.

“Şiirsel sinemanın ustası” olarak nitelendirilen Sergey Parajanov, Andrey Tarkovski’nin Ivan’ın Çocukluğu (1962) filmini izledikten sonra sinema dilinde radikal bir değişikliği hedefledi. Dünya genelinde tanınmasını sağlayan Unutulmuş Ataların Gölgeleri filmiyle başlayan realizmden kopuş ve köklere dönüş süreci, Narın Rengi ile zirveye ulaştı. Âşık Garip filmiyle de irtifasını korumayı başardı.

Narın Rengi, özgün adıyla Sayat Nova, 18. yüzyılda yaşamış Ermeni halk ozanı Sayat Nova’nın (Türkülerin Efendisi) hayat hikâyesini anlatıyordu. Ancak Parajanov biyografiyle veya kronolojiyle çok da ilgilenmiyordu. Sayat Nova’nın büyüdüğü, âşık olduğu, manastıra kapandığı ve öldüğü filmde görülüyordu ama bu olayların hepsi Parajanov’un hayal dünyasından bereketli imgeler ve Sayat Nova’nın görülen ama duyulmayan şiirleri bağlamında betimleniyordu.

“Narın Rengi” (Sergey Parajanov, 1969)

“Narın Rengi” (Sergey Parajanov, 1969)

Parajanov, doğumunun 200. yılı vesilesiyle Sayat Nova’ya adanan kült filminin hazırlıklarına 1968’de başladı. Erivan’daki sanatçılar topluluğu da yeni filmini çekebilmesi için Parajanov’a yardımcı olmak üzere seferber olmuştu. Temel dekor olarak kullanılan, 18. yüzyıldan kalma bir manastırdaki çekimler için çok sayıda değerli eşya ve nadir belge bir araya getirildi. Sergey Parajanov da yazarlık, yönetmenlik, kurgu, koreografi, kostüm, tasarım ve dekoru üstlenerek bu devrim niteliğindeki filmin tek bir diyalog ya da kamera hareketi olmaksızın çekilmesini sağladı.

Film, 1969’da Moskova, Kiev, Erivan ve Tiflis’te sinemalarda gösterildi. İzleyicilerin ilk tepkisi Erivan’da bile olumsuzdu. Filmin “anlaşılmaz ve dekadan bir estetikten mustarip” olduğu söyleniyordu. Parajanov’un “geçmişe” olan hayranlığı, o sıralarda politik açıdan çözülmeye başlamış Sovyetler Birliği’nde anti-sovyetizm şüphesi uyandırıyordu. Gerçek bir yasak çıkmasa da, film bir süre sonra sinemalardan çekildi. Parajanov için zor bir dönem başlamıştı, 1984’e dek yeni bir film üretemeyecekti. Çeşitli stüdyolara bıraktığı film projeleri artık ya reddediliyor ya da erteleniyordu.

Sayat Nova, 1970’te kısaltılmış bir versiyonuyla ve yeni adıyla (Narın Rengi) Moskova’da yeniden gösterildi. Filmin yirmi dakikası kesilmiş, yönetmen Sergey Yutkeviç tarafından yeniden montajlanarak, erotik ya da muğlak bulunan kimi sekanslarından “arındırılmıştı”. Özellikle de Ozan ile Prens arasındaki ilişkileri betimleyen sahneler, madağ (kiliselerde ritüel olarak kurban edilen hayvanlar) sahneleri ya da Ermenistan’daki Türk-İran işgalini aktaran bölümler çıkarılmış, üç adet narın patlayıp yayılarak eski birleşik Ermenistan’ın haritasını oluşturduğu simgesel plan da kaldırılmıştı. Filmin Sovyetler Birliği dışına çıkması da yasaklanmıştı, Batılı izleyiciler filmi izleyebilmek için daha on yıl kadar bekleyecekti.

Sergey Parajanov

Sergey Parajanov

Parajanov, 1973’te Kiev’de yeni projeleri için çalışmayı sürdürürken Ukraynalı tarihçi Valentin Moroz’un davası sırasında verdiği ifadede yazarı suçlu göstermeyi reddetti. Kısa bir süre sonra Moskova yolculuğundan döndüğünde, birçoğu uydurma gerekçelerle sorguya çekildikten sonra hapsedildi. Tutuklanma haberi Moskova sinema çevrelerinde öğrenildi ve 1974’te Avrupa basınında duyuruldu. Meslek birliği içerisinde gerçek bir dayanışma hareketi geliştirildi. Bir savunma komitesi oluşturuldu ve Sovyet otoritelerinden Parajanov’un tutuklandıktan sonraki akıbeti konusunda ek bilgiler talep edildi. Bu çağrı Avrupa sinemasının tüm büyük isimleri tarafından da imzalandı. Parajanov yargılanıncaya dek altı ay hapis yattı, sonra da beş yıl hapsine hükmedildi. Önce “ıslah için çalışma” kampına gönderildi, sonrasında Ukrayna’da “katı yönetim” uygulanan ikinci bir kampa kapatıldı.

