Osmanlı halkının denizle ilişkisini büyük ölçüde I. Dünya Savaşı belirledi. Uzun süre mahremiyetin bir parçası olan denizde yüzmek sakıncalıydı. Suyla iç içe bir kent olan İstanbul’da, Batılılaşmanın etkisine rağmen halk ancak 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren denizden tahta perdelerle ayrılmış “deniz hamamları” ile yetinmek zorunda kaldı. Önceleri ticaret, seyahat ve manzara gibi nosyonları çağrıştıran deniz, Cumhuriyet’le birlikte yeni anlamlar kazanmaya başladı. Yerleşmeye başlayan laik toplum anlayışı, insanı daha özgür kılarken halkı da denizle barıştıracaktı.

Deniz Hamamları

Deniz hamamları denizin içinde, suya dayanıklı ahşap kazıklar üzerine inşa edilmiş ve ahşap duvarlarla örtülerek ayrılmış yapılardı. Dışarıdan kapalı kutucuklara benzeyen bu yapılar kıyıya yine kazıklar üzerine oturtulan bir köprüyle bağlanırdı. Kendi içlerinde farklılık göstermekle beraber “umumi” ve “hususi” hamamlar olmak üzere iki gruba ayrılırdı. Hususi hamamlar yalıların kenarında, onlara ait mekânlardı. Umumi deniz hamamları ise daha büyük, mevsimsel yapılardı. Deniz hamamları, kadınların ve erkeklerin ayrı kullanımına dayalı, davranış biçimlerinin disipline edildiği ve toplumsal kontrolün mekânsallaştırıldığı, denetimli alanlardı.

Deniz hamamlarının fiziksel özellikleri ve pratikleri nizamnamelerle düzenlenir ve izinle inşa edilirdi. Yüzmeden çok deniz banyosu yapma fikrini barındırdığı için yüzme bilmek gerekmezdi. Deniz hamamları sadece İstanbul’a özgü yapılar olmamakla beraber şehrin kıyılarının parçası olarak varlıklarını yakın tarihimize kadar sürdürdüler. Tek tük de olsa 1970’lerde bile deniz hamamlarını görmek mümkündü.

Dönemin en önemli deniz hamamları ise Yeşilköy, Bakırköy, Samatya, Yenikapı, Kumkapı, Çatladıkapı, Ahırkapı, Salıpazarı, Fındıklı, Kuruçeşme, Ortaköy, İstinye, Tarabya, Büyükdere, Yenimahalle, Beykoz, Paşabahçe, Kuleli, Çengelköy, Beylerbeyi, Üsküdar, Salacak, Moda, Fenerbahçe, Caddebostanı, Bostancı, Kartal, Maltepe, Pendik ve Tuzla’da kuruldu.

Plaj Kültürü

Deniz hamamından plaja geçiş ise bir devrim niteliğindeydi.  1920’lerden itibaren deniz hamamları evrilerek yerlerini yavaş yavaş kadınların ve erkeklerin beraber denize girebildikleri plajlara bıraktı. Kent sakinlerinin hızla benimsediği plajlar zamanla kendi eğlencesini, modasını ve kendi kültürünü yarattı. Denizin kent yaşamının bir parçası olması İstanbul’a kendine özgü bir özgürlük anlayışını da getirmişti.

Florya
Ekim Devrimi’nden sonra ülkelerinden kaçan Beyaz Ruslar, İstanbul’da birçok dönüşüme neden olmuşlardı, bunlardan en önemlisi de halkın denizle buluşmasına vesile olan plaj alışkanlıklarıydı.  Florya’da yarı çıplak denize giren Rus dilberleri kısa sürede İstanbul sakinlerinin ilgi odağına girdi. Yüzyıllardır denizden kaçan İstanbul halkı bu kez Florya’ya koştu. Eskiden halk, tarihi çınarlarıyla ve memba sularıyla meşhur Fülürye’ye fülürye kuşunu dinlemek için giderken, bu kez sahilde yatan Rus dilberleriyle önce göz, ardından deniz banyosu yaptılar. Bu arada “Fülürye” de Rus şivesiyle “Florya”ya dönüştü.

