Kalben ile kalpten bir sohbet

0   +   5   =  

Geçtiğimiz yılın sonuna doğru hızlı bir ivme yakalayan, tabir-i caizse alternatif müzik sahnesinin “En İyi Çıkış Yapan Kadın Sanatçı” ödülünü hak eden güzel ismi Kalben ile her şeye dair konuştuk. Kişisel olarak da tanıdığım Kalben’in hak ettiği yere, hak ettiği şekilde geldiğine ve çok daha iyisini yapacağına inanıyorum. Gönül isterdi ki, müziğe, edebiyata, şiire, hayatın ta kendisine dokunan bu sohbetten hallice röportajı e-posta aracılığıyla değil de rakı sofrasında yapabilseydik, fakat ikimizin de temposu ancak buna izin verdi.

Genelde ağzımın iyi laf yaptığı konusunda kendime güvenirim, ama karşında boynum kıldan ince. Sence müzik de edebi bir tür sayılabilir mi?
Güzel boynunu içinde kıl geçen bir cümlede kullanmana karşıyım. Vesaire’de olduğum için de keyfim yerinde. Ne müzik ne de edebiyat eğitimi aldım. Bilgisine ve deneyimine güvenen insan ağzıyla değil, yaşayan ve üretmeyi seven insan ağzıyla belirteceğim fikirlerimi. İnsanın içini dış etmesinde, hangi sanat formunda olursa olsun, edebi bir değer görüyorum.

Singer-songwriter geleneğiyle aramın pek de iyi olduğunu söyleyemem. Ancak sempati duymamı sen sağladın, sanırım sesinde Cat Power’da veya PJ Harvey’de olmayan bir şey var. Samimiyetini sesine nasıl bu kadar yansıtabiliyorsun?
Bence arkadaşına torpil geçiyorsun. PJ Harvey dinleyerek ergenliğini yaşamış ve Chan Marshall’ın “Wonderwall” yorumunu Oasis’e tercih etmiş biri olarak bu soruyla ne yapacağım şimdi? Söylediğim gibi akademik müzik eğitimi almadım, gitar dersi de. Kendimi ifade etmek istediğim yolları arayarak, kimi zaman bizzat inşa ederek, açarak büyüdüm, bu yaşa geldim. Ailemle bile paylaşmadığım şarkıları üniversitede utana sıkıla birkaç arkadaşıma söyleyebildim. “Şunu şuraya ekleyeyim” ya da “böyle bir akor bulayım da akıllarını başlarından alayım” gibi amaçlarım, hedeflerim yok. Şarkı söylüyorum, dinleyen bazı insanlar kendilerine yakıştırıp giyiniyor şarkıları. Sağ olsunlar. Onlara sormak lazım samimi olup olmadığımı.

Kalben – Sadece | Sofar Istanbul

Seni tanımayan, görmeyen biri sadece bir kaydını dinlese ciddi bir sahne korkun olduğunu, oldukça utangaç olduğunu, seyircinle göz teması kuramadığını düşünebilir. Sahneyle aran nasıl?
Gerçekten mi? Öyleyse, böyle düşüncelerle zaman kaybetmesin kimse. Sahnede aklımdan geçeni ve ağzıma geleni söyleyebiliyorum. Olumsuz eleştirilerden, hadsiz çıkışlardan, insan trafiğinden, ticari kaygıların baskısından kurtulup adeta bir “müzikal çıplaklar kampı”nda, elimde gitarımla dolaşıyorum. Özgür alanım, dinleyenin gözüne bakmaktan kimi zaman utanıp bunu itiraf ettiğim, birlikte güldüğümüz, şarkıların hikâyelerini yeniden şekillendirdiğimiz bir alan orası. Özelimin korkusuzca kamusallaştığı ve bunun hazza dönüştüğü yer… Her sahne başka bir gerilim, heyecan ve dönüşüm. Filmin en güzel sahnesi, sahne.

Viral olmuş gidiyorsun, mütevazı hayatına veda ediyorsun. Aşırı hızlı gelen bu ünün seni ürküttüğü anlar oldu mu hiç?
Beni üç kere görmüş biri “sen çok değiştin” demişti bir keresinde. Bunu hatırlayıp güldüm şimdi sorunun üzerine. Şöhret, sahibinden ziyade ona sahip olmayanların derdi bence. Ayrıca, Ajda Pekkan’ın yaşadığı bir dünyada kendime ünlü diyemem, dilim varmaz. Daha önce televizyon “sektöründe” çalışırken şöhret kavramının nasıl gündelik ve manasız olduğunu da gördüm. İşsiz, evsiz ve arkadaşsız kaldım. Bir kere değil, on kere sıfırdan başladım. Bunlar gurur duyduğum ya da “ekmeğini yediğim” deneyimler değil. Her insanın başına gelebilen, kırıcı ve yorucu deneyimler. Şimdi videom bilmem kaç tık aldı diye İstiklal’de koşacak halim yok. Belki müzik yapmayı severek değil, müzik yapıp yırtmayı hedefleyerek yola çıksaydım başka türlü hissedebilirdim- ki ünlü olmakta, ünlü olmayı hedeflemekte hiçbir sakınca görmüyorum. Ajdar, Türkiye’de en dürüst bulduğum isimlerden biridir. Bağımsız olmak için çabalamak da bir klişeye dönüşebilir, ünlü olmak da. Sadece şarkı yazmak ve söylemek istiyorum. Dilerim, bu isteğimi gerçekleştirmeye devam ederim.

