Robot olmadığınızı kanıtlayın: 7   +   6   =  

Havadaki metalik is kokusu keskin ve yoğun. “Bu, kömürün kokusu” diyor Yıldırım Biçici.

Kahvehane sahibinin evi, kırmızı beyaz bacalarından kirli dumanlar püskürten devasa, santralin birkaç yüz metre yakınında. Biçici onlarca yıl bu dumanın ortasında yaşadı ama şimdi kendisini ülkenin yeni kömür akınının ön cephesinde buluyor: Afşin – Elbistan santralinin dünyanın en büyük termik santraline dönüştürülmesi planlanıyor.

Çoğulhan Köyü’nün eski meydanında küçük tahta bir taburede otururken Biçici “Sigara paketlerinde içmeyin diyen uyarılar var, ama bizim burada başka seçeneğimiz yok.” diyor. Elini keskin kokulu havada sallayarak “Dumanı içimize çekmemiz gerekiyor.” diyor.

Biçici’nin annesi akciğer kanserinden ölmüş – “sebebinin hava kirliliği olduğunu anladık” – ve dört yaşındaki kızı Gülbeyaz’ın kronik bronşiti var. “Çok acı, hava güzel olsa da onun dışarı çıkmasına izin vermiyoruz.”

Türkiye’nin kömür için büyük planları var, yapım aşamasında olan 80’den fazla yeni santral Birleşik Krallık’ın bütün enerji sektörünün sahip olduğu güç kapasitesine eşit. Türkiye’de kömüre hücum, Çin ve Hindistan’dan sonra, dünyanın diğer ülkelerin kömür akınından daha büyük ölçekte. Bu konu, Aralık’ta Paris’te gerçekleşecek Birleşmiş Milletler zirvesinde dünya ülkelerinin iklim değişikliği mücadelesi konusunda anlaşmaya varacakları ve bilim adamlarının keşfedilen kömür rezervlerinin %80’inin yer altında kalması konusunda uyardıkları 2015 yılında daha da ilerliyor.

Türkiye, hızlı gelişen ekonomisini canlandırmak ve Rusya’dan ithal ettiği gaza olan dış bağımlılığını kesmek için çabalıyor. Ancak karşıt görüşte olanlar tahminen Türkiye’ye yıllık birkaç milyar avroya mal olan kömürün insan sağlığına ciddi bir tehlike oluşturduğunu ve bu güneşli ülkedeki güneş enerjisi eksikliğini belirterek uyarıda bulunuyorlar.

Çoğulhan’dan kısa bir mesafe ötede Hüseyin Alp Aslan Afşin-Elbistan santralini besleyen düşük kaliteli ve fazlasıyla kirliliğe neden olan linyit kömürünün çıkarıldığı 20 km uzunluğundaki engin bir açık kömür madenine bakıyor. Toprak rengi ve grilerin karışımı, harlı yanan ateşler ve kömür damarlarını yırtan devasa böceğimsi makineler sivri dağların ve mavi bir gökyüzü şeridinin dibine serilmiş durumda.

Elbistan Devlet Hastanesi Müdür Yardımcısı Aslan, “Cehennemde gibi hissediyorum,” diyor. Pek çok solunum yolu hastalığı ve kanseri belirterek “Sorunlar ne? Öncelikle sağlık, ikinci olarak sağlık ve üçüncü olarak sağlık” diyor.

“29 yıl önce (santral ilk açıldığında) insanlar çok mutluydu” diyor Aslan. “Zengin olacaklarını düşünüyorlardı. Ama tüm o parayı sağlık tedavisi için harcayacaklarını bilmiyorlardı. Yoksul başladılar, kısa bir süreliğine zengin oldular, sonra yoksul öldüler.”

Aslan, Türkiye’nin gelecekteki enerji ihtiyacının nasıl giderilmesi gerektiği konusunda ise oldukça net: “Türkiye güneşli bir ülke ve bu bölgede yüzlerce rüzgâr türbini inşa edilebilir. Rüzgâr türbinleri hakkındaki en güzel şey ise kimsenin gitmediği izole yerlere inşa edilmesi. Kömür en son seçenek olmalı.” Ama Afşin-Elbistan Türkiye’deki en büyük kömür yataklarının üzerinde yer alıyor ve mevcut santraller ile maden yaklaşık 2.800 kişiye istihdam sağlıyor.

