Filmekimi günlüğü: ‘Ex Machina’

1   +   1   =  

Alex Garland’ın yazıp yönettiği Ex Machina‘nın en büyük başarısı, konuya çabucak girebilmesi. Bilgisayar ekranında yanıp sönen “kazandınız” yazısı, “kazanan”ın etrafındaki insanların tepkileri (demek esas karakter büyük bir şey kazanmış), helikopter pilotunun ona gülerek söylediği “buranın tamamı onun arazisi” cümlesi (demek büyük birinin yanına gidiyor) derken ikinci dakikada kendimizi filmin geri kalanının geçeceği malikanede buluveriyoruz. Zamanla “Blue Book” adındaki Google muadili büyük bir internet şirketi için kod yazan Caleb’ın (Domhnall Gleeson), şirketin CEO’su Nathan (Oscar Isaac) tarafından bir kadının vücuduna yerleşmiş Ava (Alicia Vikander) adını  verdiği yapay zekayı test etmek için çağrıldığını anlıyoruz. Caleb, Turing Testi’nin (makinenin -bu durumda Ava- insan gibi düşünüp düşünemediğine yönelik bir test, kendisinin insan olduğuna ikna eden yapay zeka testi geçmiş sayılıyor) insan bileşeni olmak üzere orada. Üstelik Nathan işi biraz daha zorlaştırmış; Ava’nın robot olduğunu gösterip yine de bilinci olduğunu hissettirmeye çalışıyor.

Filmin, ele aldığı konuya dair daha önce görmediğimiz bir şey söylemediğini belirtmek gerek. Geçmişte bu durumun uyarlama senaryosunu yine Alex Garland’ın yazdığı Never Let Me Go (Mark Romanek, 2010) gibi o dünyanın içinde anlatacak değişik bir hikâye bularak veya Gravity (Alfonso Cuarón, 2013) gibi olağanüstü bir görsellikle hiç sorun yaratmadığını görmüştük. Bu ikisine de sahip olmayan Ex Machina‘nın yaptığı daha çok, halihazırda ilginç olan yapay zeka tartışmasında ileri sürülen güzel argümanları kendi ifade biçimiyle özetlemeye benziyor. Film “Tanrı’yı oynamak”, “cinsiyet rolleri”, “otorite ve hakimiyet” gibi kavramları kullanarak yapay zeka ve etik konusunu sorgulatmak istiyor. Jackson Pollock tablosu üzerinden dönen sahne çok iyi, elektriğin kesildiği sahnelerin ise kendine özgü hafif bir gerilimi var. Ancak bu gerilim hiçbir zaman -finalde dahi- gerektiği gibi yükselmiyor. Sanki Alex Garland, ilk filmini Nathan’ın evine koymuş ve seyirciye de Caleb’ın kartını vermiş. Sadece belirli odalara girebiliyor, (varsa) gizli incelikleri göremiyoruz.