Grammy ödüllü alternatif müzik ikonu ve sadık teknoloji destekçisi Imogen Heap, Bitcoin ve diğer kripto para birimlerinin de altyapısını oluşturan “blockchain” (kayıt zinciri) sistemini müzik teliflerinin adaletsiz ve karmaşık dünyasını düzenlemek için kullanmayı öneriyor.

Günümüz müzik endüstrisinin iyi kötü işleyebilmesi için dijital ses dosyalarına bağlı bilgilerin, yani metadata’nın doğru girilmesi ve etkili kullanması gerekiyor. Bu bilgiler aracılığıyla doğru noktalar arasında doğru bağlantıların kurulup, müziğin tüm üretici paydaşlarının haklarının ödenmesi de ikinci adım. Bu adımları atabilmek, “noktaları birleştirebilmek” adına Imogen Heap’in kurduğu Mycelia öncü bir “müzik ekosistemi”. Imogen Heap Harvard Business Review’a yazdığı yazıda, müzik piyasasında blockchain kullanımını ve müzisyenler için daha parlak bir gelecek ihtimalini anlatıyor.


Bir müzisyen olarak, diğer sanatçıları müziğimi işlerinde kullanmaya cesaretlendirmek isterim. Ancak yakın zamanda bir görsel sanatçının tüm Vimeo videoları şarkılarımdan birinin 30 saniyelik bir bölümünü kullandığı gerekçesiyle platformdan kaldırıldı. Bu şarkının münhasır haklarına sahip olan plak şirketi muhtemelen telif ihlallerini arayan ve otomatik olarak kaldıran bir bot kullanıyordu. Duydum ki sanatçının videoları birkaç haftalık pazarlığın sonucunda tekrar açılmış. Kişisel olarak, gelecekte bu tip durumlardan kaçınmak istiyorum. Bu da başkalarının müziğim ile ilgili lisanslama işlemlerini ve işbirliğini kolaylaştıracak kolay bir yol sunmak demek. Blockchain ile çalışan bir haklar ve ödemeler sistemi bunu sağlayabilir.

Müzik piyasasındaki yaratıcı insanlar (eser sahipleri, prodüktörler, müzisyenler) için en önemli noktalardan biri işi yaparken ilk, kârı toplarken ise son sırada gelmeleri. Telif ödemelerinin nasıl hesaplandığına dair yok denebilecek kadar az bilgiye sahipler. Ayrıca insanların müziklerini nasıl ve nerede dinlediklerine dair değerli kaynak veriye erişimleri yok. Ancak sayıları giderek artan bir grup müzisyen ve marka, şeffaflık ve hakkaniyet için kendilerince çaba sarf ediyor. Örneğin Paul McCartney’nin Sony ile olan davası, Duran Duran’ın Sony/ATV ile girip kaybettiği mücadele ve Taylor Swift’in Spotify ile tutuştuğu kavga. Bir fikrin kışkırtıcı tohumları işte bu ortamda ekiliyor: Blockchain teknolojisi müzik sektörünün dağınık işleyişini hâle yola koyabilecek potansiyele sahip.

Günümüzde sektördeki en büyük sorunlardan biri, müzik üreticileri ve işlerine dair küresel bir kayıt sisteminin eksikliği. Bu sistemi kurmaya dair çabalar, en çok da eser sahiplerinin, hak temsilcilerinin, icracıların ve plak şirketlerinin paralarını aldıklarından emin olmak için ilgili hak sahibi adına telif toplayan meslek birliklerinin[i] (ASCAP, PRS, PPL ve SOCAN[ii]) canını yakarak milyonlarca doları da yanında götürerek başarısız oldu. Spotify’ın hâlihazırda[iii] cebelleşmekte olduğu 150 milyon dolarlık davayı da göz önünde bulundurursak, bu durum gerçek bir sorun hâline geldi. Blockchain’in finansal teknoloji sektörü için sağladığı örgütler arası işbirliği, eğer işlevsel kalmak istiyorlarsa, “meslek birliklerini” açık (veya kısmen açık) bir küresel kayıtlandırma sistemi yaratmak için bu teknolojiyi kullanmaya teşvik etmeli. Bu, her gün yüklenen muazzam miktarlardaki müziği organize etmeye yardımcı olacaktır. Müzik üreticileri, yeni işlerini ve ilgili metadata’yı doğrudan yükleyebilecekleri bir kayıtlandırma sistemini blockchain onaylı profiller üzerinden gerçekleştirebilirler.

Blockchain, müzik üretimiyle veya etkileşimiyle ilgilenen herkes için daha hızlı ve daha sorunsuz bir deneyim sunma potansiyeline sahip. Örneğin bir şarkıyı dinlemek otomatik olarak şarkının yolculuğuna müdahil olmuş herkesle etkileşime girmek, müziği işinde kullanmak isteyen kişi veya kurum arasında (bu bir hayran da olabilir), Spotify veya iTunes gibi bir DSP de (Dijital Servis Sağlayıcısı), bir radyo istasyonu da, bir film yapım ekibi de bir anlaşmayı tetikleyebilir.