Yaklaşık 700 km kuzeyde, Karadeniz sahilinde Zonguldak yer alıyor. Burada ülkenin 70 yıl önce açılan ilk santralini de içeren üç adet termik santralin bacaları, dik, ormanlık bir vadide ilerleyen bir çatlak oluşturuyor. Burası tartışmasız bir kömür kasabası. Futbol takımı Kömürspor olarak adlandırılmış, okul Kara Elmas ve Çinli girişimciler tarafından desteklenen yeni 1 milyar dolarlık kömür enerji santralinin inşası burada planlanıyor.

Zonguldak Türkiye’nin birkaç maden kömürü rezervlerinden birine ev sahipliği yapıyor ve maden işçisi Murat Şahin vadiden çıkan yola götüren bir keskin virajın dışındaki zifiri karanlık bir tünelde durarak “İşimi seviyorum – bu bir çeşit ayrıcalık. Kömürün insanların evini ısıtması ve elektrik üretmesi gerçeğini seviyoruz. Üretken hissediyoruz.” diyor.

Zonguldak yakınlarındaki kömür santrali, Fotoğraf: Sean Smith, The Guardian

Zonguldak yakınlarındaki kömür santrali, Fotoğraf: Sean Smith, The Guardian

Şahin için kömürün kendisi değil kullanım şekli bir sorun. “Hava kirliliği endişelerine katılıyorum, ama enerji santrallerine koyacakları filtreler için doğru ölçümlerin yapılması gerekiyor ve bunu yapmıyorlar” diyor. “Yerel kaynakları kullanmalıyız. Burada nükleer enerjiyi mi tercih edersiniz? O çok daha kirli – Çernobil’e bakın.” Şahin gözlerinin etrafındaki çizgilerin de kömür tozuyla belirginleşmesiyle gülümseyerek kendi sağlığı hakkındaki endişeleri geçiştiriyor: “Bu da işin bir avantajı: madenciler hiç yaşlanmaz.”.

Musa Demir, 4 km’lik tünellerinden günde 600 ton üretim yapan küçük madenin sahibi. O, 630 adet işçisini işten çıkarmak zorunda kaldığını söyleyerek kömürün geleceği konusunda kendi devletinden çok daha az istekli durumda olduğunu gösteriyor. Demir’in giderleri 2014’te Soma’da yaşanan, 311 kişinin ölümüne sebep olan, tüm ülkeyi şoka sokan ve dünyadaki en ölümcül kömür madeni güvenliği raporu alan felaket sonrasında yapılan yeni yasal düzenlemelerle birlikte artmış durumda.

Demir, ailesinde kömürde çalışan son neslin kendisi olabileceğini söylüyor: “Üç oğlumun da kömür madeninde çalışmasını istemiyorum. Şu anda pek kârlı değil ve erkek kardeşimi bir kömür madeni kazasında kaybettim. Bunun onların başına gelmesini istemiyorum.”

Türkiye, iç kaynaklarının kullanımı üzerinde kömüre hücumu yürüterek durdu, ama son beş yılda inşa edilen santrallerde kullanılan yakıtların %95’i ithal edildi. Bu kömür ithalatlarına karşı çıkmak ise hem maden işçilerini hem de sahildeki yeşil bir çıkıntının limanın genişletilmesi için yok edilmesine neden olan Zonguldak’taki yeni santrale karşı mücadele veren yerel grupları birleştiren konu oldu. Afşin-Elbistan’dakinden farklı olarak, küçük ama kararlı bir mücadele büyüyor ve bu mücadeleye son olarak santralde çalışan Kadir Orhan da katıldı.

Pastel renkli külün enerji santrallerinden günde 400 tonluk bir oranla boşaltıldığı Zonguldak’taki en büyük ocaklardan birine bakarken, Orhan kasabanın enerji santrallerinden birisinde çalışarak geçirdiği 26 yılı ve santralin yarattığı kirliliği gözden geçiriyor. “Çeşitli zorluklarla karşılaştım. Neler olduğunu bizzat gördüm” diyor. Sekiz ay önce santral özelleştirildiğinde işten çıkarılmış ve şimdi de kasabasında evine fotovoltaik güneş panellerinden taktıran ilk kişi olmuş. Sarı bir kamyon arkasından soluk külleri saçarak geçerken, Orhan “Sizin de bir şeyler yapabileceğinizi göstermeye çalışıyorum” diyor.

