İklim değişikliğine karşı Paris Anlaşması imzalandı

0   +   3   =  

Paris’te gerçekleştirilen ve sonuçları merakla beklenen 21. BM İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (COP21), 196 ülkenin imzasını taşıyan tarihi bir anlaşmayla sona erdi: Paris Anlaşması. İki haftadır görüşmeleri süren anlaşmayla, iklim değişikliği için ilk kez bu kadar hukuki bağlayıcılığı olan koşullar kabul edildi. Bu hukuki metin, 20 yıllık endişe yüklü toplantılar sonucunda tüm katılımcıların sera gazı salınımlarını azaltması yönünde ortak taahhütlerini ve ısı artışlarının sınırlandırılması için ortaya koydukları iddialı hedefleri içeriyor.

İklim Değişikliği Zirvesi’ne katılan pek çok lider içinde bulunduğumuz yüzyılın özellikle ikinci yarısında tüm dünyada net sıfır sera gazı emisyonu sağlayacak bu anlaşmanın, küresel pazarlara fosil yakıtlardan temiz enerji kaynaklarına hızlı bir geçiş yapılacağı yönünde güçlü işaretler verdiğini hatırlatmaktan geri durmadı.

Kyoto Protokolü dururken neden yeni bir anlaşma imzalandı?

Aslına bakarsanız, 1997’de imzalanan Kyoto Protokolü, protokolün senato tarafından onaylanmaması sonucunda ABD’de hiç hayata geçmedi. En fazla sera gazı salınımına neden olan ABD’nin Kyoto Protokolü’ne tâbi olmaksızın kendi karbon pazarlarını oluşturarak kendi politikalarını uygulaması, diğer gelişmiş ülkelerin tek tip taahhütlerle bağlı tutulması ve çoğu gelişmekte olan ülkenin protokolle ortaya konulan hedefleri yerine getirememesi Kyoto Protokolü’nün başarısızlığına neden oldu. Bunun üzerine 2009’da Kopenhag’da gerçekleştirilen toplantıda yeni bir anlaşmanın kabulü gerçekleştirilemeyince, 2011’de Durban’da yapılan konferansta 2015 sonunda yeni bir iklim değişikliği anlaşmasının tamamlanarak 2020 yılında yürürlüğe girmesine karar verildi.

Peki Paris Anlaşması neleri getiriyor?

Önce şunu belirtmek gerekiyor: Paris Anlaşması’nın yürürlüğe gireceği 2020 yılına kadar taraflar Kyoto Protokolü’nde yer alan taahhütleri en pekiştirilmiş şekilde yerine getirmeye çalışacaklar. Paris Anlaşması’nda ön plana çıkan noktalar ise şöyle:

