Günlük dendiği zaman, genelde sosyal hayatta yaşadıkları krizleri ve karşılıksız kalmış aşklarını kaydeden bunalımlı ergenler aklımıza gelir. Fakat birçok insan liseden sonra da gündelik sırlarını belgelemeye devam ediyor – ve son yapılan araştırmalara göre, bilgiyi içinde saklayanlara göre daha sağlıklı bir beyne sahip olabilirler.

Nörobilimcilere ve psikologlara göre, kişisel bilgileri beyninizde saklı tutmak iki beyin bölgesi arasında bir çatışma yaratıyor, bu da bilişsel işlevin azalmasına yol açıyor. İyi haber ise şu: Bu sırları bir kâğıda yazmak gibi basit bir eylem, bu zararı geriye çevirmeye yardımcı olabilir. Bu açıdan bakıldığında, günlük tutmanın gerçekten iyileştirici etkileri var.

Sırlarınızı saklamak neden zararlıdır?

Baylor College of Medicine’da çalışan bir nörobilimci olan David Eagleman sır tutmanın beyne nasıl zarar verdiğini açıklayan en kabul görmüş teorilerden birinin sahibi.

Eagleman, Incognito: The Secret Lives of the Brain [Türkçesi: Incognito: Beynin Gizli Hayatı, Domingo Yayınevi] adlı kitabında “Sırlarla ilgili bilinen en temel şeylerden biri[nin] sır tutmanın beyin için sağlıksız olduğu”nu yazıyor. “Bir sırrın bilinçli bir şekilde deneyimleniyor olmasının sebebi, bir rekabet sonucu ortaya çıkmış olması.”

Eagleman’ın teorisine göre, bir sırrı barındırmakla görevli iki beyin bölgesi mevcut ve bu bölgeler “sinirsel bir çatışma” içine giriyor. Bir taraf bu bilgiyi paylaşarak içinizden atıp stresi azaltmayı isterken, öteki onu derinlere, bilinçaltınıza gömmek istiyor. En nihayetinde bir bölge kazanıyor, fakat bütün bu kavga beyninizi yoruyor.

Başka araştırmalar sırlarımızı paylaşmamaya çalıştığımızda beynimizin ne çektiğini açıklamada yardımcı olabilir. University of California, Berkeley’de çalışan bir psikolog olan Clayton Critcher’a göre sır tutmak, rejim yaparken abur cubur yememeye çalışmamızla benzer şekilde, bir “öz denetim” süreci. Critcher, bu süreçlerin çok zahmetli olduğuna, dolayısıyla beynimizin bir seferde ancak bir tanesiyle başa çıkabildiğine inanıyor.

Bu yılın başında “Journal of Experimental Psychology”de [Deneysel Psikoloji Dergisi] yayımlanan bir çalışmada, Critcher ve arkadaşları bir sırrı saklamak için harcanan enerjinin başka görevleri gerçekleştirmek için mevcut olan bilişsel kapasiteyi nasıl düşürdüğünü incelediler. Araştırmacılar bir egzersizin parçası olan simüle bir röportajda cinsel yönelimlerini gizleyenlerin bunun akabinde fiziksel olarak (tutuş gücü üzerinden) daha zayıf olduklarını ve sinir bozucu bir sosyal etkileşim sırasında, yönelimlerini gizlemeleri için zorlanmayanlara nazaran daha zor sakin kalabildiklerini belirlediler.

Critcher , Mic’e yaptığı açıklamada “Söylemek üzere olduğunuz şeylere sürekli dikkat etmek, başka alanlara zarar veriyor ve diğer duygusal tepkileri kontrol etmeyi zorlaştırıyor. Bir sohbet sırasında birisine tepki verirken tersleme ihtimaliniz artıyor” dedi.

Gizliliğin getirdiği zorluk, azalmış bir zihinsel ve fiziksel sağlığın semptomlarında kendini gösteriyor. Sır tutmak stres hormonu kortizolün seviyesini artırıyor. Araştırmalar sır saklayan ergenlerin daha depresif ve anksiyetik olduğunu ortaya koyuyor ve bilgi saklayan insanların baş ağrısı, mide bulantısı ve sırt ağrısı çekmeye daha eğilimli olduğunu gösteriyor.

Günlük tutmadaki panzehir

Sır tutmanın beyniniz üzerinde yarattığı yükü hafifletmek için, bu sırrı içinizden atmanız gerekiyor.

Eagleman, kitabında ve verdiği röportajlarda beynimizdeki sinirsel çatışmayı çözmenin bir metodu olarak sır paylaşmanın yararlarını ortaya koyan birçok araştırmaya işaret ediyor.

Incognito adlı kitabında Eagleman, “Bir sırrı paylaşma eyleminin kendisi çözüm olabilir.” diye yazıyor.  Tanımadığınız biri sayesinde bu sinirsel çatışma, maliyetsiz bir şekilde çözülebilir.”

Elbette, çoğumuz tanımadığımız insanlara gidip en derin sırlarımızı paylaşmayacağız. Günlük tutan insanlar, işte tam da bu noktada, günlük tutmanın ne kadar önemli olabileceğinin farkında oluyorlar.

Austin’deki University of Texas’ta çalışan bir psikolog olan James Pennebaker’ın araştırması, yazarak dahi olsa, bir sırrı açıklamanın sinirsel bağlantısallığı artırarak “beynin tıkanıklıklarını açabileceğini” ileri sürüyor.

Pennebaker, yaptığı kilit araştırmalarından birinde beyin dalgalarını ölçen bir nörolojik görüntüleme aracı olan elektroansefalografiyi kullanarak, daha önceleri sakladığımız bir travmayı açıklamanın beynimizi nasıl etkilediğini araştırdı. Kişisel bilgilerini paylaşan insanların beyinlerinin sol ve sağ yarımküreleri arasında daha fazla iletişimin olduğu belirlendi. Scientific American’ın haberine göre fonksiyonel magnetik rezonans görüntüleme çalışmaları bir travmayı kâğıda geçirmenin öncesinde ve sonrasında beynin farklı çalıştığını ortaya koydu.

Pennebaker’in yürüttüğü bu bir seri çalışma sırlarımız üzerine yazmanın çok çeşitli faydalarını gösteriyor. Yıllar içerisinde Pennebaker’ın çalışmalarında yer alan katılımcılarda stres seviyelerinde azalma, bağışıklık sistemi işlevlerinde artış, AIDS olanlarda T hücresi artışında düşüş ve stresle bağlantılı doktor ziyaretlerinde azalma gözlemlendi. Katarsis sağlayan bu egzersiz hem büyük hem de iş başvurusu reddi gibi gündelik sırlar taşıyan insanlara faydalı oldu.

Günlük tutmak, bilişsel işlevlerimizi artırmanın yanında, kısa süreli belleğimizi iyileştirebilir, stresli durumlarla başa çıkma yetisine yardımcı olabilir ve işte yapılan hataları azaltabilir.

Bilim gösteriyor ki, hem beyinlerimiz hem de bedenlerimiz için sırlarımızın üstündeki gizliliği kaldırmalıyız. Günlük tutan insanlar bunun yöntemini biliyor gibi görünüyorlar. Ve bunu bilmeyenler içinse belki de bir Moleskine alma zamanı gelmiştir.

* Bu yazı, Theresa Fisher’ın Mic’te yayınlanan makalesinden çevrilmiştir.