Türkiye’de çok az kişi onun izinden gidiyor. Neredeyse herkesin çatısında bulunan su ısıtıcı güneş panelleri haricinde, elektrik üreten fotovoltaik paneller oldukça az. 10 defaya kadar fazla talep almasına ve Türkiye’nin 2023’e kadar elektriğinin %5’ini güneş enerjisinden üretme hedefi olmasına rağmen Türkiye’de güneş panelleri için devlet izinleri oldukça sınırlı.

İstanbul’daki Ekonomik ve Yabancı Politikalar Çalışmaları Merkezi’ndeki ekonomistlerden Pelin Yenigün Dilek “Bu Türkiye gibi bir ülke için oldukça düşük” diyor. “Devlet kısa sürede ekonomiyi büyütmenin kömür ile daha hızlı olacağını düşünüyor. Ama bu hızlı bir şekilde tüketilecek kısa süreli zenginlikler ve düşük kaliteli hayatlar yaratacak. Güneş enerjisi potansiyeli varken, katma değeri olan iş ve üretim imkânları yaratılabilecekken neden kömürle devam edilsin ki?”

WWF Türkiye tarafından hazırlanan güncel bir Bloomberg Yeni Enerji Finansmanı Raporu, Türkiye’nin rüzgâr, güneş ve su enerjisini geliştirmek, karbon salınımını sabit tutarak Türkiye’nin enerji ihtiyacını kömüre hücumla aynı maliyete sahip olacak şekilde giderebileceğini açıklıyor.

Eğer Türkiye’nin kömüre hücumun önüne geçilebilirse, bu öncelikle Amasra gibi yerlerde gerçekleşecek. Zonguldak’ın 100 km doğusunda yer alan tarihi balıkçı kasabası, turistik bir yer ve bölgede ilk defa burada maden işçileri dört büyük kömür madeni planına karşı çıkıyorlar.

Şirin sahilden 20 dakikalık yürüme mesafesindeki yeraltı madeninde çalışan Engin Pazar “Biz burada yaşıyoruz ve hava kirliliğinden biz etkileneceğiz” diyor. “Kömür madenciliği bizim işimiz, ama biz buna karşıyız. Rüzgâr ve güneş enerjisi imkânları var – devlet öncelikle bunları desteklemeli.”

Burada, tarihi 2400 yıl öncesine dayanan Karadeniz bölgesindeki en eski anıtlardan Tios’da (Filyos), Profesör Erdoğan Atmış bu güçlü mücadelenin öncülerinden biri. Gösteriler, 7 kilometrelik bir insan zincirini ve bölgenin dörtte bir nüfusu olan 42.000 kişinin tepki mektuplarını içeriyor. “Bacalar ne kadar yüksek olursa olsun, insanlar acı çekecek, tıpkı 1950’lerde Londra’da olduğu gibi” diyor.

Atmış yerel üniversitede ormancılık uzmanı ve Aralık’ta güç hatları için bölgenin ünlü ormanlarının 36 kilometresinin katledilmesine dikkat çekiyor. Atmış, bu hareket enerji santrallerinin onay sürecinin Ankara’daki kömür madeninde olduğu gibi oldubittiye getirilmesine neden oluyor diyor.

Mücadeleciler 2012’de bir mahkeme kendi lehlerine karar verdiğinde mücadeleyi kazandıklarını düşünmüşlerdi. Ama sonra Çevre Bakanı Erdoğan Bayraktar mahkeme kararını yapılması gerektiği gibi uygulamadı. Bayraktar 2013’te, polisin inşaat projeleri için rüşvet iddialarını incelediği büyük bir yolsuzluk skandalı sürecinde istifaya zorlandı (17 Aralık).

Termik santrallerin tehlikesi devam ediyor ve yakındaki Tarlaağzı köyündeki yerel halk hava kirliliğinin etkilerinden korkuyor ve derin kül çukurları açıyorlar. Hatice Erfidan “Bu durum beni o kadar endişelendiriyor ki uyuyamıyorum. Güneş enerjisi santralleri inşa etmeliler. Almanya’da Saarbücken’de 40 yıl yaşadım ve orada her yerde güneş panelleri vardı ve rüzgar enerjisi de” diyor.