  • Katılımcı ülkelerin ısınma sınırlarının en azından 2 dereceye kadar indirilmesi, mümkünse 1,5 dereceye kadar indirilmesinin zorlanması hedefleniyor.
  • Konferans öncesinde 180’den fazla ülke karbon emisyonlarını keseceği veya azaltacağı yönünde taahhütlerini sundu. Bunlar BM çerçevesinde INDCs (Intended Nationally Determined Contributions – İstenilen Ulusal Olarak Belirlenen Katkılar) olarak adlandırılıyor. Paris Anlaşması ile INDCs tanınmış oldu, ancak hala daha hukuki bir yaptırımı bulunmuyor.
  • Katılımcı ülkeler içinde bulunduğumuz yüzyılın ikinci yarısında insan kaynaklı emisyonlar ile sera gazı emisyonu bataklarının ortadan kaldırılması ile denge sağlanmasını amaçlıyor. Bununla birlikte, bilim adamları da bu hedeflere ulaşılması halinde 2050-2100 yılları arasında net sıfır emisyona ulaşılabileceği, ancak bunun 2070’te öngörülen tehlikeli ısınma öncesinde gerçekleşmesi gerektiği vurgusunu yapıyorlar.
  • 187 ülke 2020-2030 yılları arasında karbon emisyonlarını keseceği veya azaltacağı yönünde planlarını sundu, ancak bu taahhütler yukarıda bahsedilen ısınmanın 2 derecenin altında tutulması amacı için yeterli görünmüyor. Çeşitli analizler bu sınırlamanın 2,5-3 derece arasında değişkenlik göstereceğini ve şimdiden büyük umutlara kapılmamak gerektiğini söylüyor. Bu nedenle anlaşma metninde, bu taahütlerin her beş yılda bir geliştirilmesi gerektiği yer alıyor. İlk beş yıllık süreç 2018’de başlayacak, ancak Paris Anlaşması altındaki ilk resmi beş yıllık sürecin başlangıcı 2023 olacak.
  • Anlaşma iklim değişikliği konusunda hassas olan ülkelerin muhtemel finansal kayıplarını gidermek amacıyla yeni bir mekanizma düzenliyor: Kayıp ve Zarar (Loss and Damage). Aynı zamanda bu mekanizmanın düzenlemesi, ABD gibi ülkeleri mutlu edecek bir hüküm de içeriyor: bu hassas ülkeler, uğrayacakları zararlar için herhangi bir rücu talebinde bulunamayacak. Yani ABD gibi yüksek oranda sera gazı salınımına neden olan ülkeler, bazı ada ülkelerinin yükselen deniz seviyesinden olumsuz etkilenmesine ya da fırtınalarla cebelleşmesine sebep olursa, maddi kayıplarının giderilmesi için sorumlu tutulamayacak.
  • Gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğine uyum ve temiz enerjiye geçiş süreçlerinde maddi olarak desteklenmeleri görüşmelerin önemli konularından biriydi. Anlaşmanın hukuki bağlayıcılığı olan metninden çıkarılarak hukuki bağlayıcılığı olmayan karar metnine eklenen taslak bir metinle bu husus düzenlendi. Bu metne göre gelişmiş, daha doğrusu zengin ülkeler 2025’e kadar iklim finansmanı için yeni bir hedef belirlemek amacıyla yılda en az 100 milyar dolar toplanmasını hedefliyor.

Peki ya Türkiye?

149 kişilik bir heyetle COP21’e 27. en büyük delegasyon olarak katılan Türkiye, metni olduğu gibi kabul etmedi. Paris Konferansı’nın Başkanı Laurent Fabius’tan özel kalkınma halini göz önünde bulundurmasını istedi. Yani, herhangi bir taahhüt altına girmeksizin ileride açılacak iklim finansmanına ilişkin fonlardan yararlanmak istediğini belirtti. Fabius, Afrika’nın iklimsel hassasiyetini ve Türkiye’nin “özel durumunu” göz önünde bulundurarak önümüzdeki yıl karar verileceği konusunda açıklama yaptı. Sosyal medya kullanıcıları Türkiye ile “oyunbozan” diye dalga geçmeye şimdiden başladı.

İklim Adaleti eylemleri

Zirvenin gerçekleştiği iki hafta boyunca, sivil toplum katılımcıları müzakerecilerin toplumdan kopuk olduğu konusuna dikkat çekmek için sürekli olarak eylemler gerçekleştirdiler. İnsan Hakları konusunda eyleme geçilmesi yönünde müzakerecilerin kararlı olmadığını düşünen sivil toplum katılımcılarının eylemleri, neredeyse Paris Anlaşması’ndan daha fazla yankı uyandırdı. İklim mültecileri konusunda herhangi bir çözüme varılmayan ve çevre hukukunun vazgeçilmezi olan “kirleten öder” prensibini uygulamadan kaldıran Paris Anlaşması ile tamamen iklim finansmanının düzenlendiği ABD’nin de sonunda bu anlaşmayı imzalamasından anlaşılabilen bir gerçek.

İklim adaleti eylemcilerinin meydanlara taşıdığı temiz enerji ve çevre hakkı konuları, en azından ana akım medyada da “Paris’te renkli görüntüler” başlığı altında karşımıza çıktı, Paris Anlaşması’nın imzalandığı ortama dair biraz olsun fikrimiz olmasını sağladı.

Paris Anlaşması şimdilik istediğimiz konuları düzenlemese de özellikle katılımcı ülkelerin ve büyük patronların bir araya toplanmasına vesile olan ve sonunda imza edilen bir iklim değişikliği anlaşması oldu. Darısı daha iyi ve insan haklarına saygılı anlaşmaların başına.

Bu arada ,COP21’de olanları bizzat orada olanlardan dinlemek ve neler olduğunu daha iyi anlamak istiyorsanız, 15 Aralık’ta İstanbul Politikalar Merkezi’nde gerçekleştirilecek 2015 Paris İklim Zirvesi – COP21’den İzlenimler etkinliğine katılabilirsiniz.