Bu kadar iyi söz yazıyor olman şüphesiz ki yazarlık yolundan geçmiş olmanla ilintili. Lulu’nun maceralarının devam ettiğini duyduk, peki bu konser-üretim-albüm hazırlığı temposunda vakit ayırmayı nasıl başarıyorsun?
İkinci kitaba başladım ve Nisan ortasına kadar bitirmem gerekiyor, yayıncımdan nota geldi. O zaman yaratılacak!

Peki, çocuk kitabından ziyade yetişkinler için de masallar anlatacak mısın? Neden içindeki Patti Smith’i dışarı çıkarmayasın?
Kendini özel zanneden bir gencin masalını anlatmak istiyorum. İki sene önce yazmaya başladım ancak devam edemedim. Patti Smith-vari bir cesaretle, öyle gerçek dostlarla, deneyimlerle dolar taşarsam devam edeceğim.

Sahnede Berkant’la Nick Cave ile PJ Harvey’nin yakaladığı o tanımlanamayan şeyi yakalamış gibi görünüyorsunuz, bu da seyrinizi daha bir keyifli kılıyor. Birlikte şarkı yazma süreciniz başladı mı?
Çoktan başladı. Birlikte çaldığımız konserlerde şarkılarımızı paylaşıyoruz. Bir aradayken müzik düşünebildiğim ve bana yepyeni melodiler verip yepyeni sözler yazdıran böylesine insan, dürüst ve yetenekli bir adamla tanıştığıma çok seviniyorum. Gitarından öyle sesler çıkıyor ki, gitarımı usulca bırakıyorum bazen. Berkant Ali senaryo yazdığı ve yönetmenlik yaptığı için şansım katlanıyor. Birlikte videolar yapıyoruz. Dost kaybediyorum, parasız kalıyorum, ailevi sıkıntılara dertleniyorum ve tembelliğin rahat koynuna sığınacakken Berkant Ali’nin sesiyle kendime geliyorum. Üreten her can insana böyle bir yoldaş dilerim.

Seni müzik ve edebiyat arasında bir seçim yapmak zorunda bıraksalar hangisini seçersin? Cevabın müzik biliyorum, yalnız edebiyatı kaybedersen kelimelerden de mahrum kalacaksın, ona göre cevap ver.

(Futbol spikeri Emre Tilev’in sesiyle) Acımasızca vuruyor, vuruyordu! Bu soruyu kendimce yorumlayacağım. Çeşitli enstrümanlarım var, ama sözlerim yok ya da sözler var ama müziksiz kalmışım… Çeşitli enstrümanları tercih ederim, çünkü içimden şarkılar söylemeye devam edebilirim. Çok net, hile yaparım!

Hem sanata hem hayata yaklaşımın bana hep Tezer Özlü’yü, Didem Madak’ı, Tomris Uyar’ı anımsatmıştır. Peki şiirle aran nasıl?
Şair kadınlarla, yalanları boşa çıkaran gerçek devlerle aynı cümlede yer almak dilimi damağımı kurutuyor. Türkiye’de şiir seni naif yapar, duygusal yapar, kırılgan yapar, çünkü bizler çok güçlüyüzdür. Elimizi kolumuzu nereye koyacağımızı kanuna bağlayanlara tapar, çocuklarımızın katlini bahaneler yaratarak izleriz. Patrondan ayar yiyip eşimizi döver, dostumuza övünürüz. Ailemizden nefret eder, ellerini öper, temelsiz bir saygıdan susarız. Şiir okuyana güler, şaka yapanı bıçaklarız. Gücü yanlış tanımlamış ve bu tanımın altında ezilmiş bir ülkenin vatandaşı olduğumu düşünüyorum ne yazık ki. Şiir her anın, hayatın ve insanın güzelliğe dönüşebilmesiyle alakalı. Şiiri olmayan insanlar mutsuz ve katı oluyorlar. Latifeleri, zevkleri, sevişmeleri kalmıyor pek. Dilerim bir gün şiir yazacak avareliğimiz, keyfimiz, derdimiz olsun da yazalım, dökelim.