Köyün muhtarı Şakir Karabacak’ın kızgın sözleri mücadelecilerin tutkusunu yansıtıyor: “Yeni santrallerin, köylerin sonu olmasından korkuyoruz. Bizi buradan sürgün etmeyi deneyebilirler, çünkü biz kendi isteğimizle gitmeyiz. Ama bizi öldürmeleri gerekir – ya da biz onları öldürürüz.”

Amasra mücadelecileri Karadeniz sahilinde 300 kilometre ötedeki Gerze’de halkın kazandığı zaferden ilham alıyor. Burada, inşaat sahalarının önlenmesi için 24 saatlik nöbetler tuttukları ve diğer mücadeleleri gerçekleştirdikleri 2013’te, mücadeleciler hukuki bir savaş kazandılar ve büyük bir kömür santrali için yapılan planları iptal ettirdiler.

Ancak Türkiye’deki diğer pek çok kömür santrali faaliyete devam edecekmiş gibi gözüküyor.
The Guardian gazetesi Türkiye Enerji Bakanlığı, Çevre Bakanlığı ve çeşitli projelerde yer alan şirketlerle röportaj talebinde bulundu, ancak hepsi geri çevrildi.

Kömür için devlet desteği, büyük teşvikleri içerecek şekilde çok güçlü ama yeni özelleştirilen sektörlerdeki projeler finansman gerektiriyor. Garanti Bankası’nın İstanbul’daki merkezinin 16. katında, Başkan Yardımcısı Ebru Dildar Edin bize bankanın yaklaşımını açıklarken, cam duvarlar gelişen şehrin göz alıcı panoramasını gösteriyor.

Garanti Bankası Türkiye’nin yeni termik santrallerin en büyük fon sağlayıcılarından ve Edin kömür fiyatlarının düşük olması sebebiyle karlı gözüken bu projelerin cazip krediler sunduğunu söylüyor. Ama kendisi kirlilik ve iklim değişikliği endişelerinin doğruluğunu kabul ediyor: “Gaz santrallerinin kömürle değiştirilmesi iyi değil.”

Edin, Garanti Bankası’nın kredilerinde daha sert çevre ve sosyal koşullar beklediğini ve kendi koşullarına uymaması sebebiyle bir kömür projesini geri çevirdiklerini söylüyor. Bu projeye yine de başka bir banka tarafından fon sağlandı.

Edin aynı zamanda bankanın enerji kredilerinin yarısının kömür için değil, hidroelektrik ve rüzgar arasında paylaşıldığını belirtiyor. Türkiye sade 3.5 GW rüzgar gücü var – Birleşik Krallık ise çoktan 13 GW’a sahip – ama bunun üçte biri Garanti Bankası tarafından finanse ediliyor ve kendisi de güneş enerjisinin geliştirilmesinin hızlandırılması konusundaki yeşil mücadelecilerin haklı olduğunu belirtiyor.

Uluslararası ilgi, Kasım’daki G20 zirvesine ev sahipliği yaptığı sırada Türkiye’de yoğunlaşacak, ses getirecek Paris’teki BM iklim zirvesinden birkaç hafta önce. Konulardan biri, Edin’in de yabancı finansman ihtiyacı olacağını belirttiği ithal yakıtlara bağımlı olarak çalışan büyük termik santraller olabilir: “Bu projelere Türk bankalarından büyük bir ilgi olacağını düşünmüyorum.” Ancak bu kendi engin linyit rezervleri üzerinde yer alan Afşin-Elbistan kompleksi için 12 milyar dolarlık tekliflerin yapılmasına bir engel oluşturmuyor.

Santralden Çoğulhan Köyü’nün buruk atmosferine bir taş atıldı, Biçici dünyanın en büyük kömür santralinin gölgesinde yaşama fikrini kabullenmiş gibi duruyor.

“Biz çoktan toprağımızı kaybettik. Kaybedecek çok az şeyimiz kaldı” diyor. Buğday ve ayçiçeği yetiştirdiği 7.5 hektarlık arazisini yok pahasına satmak için resmi kurumlar tarafından 2011 yılında zorlandığını anlatıyor.

47 yıldır bu köyde yaşayan Biçici, “Gitmeyi düşünüyorum, ama bunu karşılayamam.” diyor.

* Bu yazı, Damian Carrington’ın theguardian.com’da yayımlanan makalesinden çevrilmiştir.