Atatürk’ün denize ilgisi büyük ölçüde Milli Mücadele sonrası gündeme geldi. Spor kulüpleriyle ve sporcu gençlikle ilk ilişkisi ise 1918 yılında Fenerbahçe Spor Kulubü’nü ziyaretle başlamıştı. Florya Köşkü ile birlikte yüzme ve kürek çekmeye merak saldı. Hayatının son yıllarında yüzmekten ve kürek çekmekten çok hoşlandı.

Kalamış’ta denize girenler ve arkada Aşod’un meşhur deniz hamamı, 1930’lar / Seyhun Binzet Koleksiyonu.

Adalar
Cumhuriyet’le birlikte İstanbul’un yeni burjuvazisinin seçkin sahillerinden biri haline gelen adalarda, yerini zamanla plajlara bırakmış deniz hamamları vardı. Plaj modasıyla birlikte, Büyükada Yörükali Plajı‘yla ünlendi. Heybeliada’da ise Çam Limanı ve Sadık Bey Plajı tercih ediliyordu. 1924 yılında sukûnetine hayran kalarak yazlarını Heybeliada’da geçirmeye başlayan İsmet İnönü ise devlet ricalinin temsilcisiydi.

Suadiye
Suadiye, çevresindeki kıyı yörelerine oranla denizle daha geç tanıştı. Caddebostan iskelesinden Bostancı mendireğine doğru sahil şeridi girintili çıkıntılıydı. Çam, söğüt, kavak, çınar ve bilumum ağaçların denize kadar uzandığı bir dizi koy vardı. Suadiye kıyısı oldukça kayalık, bir ötesi Bostancı çok daha şanslıydı. Deniz, Teksin, Yumurcak ve Derya adlarında yan yana dizilmiş dört plajı vardı. Daha da ötede Küçükyalı’da yalılara yakın Çamlık Plajı, ardından İdealtepe’de iki halk ve bir özel plaj olmak üzere üç plaj kıyıyı donatmıştı. 1920’li yılların sonlarına doğru çok yönlü girişimci Mustafa Güler, Suadiye sahilinde geniş bir arazi aldı ve 1929 yılında plaj, otel, lokanta, gece kulübü ve gazinodan oluşan, Atatürk’ün de sık sık uğradığı son derece modern bir plaj tesisi kurdu. Zaman içinde el değiştiren plaj ve tesis sonunda sahillerin betonlaşmasından nasibine düşeni aldı.

“La Turquie Kemâliste” dergisinde Salacak Plajı, Ağustos 1937 / Zafer Toprak Arşivi

Moda
Moda, 19. yüzyıldan itibaren İstanbul’un en seçkin semtlerinden biriydi. Kentin ilk yelken kulüplerinden Khalkedon Racing Club burada kurulmuş, yine semt sakinlerinin buluştuğu Moda Deniz Kulübü’nün ilk evresi de burada oluşmuştu. Moda Deniz Hamamı ve Plajı Kadıköy halkını kısa sürede denizle buluşturdu. Anadolu yakasında ilk deniz hamamının da Moda’da Hayik adında bir Ermeni tarafından kurulduğu söylenirdi. Ama Moda Koyu özellikle Cumhuriyet yıllarında şenlenmişti. Kaptan İhsan Akdağ ile Levanten ortağı Moda Koyu’nda yeni bir deniz hamamı kurmak üzere girişimde bulunmuştu. Etrafı çuval bezlerle örtülü bir kadınlar hamamı, atlama kulesi, çocuklar için havuz, gazino ve kahve de vardı. Hamamdan plaja geçildiğinde ise spor etkinlikleri önem kazandı. Kısa sürede Anadolu yakasının su sporlarının merkezi Moda oldu. 1937 yılında ilk kez Macaristan-Türkiye yüzme yarışları burada düzenlenmişti. Birçok yüzücü ve tramplen atlayıcısı bu plajda ünlendi, Türkiye şampiyonu oldu.

Moda’da her yıl 1 Temmuz Kabotaj Bayramı kutlanır, plajda yüzme yarışları yapılırdı. Atatürk, kürek yarışlarını Ertuğrul yatından ilgiyle izlerdi. Kürek ekipleri arasındaki çekişmeli yarışma hoşuna giderdi. Kazanan ekibin cumhurbaşkanlığı yatı önünde küreklerini havaya kaldırarak Atatürk’ü selamlamaları bu rekabetin en renkli özelliğine dönüşmüştü.

