Filmekimi günlüğü: ‘Mantıksız Adam’

3   +   2   =  

Woody Allen’ın yeni filmi Mantıksız Adam (Irrational Man), Abe Lucas adındaki bir felsefe hocasının (Jaoquin Phoenix) Rhode Island’daki Braylin College’a ders vermek üzere gelmesiyle başlıyor. Abe, öğrencisi Jill’in (Emma Stone) deyimiyle “ya çok seveceğiniz ya da nefret edeceğiniz radikal” biri. Öğrencilerine felsefenin “sözel mastürbasyon” olduğunu söylemekten, “sınıfta göremeyecekleri türden bir ders vermek” için bir silahı kafasına dayayıp kendi kendine rus ruleti oynamaktan çekinmiyor. Nefes alma isteğini geri getirmek için “anlamlı bir eylem” bulmaya, yaşadığı yazar tıkanıklığını alkole boğmaya çalışıyor. En basit şekliyle ifade etmek gerekirse varoluşsal bir kriz yaşamakta.

Ne Jill ile kurduğu arkadaşlık ne de kimya hocası Rita (Parker Posey) ile başladığı ilişki (nitekim karısı onu terk ettiğinden beri iktidarsızlık sorunu yaşıyor) Abe Lucas’ı içinde olduğu bu buhrandan çekip çıkarabiliyor. Ta ki, Jill ile birlikte gittiği bir kafede arka masalarında oturan kadının anlattıklarını dinleyene kadar… Film o noktadan itibaren Abe Lucas’ın çok sevdiğini söylediği Dostoyevski’nin Suç ve Ceza‘sına benzer bir yöne sapıyor. Onun mantıksızlığı, özgecilikle meşrulaştırmaya çalıştırdığı eylemine Raskolnikov ile taban tabana zıt bir tepki vermesinde yatıyor olsa gerek. Hikâyenin sürpriz finali de bir diğer Rus yazar Anton Çehov’un “duvara asılı silah mutlaka patlar” sözünü hatırlatan bir objeyle geliyor.

Geriye dönüp bütün o hafif caz melodilerinin ardına baktığımızda aslında ne kadar karanlık bir hikâye izlemiş olduğumuzu fark etsek de, sonuç olarak bu bir Woody Allen filmi ve onun tarzından keyif alanlara hâlâ hitap edebilecek bir şeyleri var. Tabii bunun Woody Allen’ın kendisi için yeterli olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu. Geçtiğimiz hafta çevirdiğimiz röportajında Allen, daha ciddi bir hayatı olmadığı ve (Bergman gibi) “daha adanmış bir sanatçı” olamadığı için pişman olduğunu, ne zaman ciddi veya manalı olmaya çalıştıysa insanların kaçtığını söylüyordu. Belki de bu tür hikâyeleri ona suça dair her şeyi öğreten kişi olduğunu söylediği Hitchcock gibi çekmemesinin ardında böyle bir çekince yatıyordur.