Deniz Gamze Ergüven’in Cannes’da Label Europa Cinemas (Yönetmenlerin On Beş Günü seçkisi kapsamında verilen ödüllerden biri), Saraybosna Film Festivali’nde ise En İyi Film ve (ensemble cast’ına ortak verilen) En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini kazanan filmi Mustang, Filmekimi’nin ilk akşamı Atlas Sineması’ndaydı.

Film, Karadeniz’in bir köyünde (adı hiçbir zaman geçmiyor ama her yerde görünen 37 plakalı araçlardan hareketle Kastamonu olduğunu varsayabiliriz) yaşayan beş kız kardeşin toplum ve aile baskısı sonucu yavaş yavaş kısıtlanan hayatlarını anlatıyor. Denizde erkeklerle deve güreşi oynamalarının görülmesiyle başlayan süreç, evden çıkmamaları için sırasıyla kapıların kilitlenmesi, duvarların yükseltilmesi, camlara demir parmaklık takılması gibi önlemlere kadar gidiyor. Kızlara ev hanımlığı öğretiliyor, sırayla koca bulunuyor. Bütün bunlara rağmen kızlar, özgürlüklerine ulaşmak için sürekli bu engellerin etrafından dolanmanın bir yolunu buluyor. Bu vesileyle filme adını veren yabani at türünün karakter özelliklerini hatırlıyoruz.

Mustang‘in yer yer etkileyici ve umut verici olduğunu söyleyebiliriz, ancak bu kısımlar genel kaba, yüzeysel ve popülist yapısı yanında azınlıkta. Toplum ve ailedeki muhafazakâr yapı, çocuk gelin gibi meselelerin neden ve sonucuna dair elde bir bilgi varsa da filme yansıtılmamış ve “by Westerner for Westerner” (Batılı tarafından Batılı için) bir anlatı var elimizde. “Erkek egemen toplum tepeden başlıyor” mesajını kuvvetlendirmek için gündelik siyasetin en basit örneklerinin üst üste dizilmesiyle bir şey elde edilmediği gibi, gülünç hatalar da maalesef kapanmıyor. En küçük kardeşin amcasından “Süper Lig’in çeyrek finalleri varmış, gidebilir miyiz?” diye maça gitme izni istemesi aklıma gelen ilk örnek. Tabii bunların hiçbiri hedef kitle olan Batılı seyirci tarafından fark edilecek kusurlar değil. Buradan algılanan ise “oralar da çok fenaymış yahu, doğru mudur?” diyen bir film.

Bütün bunlar bir yana, Mustang‘in Oscar’ın En İyi Yabancı Film Ödülü dalında Türkiye adına yarışmasına izin verilmemesinin, tarihi bir fırsatın kaçması anlamına gelebileceğine dair yorumlara katılmamak zor. Türkiye’nin seçtiği Sivas‘a (Kaan Müjdeci, 2014) göre kanımca başarısız olsa da (Türkiye ve Almanya’yla birlikte ortak yapım ülkelerinden) Fransa’nın seçtiği Mustang‘in, konusuna tam da Akademi’nin hoşuna gidecek şekilde yaklaşan bir film olduğu için aday olma şansı kesinlikle daha yüksek. Holocaust hikâyesi Son of Saul‘un (László Nemes, 2015) yanında ödülü kazanma şansı olur mu bilmiyorum, ama en azından Oscar’a aday olur gibi görünüyor. Keşke Türkiye adına yarışmak için aday diğer filmler ve seçim sürecine dair ayrıntılı bilgiye ulaşabilsek de Mustang‘in neden tercih edilmediğini öğrensek…