Sana “Kalben” ismini koyduğuna göre annen muazzam bir kadın, gerçek bir ikona olmalı. Annenin müzikle ilişkisi nasıldı?
Muazzam bir kadın demişsin, içim eridi. Canım annem Seda, şan eğitimini yarıda bırakmış, ressam olmuş. Sonra, ressam olacak kadar parası olmadığını anlayıp resim öğretmeni olmuş. Klasik müzik aşığı… Hayatında beni bir kere yalnız bıraktı, o da “Kuğu Gölü Balesi”ni izlemek için. Güzel sesini pek hatırlayamıyorum artık; ancak bana sonsuzca ilham ve destek verdiğini hiçbir zaman unutamam. Gerçi bazen düşünüyorum da Nazan Öncel’in “Göç” albümünü dokuz yaşındayken almama izin vermeseydi, daha neşeli biri olur muydum diye?,

Bu arada ismin yaptığın müzik için dev bir avantaj olduğu kadar sanki biraz da dezavantaja dönüşüyor gibi, sanki müziğinin önüne geçiyor gibi. Senden bahseden 10 insandan 9’u isminin ne kadar güzel olduğundan, sana ne kadar yakıştığından dem vuruyor, ben de senin daimi savunucularından biri olarak “Müziğini atlıyorsunuz!” diye çemkirmek istiyorum. Seni hiç rahatsız etmiyor mu bu durum?
İsmim, bir yadigâr, bir hediye. Rahatsız değilim. İsmin cismini merak edenlerle buluşmaktan keyifliyim. İsimden fazlasını merak etmeyenlere de selam olsun. Hayatımızı etkileyen milyonlarca unsur var, isimlerimiz sanırım o uzun listede aşağı sıralardadır. Benimki sadece birkaç basamak yukarı taşıyor kendini.

Sanki içinde sonsuz bir aşk var gibi, ne olursa olsun o hiç tükenmeyecek gibi. Ve bu aşk dünyaya, hayata, doğaya ve aşkın kendisine duyduğun bir aşk gibi. Yanıldığımı hiç sanmıyorum, peki bu aşk neyle besleniyor? Mutlaka birkaç çeşmesi vardır.
Öyle anlar var ki, gözümüz bir fotoğraf makinesi olsaydı da onları yakalayabilseydik deriz. Sen de bilirsin. Dostun tam ağlayacakken aptal bir şaka yaparsın da gülersiniz. Biriyle buluşacaksındır, özenirsin ama yağmur çiselemeye başlar. Evde, bir köşede duran şemsiyeyi hatırlarsın. Büyükannenin sandalyesini çekersin altından, düştüğü yerden kalkıp seni kovalar. Mandalina ağacı çiçek açar. Sevdiğin, sana darılır; öpmek ister, öpemezsin. Kitabının sayfasını kıvırmaya kıyamazsın da ödünç verdiğin kişi kıvırıverir. Kardeşin saydığın “Tura gelirse sana bir şey itiraf edeceğim” deyip daha parayı havaya atmadan “Ben eşcinselim” der. Tarlabaşı’nda 1 Mayıs kutlarsın, kapına çocuklar sığınır. Dolmuşta yanına uyuyan bir adam oturur ve sucuk kokmaktadır; acıkırsın. Dünyaya gelmişsen aşık olmamak neden? Ölümsüz gibi yaşamaktan vazgeçmeye çalışıyorum her gün, yeniden. Bu uğraştan besleniyorum. İnsanlardan, yabancılıktan ve tanıdıklıktan besleniyorum. Şarkılardan besleniyorum. Sokaklardan besleniyorum. Kitaplardan besleniyorum. Kalbimden besleniyorum.

Peki son olarak bize söylemek istediğin bir şeyler var mı? Çünkü ağzından ne çıkarsa çıksın bir anda çok güzel cümlelere dönüşüyorlar.
Vesaire’nin sanat, üretim ve güzellik adına öyle çok malzemesi olsun ki yazmaktan bitap düşün. Bize okumaya değer, sağlam içerikler hediye etmeye devam edin. Bir de sen, seni sevenlerle mutlu ol; çünkü tanıdıkça sevgimin azalmadığı, fevkaladenin şevkinde bir insansın.

Şaşırtmadın, ve yine çok güzel cümleler ettin. Teşekkür ederiz, yarın Salon’da görüşmek üzere!
Böyle sorulara böyle cevaplar! Ben teşekkür ederim, yarın görüşürüz!

Kalben’i bu aralar kanlı ve canlı izleyebileceğiniz tarihler:

13 Mart, Salon İKSV
20 Mart, RadioFil Sahne
25 Mart, IF Performance Hall Ankara
27 Mart, Kanyon Etkinlik Alanı