Peki, bu yeni müzik ekosistemi nerede “yaşayacak”? Fikirlerden biri yakın zamanda sunulacak, çok beklenilen yeni standart üst seviye alan (gTLD) uzantısı .music. Kaderine ve alanın kontrolünün kime verileceğine dair karar şu an için internet alan isimlerinin koordinasyonu ve yönetiminden sorumlu kâr amacı gütmeyen kuruluş ICANN’de (İnternet Atanmış İsimler ve Numaralar Şirketi) beklemede. DotMusic isimli bir müzik komünite adayı, .music gTLD’si için başvuruda bulundu. Ancak eğer başarısız olurlarsa, uzantı muhtemelen açık arttırmada en yüksek fiyatı verene gidecek. Teklif sunanlar arasında Google ve Amazon da var. Eğer kazanan taraf doğru olanı yapar ve .music uzantılarını, kendi vitrinleri gibi kullanmak yerine onaylı müzik üreticilerine verirse (örneğin Paul McCartney paulmccartney.music URL’sine, Taylor Swift taylorswift.music URL’sine sahip olacak şekilde), bu URL’lere müzik üreticileri için sektörü ve kendi işlerini ileri taşıyabilecekleri yeni bir boyut ekleyecek biçimde blockchain destekli, çalışmaya hazır bir müzik kayıtlandırma sistemi eklemek oldukça mantıklı olacaktır.

Blockchain aynı zamanda müzisyen hakkında biyografi, konser tarihleri, basın görselleri ile birlikte desteklenilen sanatçılar ve yardım kuruluşları, sahip olunan beceriler veya bağlantılı olduğu şirketler veya örgütler gibi sosyal medya türevi bilgiler içerebilir. Ayrıca müzisyenin çevrimiçi profiline (veya benim bu kavramı tanımlamayı sevdiğim şekliyle “Yaratıcı Pasaportuna” ) de bağlantı verebilir. Takibinde bu bilgi güncellenebilecek ve ister insan ister makine, bu veriyi arayan herkese ulaşılabilir olacak. Şarkı bazında (örneğin michaeljackson.music/maninthemirror) blockchain en azından parçada emeği geçen herkesin bilgisini barındırabilir. Dahası şarkıyı üretmek için kullanılan ekipman, şarkının nerede ve ne zaman kaydedildiği bilgisi, sanatçının ilham kaynağı ve fazlasına dair bilgi içerebilir, bir bakıma kartonetteki bilgiler gibi. Bu durum bu verilerin üzerine kurulabilecek yeni uygulama ve hizmetlerin ortaya çıkmasına yardımcı olabilir. Bu da müdahil herkes için yeni bir gelir kapısı demektir.

İki yıl önce, bir müzisyen olarak jeton benim için, “akıllı anlaşma” (smart contract) özelliğine sahip, açık kaynaklı, kamusal ve blockchain bazlı dağıtıma tabi bilgi işlem platformu Ethereum ile tanıştırıldığımda düştü. Ethereum’u keşfettikten kısa bir süre sonra Mycelia ismini verdiğim bir müzik sektörü ekosistemini hayal ettim ve o dönemde çıkacak ilk teklimi  (“Tiny Human”)  blockchain’in potansiyelini daha derinlemesine keşfetmek için bir mazeret olarak kullandım. Parçayla ilgili her şeyi herkesin denemesi ve hayranların keyfini çıkarması için web sayfamda paylaşarak işe başladım. Ujo Music platformundan Phil Barry’nin katılımıyla“Tiny Human”, yapıma ve kayda müdahil olmuş tüm insanlara akıllı anlaşma vasıtasıyla ödemelerin otomatik olarak dağıtıldığı ilk şarkı oldu. Oldukça basitti (hiçbir lisanslama terimi ortaya konmadı) ve satın almak için içerisinde Ether (Ethereum platformunda kullanılan kripto para birimi) bulunan bir cüzdana sahip olmanız gerekmesi, bunun da yol boyunca bazı insanları kaybetmeye neden olması sebebiyle oldukça az kazanç sağladı. Ancak yine de müzik ve blockchain işinde olanlar için oldukça heyecan uyandıran bir ilk adımdı.

Imogen Heap - Mycelia (blockchain)

Imogen Heap – Mycelia

Herhangi bir yeni teknolojinin yaygınlaşmasındaki en önemli anahtar noktalardan biri kullanım kolaylığı. Bağlantılanmış medyadan oluşan Anlambilimsel Ağ [iv] fikri, sanatçı profilleri ve diğer metadata’nın, anında p2p ödeme ve veri değişimi özelliklerine sahip yeni uygulamalar oluşturması fikri heyecan verici, ancak bunlardan müzikle etkileşmek isteyenlerden yalnızca halihazırdaki sistemden daha iyi ve basit çözümleri olanlar gerçekleştirilebilecek. 60 milyon kullanıcı için Napster’dan müzik indirmek, markete gidip CD almaktan daha kolaydı. Napster kullanıcılarının en azından bir kısmını dahi yakalayabilecek bir yol bulup, meşru bir hizmete dönüştürememek müzik endüstrisi için topyekûn bir başarısızlıktı. Napster müzikseverlere müziği daha erişilebilir kılan yenilikçi bir fikirdi. Ancak RIAA (Amerika Kayıtlı Müzik Endüstrisi Birliği) müzik kütüphanelerinin paylaşımı ve p2p müzik gönderimini yasal bir zeminde keşfetmek yerine Napster’ı ezip geçmeyi seçti.

