Metaverse’ü gördüm, benden uzak olsun

Metaverse: Ready Player One
READY PLAYER ONE (Steven Spielberg, 2018).

Hayatımın büyük bölümünü sanal dünyalarda harcadım. 6 yaşından beri bilgisayar oyunları oynuyorum, bir Y kuşağı mensubu olarak ergenliğimden beri internette yaşıyorum, 16 yıldır oyunlar ve oyun kültürü hakkında haberler hazırlıyorum. Sanal politikaları, dostlukları ve rekabetleriyle dijital evrenin dışındaki her şey kadar gerçek, çevrimiçi uzay oyunu EVE Online oyuncularının yıllık buluşması için İzlanda’ya gittim. Sanal dünyada tanışıp gerçek dünyada evlenen, dijital mecralarda en önemli ilişkilerinden bazılarını kurmuş ve en anlamlı hayat deneyimlerini edinmiş insanlar tanıdım. İnsanlar bu âleme “siber uzay” derdi, artık herkesin dilinde “metaverse” var.

Şimdi sokağa çıkıp 50 kişiye metaverse’ün ne demek olduğunu sorun, 50 farklı yanıt alırsınız. Metaverse gerçek dünya ile sanal dünyanın birleşmesiyse, o halde Instagram’a da metaverse denebilir: Kendinize bir avatar uyduruyorsunuz, imajınıza çekidüzen veriyorsunuz, insanlarla etkileşime geçiyorsunuz. Bunun para harcamaya değer bir fikir olduğunu herkes kabul etmiş gibi görünüyor. Epic Games ile geçenlerde marka adını değiştiren Facebook bu fikre milyarlarca dolar yatırıyor. Microsoft, video oyun şirketi Activision’ı 70 milyar dolara satın aldığında bu gelişme “metaverse üzerine oynanmış bir kumar” diye yorumlandı.

Teknoloji dünyası, 2000’lerin başındaki türden bir anlayışa meyleder gibi görünüyor: Sanal gerçeklik gözlüğünü ve dokunsal kıyafeti üzerinize geçirip uçan arabanızı kusursuz sahte malikanenize sürebildiğiniz, parasını ödediğiniz sürece her şeye sahip olabildiğiniz, rahatlatıcı biçimde sterilize edilmiş bir alternatif gerçeklik. Mark Zuckerberg’ün, karikatürleştirilmiş avatar’larının yavanlığı ve iç açıcı mekânlarının beyhudeliğiyle, şirketinin geleceğini anlattığı utanç verici sunuma bir bakın. Bu, ziyadesiyle hayalgücü fukarası birinin tasavvur ettiği bir gelecek.

Bazı insanların bu tasavvuru talep ettiğini inkâr etmiyorum. Ready Player One (Steven Spielberg, 2018) hiç hesapta olmayan bir başarıya ulaştı. Metaverse, Mark Zuckerberg ve Activison CEO’su Bobby Kotick gibi halihazırda ona yatırım yapan teknoloji milyarderleri ile alışılmadık düzeyde çirkin “üretici sanat” (generative-art) NFT’leri satan ve “cryptoverse” (kripto evren) gibi kelimeleri dilinden düşürmeyen teknoloji madrabazları tarafından tasavvur edildiği haliyle yalnızca “maneviyattan yoksun” olarak tanımlanabilir. Beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor.

Sanal dünyalar son derece özgürleştirici olabilir. Siber uzay, fiziksel görünüşümüze veya sınırlarımıza göre değil ne düşündüğümüze ve nasıl görünmek istediğimize göre değerlendirileceğimizi vaat ederek, ortaya çıkışından bu yana hepimizi eşitliyordu. Gerçek dünyanın hiyerarşilerinin ve sınırlamalarının ortadan kalktığı, gerçek dünyada rağbet görmeyen geek’in de kahraman olabildiği, yoksulun da bunalmışın da gerçeklikten uzaklaşıp daha heyecan ve umut verici bir yerde yaşayabileceği sanal bir dünya rüyalarımızı süslüyordu.

Ancak gerçek dünyada ötekileştirilmiş herkes sanal dünyalarda işlerin böyle olmadığı bilir. Sanal dünyalar, özü itibarıyla gerçek dünyadan daha güzel filan değildir. Venezüellalıların birinci dünya oyuncularına satmak için kripto para madenciliği yaptığı World of Warcraft’a veya genç oyun geliştiricilerin azıcık kazanç için düzensiz projelerde saatler harcadığı Roblox’a bakın. Kadın düşmanlığı ve homofobi buralarda da var, çok oyunculu nişancı oyunu (multiplayer shooter) oynarken sesli sohbette sesinin kadın gibi çıkması talihsizliğini yaşayanlara veya geleneksel cinsiyet normlarına uyum göstermeyen Twitch yayıncılarına sorabilirsiniz. Irkçılığa gelince, o da dijital dünyada hâlâ canlı ve güçlü hatta görünüşe bakılırsa teşvik ediliyor.

Metaverse’ün bu problemlerden herhangi birini sihirli bir dokunuşla çözebileceği fikri fanteziden ibaret. Metaverse’ün yapıp yapabileceği onu tasarlayan ve orada vakit geçiren insanları yansıtmak. Maalesef sanal dünyada deneyimlediğim hiçbir şey metaverse fikrine ısınmamı sağlayamıyor, çünkü metaverse gerçek dünyanın problemlerini görmezden gelen insanlar tarafından inşa ediliyor. Şirketler haksızlıkları ve önyargıları ortadan kaldırmaya gayret etmedikçe, bunların hepsi olduğu gibi yaratılacak yeni dünyalara da öylece taşınacak. Henüz kimse sanal dünyaları berbat oyuncuların istismarından, zehrinden ve manipülasyonundan uzak tutmak için interneti etkili biçimde denetlemenin bir yolunu bulamadı. Facebook’ta olan bitenleri hatırlayınca, Meta’nın bu sorumluğu üstleneceğine inanıyor musunuz? Peki, ya Microsoft’a güveniyor musunuz?