1975’te, Sovyetler’in dünyayı faşizm belasından kurtardığı zaferin otuzuncu yılında, büyük bir genel af ilan edildi. Ancak kamp şefi gereken iyi hâl belgesini vermediği için Parajanov bu aftan yararlanamayacaktı. Aynı yılın yazında Moskova Film Festivali sırasında Fransız Yönetmenler Derneği (SRF) tarafından yeni bir dayanışma hareketi başlatıldı. Parajanov’un serbest kalması 1977’yi bulacaktı. Kişisel eşyalarını satarak ve komşularının yardımlarıyla yaşamını sürdüren yönetmen, sinema yapmasının yasaklandığı bu süreçte neredeyse bütün üretimini çizimlerin yanı sıra “sıkıştırılmış sinema” dediği kolajla gerçekleştirecekti.

Narın Rengi’nin Batılı izleyicilerle buluşması 1980 yılında gerçekleşti, Avrupa’da önemli festivallerde gösterildi, 1982’de Paris sinemalarında yeniden gösterime girdi. 1989’da İstanbul Film Festivali’nde İstanbullu izleyicilerle buluştu, ayrıca Parajanov’a İstanbul’da Yaşam Boyu Onur Ödülü de takdim edildi. Filmin, Scorsese’nin gayretleriyle yenilenen kopyası ise 2015’te !f Istanbul’un Kült bölümünde yeniden İstanbullu izleyicilere sunuldu.

Parajanov, Âşık Garip filminin Münih Film Festivali’ndeki prömiyerinden önce verdiği röportajda başyapıtını şöyle tanımlıyordu: “Sayat Nova İran yapımı bir mücevher kutusu gibi. Dışarıdan güzelliği göz dolduruyor, harika minyatürleri görüyorsunuz. Sonra açıyorsunuz, içinde daha fazla İran aksesuarı buluyorsunuz.” İstanbullu izleyicilerin ise artık bu mücevher kutusunun ardındaki zanaati bütün ayrıntılarıyla ilk kez görme şansı var.

Pera Müzesi, Sergey Parajanov’un doğumunun 95. yıldönümü vesilesiyle, Parajanov, Sarkis ile başlıklı sergiyi düzenliyor. Erivan’daki Sergey Parajanov Müzesi’nin işbirliğiyle gerçekleştirilen ve müzenin müdürü Zaven Sargsyan küratörlüğünde hazırlanan sergi, sinemanın yanı sıra farklı alanlarda da üretim yapan sanatçının benzersiz dünyasını Türkiye’de ilk kez izleyicilerle buluşturuyor.

Sergi, Parajanov’un farklı dönemlerde, gelenekselden pop art’a uzanan geniş bir yelpazede çarpıcı özgünlüğüyle ürettiği resimleri, kolajları, desenleri, film sahnesi eskizlerini, kostüm tasarımlarını, mozaikleri, objeleri, fotoğrafları ve yerleştirmeleri bir araya getiriyor. Tasarımını Bülent Erkmen’in gerçekleştirdiği ve Parajanov koleksiyonunun Ermenistan dışındaki en kapsamlı sergisi olma özelliğini de taşıyan sergide Parajanov’un eserleri, filmlerinden sahnelerle birlikte kurgulanıyor.

Parajanov’un dünyasına tutkuyla bağlı sanatçı Sarkis’in Parajanov’dan esinlenerek ürettiği ve ona adadığı yerleştirmeleri de sergiye güncel bir boyut kazandırıyor. Narın Rengi filmini eski tip monitörlere bölerek kilimlerle monitörlerin üstünü örten Sarkis, “Müzenin bu katındaki siyah perdeyi açarak İstanbul’un muhteşem manzarasını içeriye davet etmek ve bir kilimle Parajanov’un ayaklarına sermek istedim,” diye anlatıyor. Bu kapsamlı sergi, 17 Mart 2019’a kadar Pera Müzesi’nde ziyaret edilebilir.


[Bu yazı, Pera Müzesi’nin maddi desteğiyle hazırlanmıştır.]