Maltepe
Süreyya Plajı Anadolu yakasının zamanla en modern ve büyük plajı oldu. İdealtepe ile Maltepe arasındaki eski bir bostanın yerinde yerel yönetimlerin desteğiyle Süreyya İlmen’in yaptırdığı plaj, 8 Haziran 1946 yılında açıldı. Plajla birlikte bölge rağbet gördü, kısa sürede Maltepe’nin en gözde yerleşim yerlerinden biri oldu. Otel ve özel aile odalarıyla yalnız günlükçülerin değil, sezonluk tatil ve eğlence için gelenlerin de ihtiyacını da karşılıyordu. Rağbeti gören Devlet Demiryolları plajın önüne önce bir peron inşa etti. Yaz mevsiminde bundan böyle banliyö treni peronda kısa süre durmaya başladı, zamanla istasyona dönüşerek banliyö tren tarifelerinde yer aldı.

Güzel havası, temiz ve ılık denizi, sıcak ve ince kumunun yanı sıra Süreyya Plajı her türlü eğlencenin de sunulduğu bir mekândı. Kimi geceler mehtap alemleri ve festivaller düzenlenir, seçkin sanatçılar katılırdı. Ulaşımı kolaylaştırmak amacıyla değişik saatlerde halk otobüsleri de işletiliyordu.

Ataköy
1956-1957 yılında Ataköy Sahil Sitesi’nin parçası olarak Sirkeci-Florya Sahil Yolu’nun kıyısında yapılan Ataköy Plajı, mimarlık ve şehircilik projelerine büyük önem veren 1950-1960 dönemi Demokrat Parti politikalarının bir ürünüydü. Plaj, dört milyon metre karelik bir arazide konumlandırılmıştı. Arsanın sahibi T. Emlâk ve Kredi Bankası 1955 yılında bir proje yarışması açmış, derece alan projelerden yola çıkarak hazırlanmış, “İstanbulluların plaj ve eğlence ihtiyacını en modern bir şekilde karşılayacak” motel, plaj ve kamp tesisi olarak planlanmıştı. Ataköy Plajı’nın devamı olarak inşa edilen moteller ise 1959 yılında hizmete girmişti.

1960’lı yıllara kadar altın çağını yaşayan plaj kültürü İstanbul’un hızlı sosyolojik ve demografik değişimleriyle dönüşüme uğradı. Türkiye 1940’larla 1980’ler arasında yaşanan kırsaldan kente göç İstanbul’un nüfusunu yarım yüzyılda 1 milyondan 15 milyona yükseltti.

Elbette bu insanlara karalar yetmedi, deniz kıyıları da işgale uğradı. Ayrıca neredeyse kapalı bir deniz sayılabilecek Marmara da bu nüfus yoğunluğunu kaldıramaz oldu. Kıyılar betonlandı, asfaltlandı. İstanbul’un denizi kirlendi. Bundan böyle deniz risk faktörü taşır oldu. İstanbullu yeni yazlık mekânlar keşfetmeye ve Bodrum, Marmaris, Antalya gibi mekânlarda yazlık edinmeye başladılar. İstanbul’un deniz sefası bundan böyle son buluyordu.

*****

Küratörlüğünü tarihçi, yazar ve akademisyen Zafer Toprak’ın yaptığı, özel ve kurumsal koleksiyonlardan derlenen, fotoğraf, dergi, karikatür, eşya ve kitap gibi orijinal malzemelerle hazırlanan İstanbul’da Deniz Sefası: Deniz Hamamından Plaja Nostalji sergisi, bir nostalji hikâyesi anlatıyor. Kent halkının boş zaman değerlendirme normlarındaki değişimine ve toplumsallaşmasına değiniyor, Cumhuriyet’in yaşam tarzındaki köklü dönüşümlerini simgeleyen bir belgesel niteliği taşıyor. İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nde Yeşilçam filmlerindeki plaj sahnelerinden oluşan bir seçki ve plaj üzerine yayınların derlendiği bir okuma odası Pera Müzesi’ndeki ana sergiye eşlik ediyor. Sergi, 26 Ağustos tarihine kadar Pera Müzesi’nde ve İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nde görülebilir.


Kaynak: Pera Müzesi | Blog