Robot olmadığınızı kanıtlayın: 4   +   3   =  

Geçtiğimiz yıl düzenlenen 21. Altın Koza Film Festivali’nden “En İyi Film”, “En İyi Erkek Oyuncu” ve “En İyi Sanat Yönetmeni” ödüllerini kazanan Toz Ruhu, bu ay içinde (Başka Sinema sağ olsun) gösterime girdi. Annem Sinema Öğreniyor adlı kısa filmiyle bildiğimiz Nesimi Yetik‘in ilk uzun metrajı, arabesk müzik sanatçısı olmak isteyen bir erkek gündelikçinin, Metin Tosyalı‘nın hikâyesini anlatıyor. Peki, Metin filmde yaptığı bir şakadaki gibi “fantezinin kralı” olabilir mi?

Renkli gömlek koleksiyonu yapan, kendi düzenine hastalık derecesinde takıntıyla bağlı, temizliğe gittiği evlerde çalışırken belinden ayırmadığı teybinden müzik dinleyen ve bestelediği şarkıları kendi kendine kaydeden Metin Tosyalı, Taksim’de yaşayan gerçek biri ve Nesimi Yetik ile filmin senaryosunu birlikte yazdığı eşi Betül Esener’in komşusu. Filmden önce hakkında bir Ekşisözlük sayfası açılmasını ve kendisiyle röportaj yapılmasını sağlamış ufak bir üne de sahip. Filmde gördüğümüz diğer karakterler ve olaylar ise kurmaca. İstanbul’da askerlik yapan ve izin aldıkça yanına gelen yeğeni Ümit de, yanında çalıştığı Suzan Hanım’ın diğer yardımcısı Neslihan da anlatının üzerinde yoğunlaştığı Metin’in karakter özelliklerini pekiştirmek için oradalar.

Metin, Bizim Büyük Çaresizliğimiz karakterlerini andıran bir “güzel adam”. Yanında çalıştığı insanları gerçekten seviyor ve onların da kendisini sevdiğinden emin. Neslihan’la içinde kaldığı durum Yozgat Blues‘u hatırlatıyor, ama ona karşı bir ilgi duyduğuna dair herhangi bir belirti yok. Sanki onunla konuşmasa kimseyle iletişim kurma ihtiyacı duymayacak, teybinden müziğini dinleyip kendi kendine şarkılarını kaydetmeye devam ederek mutlu yaşamını sürdürecekmiş gibi bir hali var. Gündelikçi diye feminenleştirilmeyen, arabeske ilgi duyuyor diye karikatürleştirilmeyen ve kendine özgü tavrı sosyopatlığa dönüşmeyen, iyi gözlemlenmiş ve yazılmış bir karakter Metin. Tabii burada şu sorular akla geliyor: Sinemanın kısırlaşmış erkek tiplerinden uzaklaşmak için yaratılan karakterler, sinemayı başka bir kısırlaşmanın içine sokar mı? İlginç karakter, zayıf bir senaryo ve finale sahip bir filmi kurtarmaya yeter mi? Şimdilik karakteri konuşmaya devam edelim.

toz_ruhu_metin_tosyali

‘Toz Ruhu’, Nesimi Yetik

Nesimi Yetik uzun sabit planlarla gözlemlediği Metin’i tüm gerçekliğiyle aktarmaya çalışmış, teleskopla gökyüzüne bakarken seyirciyi teker teker yanına çağırıyor gibi, belgesel benzeri bir anlatımı var. Film hep dar mekânlarda geçiyor, ama bu dar mekânların Zeki Demirkubuz filmlerindeki gibi bunaltıcı bir etkisi yok -nitekim Metin Demirkubuz karakterleri gibi sıkışmış değil, ötekileşmişse bile bunu kendi tercihiyle yapmış, herhangi bir Demirkubuz karakteri için büyük bir lüks sayılır bu. Kamera evin bir parçası, belki de köşede biriken ve Metin’in varlığından rahatsız olmadığı bir toz birikintisi gibi (bu kadar titiz bir karakteri rahatsız etmemesini de ondaki “görülme arzusu” ile açıklayabiliriz belki de)… Bu açıdan Pelin Esmer’in 11’e 10 Kala‘sını da çağrıştırıyor, orada da kameranın Mithat Amca’nın koleksiyonun bir parçasıymış gibi yerleştirilmesi söz konusuydu.

Burada bir parantez açalım, biraz da ülkenin pek değeri bilinmeyen karakter oyuncularından biri olan Tansu Biçer’den bahsedelim. Onu genelde Onur Ünlü yapımlarında görmeye alışkınız, -bu filmde de Onur Ünlü’nün büyük payı olduğu söyleniyor, zaten film de ona teşekkürle açılıyor- bu yıl içinde de Neden Tarkovsky Olamıyorum ve İtirazım Var ile birlikte beyazperdede karşımıza üçüncü kez çıktı. Ekim ayında kendisiyle yapılan bir röportajda, Metin Tosyalı’daki “görülme arzusu”ndan bahsediyor ve “evde yalnızken bile sürekli birinin onu izlediğini” düşündüğünü söylüyordu.[i] Filmin seyircide Metin’i, herhangi bir tanıdığı, komşusu, akrabasından daha iyi tanıyormuş hissi uyandırmasında Nesimi Yetik’in anlatım tarzı kadar Tansu Biçer’in oyunculuğunun da etkili olduğunu belirtmek lazım.

Gelelim arabesk konusuna. Alışık olduğumuz haliyle arabesk toplumsal açıdan iç göç, şehir hayatı, ulusal kimlik ve köklerine dönme arzusu; bireysel açıdan da ötekilik, nostalji, kadercilik ve hayal kırıklığı gibi kavramlarla birlikte değerlendiriliyor. Toz Ruhu’nun karakterlerindeki ortak tutku ve özgürleşme çabası bazılarına aşırı duygusallık, bazılarına ise aşırı duyarsızlık olarak yansıyor. Metin’i bunlardan herhangi biriyle birlikte anmak pek kolay değil. Arabesk sanatçısı olmak istiyor, ama bu isteğini örneğin Muhsin Bey‘deki Ali Nazik gibi yaşamıyor.

Metin’in günlük hayatındaki uysal ve kanaatkâr tavrı, şarkılarına da yansıyor ve “Yaraladı beni en derinden / Vurdu beni can evimden / Söyleseydi, söylemedi / Vefasız yâr çekip gitti” gibi sözler söylerken bile tebessüm ettiriyor -gülünçleştiği veya bir parodi söz konusu olduğu için değil, kendine özgü tavrının sevimliliğinden dolayı. Tabii arabeskin günümüz temsili, bu denli keskin tanımlar içermiyor, daha çok kültüre sinmiş olan değişimin simgesi olarak beliriyor. Bu tür hikâyeleri de kentten bağımsız düşünmek mümkün değil, günümüzde de bunu kabullenmiş olan ve farklı şekillerde yorumlamaya çalışan işler görüyoruz. Bu yapı içinde eskinin tanımını kullanarak “fantezinin kralı” olmaya çalışan Metin’in hikâyesi de arabeski tam da buradan, kendisinin -gerçek Metin Tosyalı’dan veya senaryodaki bir kusurdan bahsetmiyorum, anlatının içindeki haliyle karakterden söz ediyorum- de farkında olmadığı bir yerden yakalıyor.

Kaynak:  Türk Sineması ve Arabesk, Ahsen Yalvaç

[i] Bu noktada şu sahneyi anmazsak olmaz.