Ancak bu günlerde manzara farklı ve müzik dinlemek isteyenlerin büyük bir çoğunluğu YouTube’a yöneliyor, ki bedava ve son derece de yasal. Hayret verici bir biçimde, her gün binlerce ve binlerce yeni şarkı, doğru şekilde kayıtlandırılmamış bir şekilde yükleniyor. Bunların da ilişkilendirilmiş metadata’ya vahim bir şekilde ihtiyacı var. Eminim ki müzik yayınlamak ve müzikle etkileşmek için herkesin aklına yatacak daha iyi bir yol bulabiliriz.

Bazıları deniyor. Berklee’den Open Music Initiative (OMI) endüstrideki neredeyse tüm tarafları, neden blockchain’in en azından keşfetmek ve etkileşime geçmeye değer olduğunu anlatmak için bir araya getirmeyi başardı. Sayıları gittikçe artan Revelator (blockchain temelli) ve Amuse (değil) gibi sanatçılar için hepsi-bir-arada servisler sağlayan şirketler big data’yı ses eşleme[v] ile birlikte kullanarak gerçekten değerli geri bildirim, analiz ve kürasyon bilgisi sunabiliyor. Bir sanatçı için ticari kararları güven ve eminlikle verebilmesini sağlayan iyi geri bildirim verisinin, para kadar değerli olabileceğini anlıyorlar. Bunu Hootsuite ve Social Sprout gibi sosyal medya veri derleyici uygulamalarla birleştirdiğinizde sanatçıların çevrimiçi temsilleri ve parçalanmış yaratıcı emtiaları bir araya gelmeye başlıyor. Müziğiniz ne zaman ve nerede dinlendiğini bilmeyi veya bu konuyla ilgili bilgilendirilmeyi düşünün. Örneğin şarkınız bir radyo istasyonunda çalınıyor… O anda programcıyı arayıp şarkınızı çaldığı için teşekkür edebilir, aynı zamanda dinleyicilerinizle bağlantı kurup şarkınıza bağlam ve anlam katkısı yapabilirsiniz.

Şimdi müzik endüstrisinin kendi akıl sağlığı ve geleceği için, meseleye uzaktan bakma ve dahilindeki yaratıcılarla beraber blockchain’i keşfetme zamanı. Endüstrideki büyük oyuncular doğru şeyi yaparak daha fazla para kazanacaklarına inanmak zorundalar. Bu da adil istihkak, şeffaflık ve sanatçılar için bir çok yeni iş fırsatına yol açacak. Basitçe ifade edersek, eğer endüstri müzik ekosistemimiz üzerinde herhangi bir güce veya söz hakkına sahip olacaksa, gerekli oyun değiştirici yeni servislerin yeşerebilmesi adına bir araya gelip araçlar ve standartlar geliştirmeli. Ancak bu kez sanatçıların adil bir şekilde temsil edildiği, bizim sahip olduğumuz anlaşmaların internetinde.

İnanıyorum ki öne çıkarılan sanatçılara (“kapaklarda” olanlara) nihayetinde müzik üretimine dahil olmuş herkesin gereğince isminin anıldığından ve ödemelerinin yapıldığından emin olmaları konusunda güvenilmeli. Blockchain etkisi endüstrideki yaratıcılara daha iyi bir geleceğin bizi beklediğine dair ilham verdi. Eğer doğru yönlendirilir ve beslenirse, blockchain bize yalnızca müzik dinleyicileri için değil, müziği üretenler için de bir altın çağ sunma potansiyelini taşıyor.


* Bu yazı Imogen Heap’in Harvard Business Review’da yayımlanan makalesinden Onur Sesigür tarafından çevrilmiştir.


[i] Ç.N.: Orijinali: Collective Management Organizations / CMOs

[ii] Ç.N.: Türkiye’de eser sahipleri için MESAM ve MSG, yalnızca Türkiye’de bir meslek birliği oluşturacak kadar büyük bir komüniteye sahip yorumcular için MÜYORBİR, kayıtlı müzik şirketleri için MÜ-YAP ve MÜYA-BİR.

[iii] Ç.N.: Temmuz 2017 itibari ile.

[iv] Ç.N.: Orijinali: Semantic Web. Tüm çevrimiçi verilerinizin mecra, uygulama/program sınırı gözetmeksizin aynı anda erişilebilir ve düzenlenebilir olmasını amaçlayan bir oluşum.

[v] Ç.N.: Orijinali: Audio fingerprinting.