Peki, metaverse neye benzeyecek? Neye benzeyeceğine kim karar verecek? Zuckerverse’ün (ve eski bir sanal dünya olan Second Life’ın) sterilize edilmiş estetiğinin haricinde halihazırda sahip olduğumuz temel estetik referanslar, Fortnite ve Roblox’un şatafatı ya da sınırsız neon animasyon kâbusu VRChat olabilir. Bir de çoğu kendilerinin vaat ettiği metaverse’lere bağlı, bir topluluğa dahil olma vaadiyle alıcılarını cezbeden, hiç bitmeyecekmiş gibi görünen anlamsız NFT işleri var. Ne zaman yeni “mint” edilmiş bir dizi görselin (aslında görsellere ait bağlantıların) satışa çıktığını görsem, “Yine mi?” diye soruyorum. Başka bir kuru kafa serisi mi? Her şey fazlasıyla ergence, görünüşe bakılırsa satışlar da gayet iyi gidiyor. Bu insanlar şu sıralar bizi bekleyen geleceğin nasıl olabileceğini belirleyen insanlar. İçim kararıyor.

Dünyanın kaynakları azalırken daha fazla kâr etmenin yolunu arayan şirketlerin ve felaket kapitalistlerinin hükmettiği bir şey olmasaydı, kendimi metaverse fikrine daha yakın hissedebilirdim. Metaverse bu insanlar ve teknoloji devleri tarafından tasavvur edildiği haliyle insanlık için umut verici yeni bir eşik değil. Bir şeylere para harcamanız için tasarlanan başka bir evren, üstelik bu evrende bir şeyler satın almanın sizi mutlu edeceğine dair boş vaatler alacağınız şeylerin fiziksel olarak var olmaması nedeniyle iyice açıkta kalıyor.

Anlayabildiğim kadarıyla, ana fikir yapay kıtlık[i] ilkesini absürd bir uç noktaya kadar taşımak, yani katiyen ihtiyacınız olmayan şeyleri istemenizi sağlamak. Mesele, bunun işe yaramayacağını düşünmem değil. Bilakis işe yarayacağını düşünüyorum, asıl mesele bu. NFT’lere yönelik kabaran iştah, bilgisayar tarafından oluşturulmuş maymunların .jpeg görüntülerine yönlendirilen bağlantılar için insanların on binlerce dolar ödeyeceklerini kanıtlıyor. Sahiden insanlığa inancımı kaybediyorum. Hangi boşluğun eksikliğiyle yaşıyoruz ki sadece bir şeyin parçası olabilmek için belirli bir prosedürle oluşturulmuş bir görüntünün sahipliğini kanıtlayan jetonlara (token) bu kadar para dökmemiz gerekiyor? Elbette tüm bunlar Dünya ısınmaya devam ederken muazzam bir çevresel maliyetle gerçekleşiyor. Düşünmeden edemiyorum, bu dev şirketler gerçek dünyaya yaptıklarını hepimizden saklamak için hem bizi hem de piyasaları sanal bir gelecek fikrine inandırmaya bu kadar hevesli olabilirler mi?

Sanal dünyaların insanlara neler sunabileceğini gördüm. Yetişkin hayatımın tamamını bu dünyalar hakkında, insanların bu dünyalarda neler yaptığına ve ne gibi anlamlar bulduğuna dair haberler yaparak geçirdim. Yani ayak direyip metaverse’ü istemediğimi söylemek bana anlamlı geliyor. Meta, reklamların sizi hedefleyebilmesi için neye baktığınızı ve vücudunuzun sanal gerçeklikte nasıl hareket ettiğini izleyebilen patentli bir teknolojiye sahip. Video oyunlarının ve zaman geçirdiğimiz diğer tüm sanal ortamların geleceği dikkat becerimizi gerçek hayatta olduğundan daha fazla takip etmek ve daha fazla para kazanmak için mi?

Oyunların sanal dünyaları ve internetin ilk zamanları gerçek dünyanın eşitsizliklerinden ve haksızlıklarından kaçabilmeyi vaat ediyordu. Büyük teknoloji şirketlerinin ve sosyal medya platformlarının kollarının benim gibi milyonlarca insan için sığınağa dönüşmüş dünyalara kadar uzandığını görmek tedirgin ediyor. Bu insanların sunduğu geleceğe güvenmiyorum. Metaverse’e ilişkin ne kadar çok şey duyarsam, bu evrende o kadar hiçbir şey yapmak istemiyorum.


[i] Bir pazarlama iletişimi taktiği, tedariki sınırlı şeyleri istemeye ve kaçırma korkusuna yönelik insan eğiliminden yararlanarak satın alma aciliyeti yaratmak.


*Bu yazı, Cüneyt Bender tarafından Keza MacDonald’ın The Guardian‘da yayımlanan makalesinden çevrilmiştir.

Muhabbetimiz daim olsun...

BENZER YAZILAR
daha fazla

Popüler kültürle ne yapacağız?

Bir tarafta sahip oldukları tüm imkânlara rağmen kültürel iktidarlarını hâlâ dilediklerince kuramamış olmanın ruh hâliyle sıradan bir şarkı…
sayın okur, bir maniniz yoksa sizi de bekliyoruz. vesaire’nin eski ve yeni yazılarından itinayla derlediğimiz tematik bültenleri her pazar sabahı okumak için şimdi abone olunuz: ve'posta.
KAYDOL
Total
9
Share