Doğu Almanya-Florya arasında kesişen hikâyeler: Falko Götz ve Torsten Gütschow

5   +   10   =  

1945’te Sovyet Mareşali Georgy Jukov, arkasında Kızıl Ordu‘yla birlikte Berlin’e hücuma kalkmışken Berlin garnizonuna meydan okuyordu. Hiç muharebe kaybetmemiş mareşal, bir günde girdiği Berlin’i on altı günde aldı. Hitler’den geriye sadece Volkswagen ve kadim dostu Amiral Karl Dönitz kaldı. Sovyet baskısından bunalan amiral, ülkesinin geri kalanının istikbali için Batılı devletlerle bir anlaşma yapmak istiyordu. Bu doğrultuda ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya Reims’te dörtlü bir zirve gerçekleştirerek “Batı Almanya” diye adlandırılacak bölge için kontrol noktalarını belirledi. Doğu’nun soğuğunda donmaktansa Batı’nın sıcağında yanmayı tercih eden Dönitz, istediğini dolaylı yoldan da olsa aldı. Hitler’den geriye kalan Almanya topraklarını azılı Batılı dostlarının kontrolüne açarak savaşı sona erdirdi. Yaklaşık dört yıl sonra, 1949’da Batı’nın bu dörtlüsü güçlerini birleştirerek tek çatı altında toplanmaya karar verdi, Almanya da “federal” ve “demokratik” olarak ikiye bölündü.

Soğuk Savaş‘ın başladığı yıllarda sıcak temas ve siyasi çatışmalar artık yerini başka alanlarda rekabete bırakıyordu. Bu iki ülke yeni kararlarını vermişlerdi. Politik olarak iki taraf için de bir soru işareti kalmamıştı. Artık iki rakip olarak dünya piyasasına ayrı satıcılar olarak girebilirlerdi. Rekabetin ve talebin en fazla olduğu alanlardan biri de, tartışmasız, spordu.

Özellikle dünya basınında kötü bir imaja sahip olan Doğu Almanya, başarılı bir sporcunun ülkesi için tüm dünyada bir reklam aracı olduğunun, örnek vatandaşı temsil ettiğinin farkındaydı. Takıntı haline getirdiği spordaki reformları ve başarılarıyla imajını düzelteceğine inanıyor, yapacağı yatırımların maliyetini hiç önemsemiyordu. Federal Almanya ise Bavyera bölgesine sahip olduğu için jeopolitik olarak daha avantajlı konumdaydı, çünkü daha başarılı sporcular ve kulüpler oradaydı. Bu rekabetle baş etmek için ülkede spora yatkın birçok genci yurtdışı seyahat olanaklarıyla ikna eden Doğu Almanya özellikle atletizm takımına yeni üyeler kazandırdı. Bilhassa olimpiyatlarda dünyanın karşısına Demokratik Almanya’nın temsilcileri olarak çıkacak olan kadın sporcular fiziksel ihtişamlarıyla dikkat çekiyorlardı. Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra ortaya çıkan gerçek ise birçok sporcuya takviye ilaç adıyla testosteron verildiğiydi.

Özellikle Andreas Krieger’in performansıyla atletizmdeki başarısına ciddi bir ivme kazandıran Doğu Almanya işlerin istediği gibi gittiğini düşünüyordu. Fakat zaman geçtikçe atletizm ve olimpiyat başarılarının meyvesini yeterince toplayamadığını fark etti ve halkın her hafta sonu uğrak yeri olan statlara yöneldi. Futbolun çok daha geniş bir kitleye eriştiği tartışmasız bir gerçekti. Bu gerçek Doğu Almanya yetkilileri tarafından da reddedilmedi. Futbol için de radikal kararlar almaya başlayan yetkililer, ilk iş en üst düzeydeki ulusal lig olan DDR-Oberliga’yı yeniden tasarlamaya başladı. En çok yatırımı alan futbol kulübü hükümetin takımı olarak bilinen ve lige on yıl ambargo koyan Dinamo Berlin iken ligdeki en gedikli rakibi ise kendi imkânlarıyla ayakta durmaya çalışan Dinamo Dresden oldu. Dinamo Berlinli Falko Götz’ün ve Dresdenli Torsten Gütschow’un yollarını Florya’da kesiştirecek enteresan hayat hikâyeleri de tam bu yıllarda Doğu Almanya’da başladı.

Doğu Almanya doğumlu olup Dinamo Berlin altyapısında futbola başlayarak A takıma kadar yükselen Götz, aslında rejimin azılı muhaliflerinden biriydi. Fakat zarar görmesini istemediği ailesi nedeniyle bunu yüksek sesle dile getirmiyordu. Ulusal ligde oynadığı futbolla alkış toplayan Götz, U21 Demokratik Almanya futbol milli takımının da vazgeçilmez oyuncularından biri olmuştu. Doğu Alman yetkilileri ülkedeki futbol kültürünün gelişmesinden fazlasıyla memnundu. Asıl çıkışını 1974’te Batı Almanya’da düzenlenen Dünya Kupası’na katılarak yapan Doğu Almanya, kupanın sahibi olan Batı Almanya’yı mağlup ederek topladığı meyveleri iştahla yiyordu. Aslında Doğu Almanya da asla Batı Almanya kadar prestijli bir milli takıma sahip olmayacağının farkındaydı, fakat batıya geçip ev sahibi takımı mağlup etmek de en az kupayı almak kadar keyifliydi.

Bu sırada işler kulüpler düzeyinde de iyi gidiyordu. Özellikle ülkenin imkânlarından kısıntı olmaksızın faydalanabilen Dinamo Berlin, uluslararası turnuvalarda dişli bir takıma dönüşüyordu. Fakat 1983’te Doğu Almanya, Batı Almanya’dan hiç beklemediği bir gol yedi. Dinamo Berlin kafilesi Partizan’la oynanacak uluslararası bir kupa maçı için Yugoslavya’nın Belgrad şehrine giden otobüsteyken, sessiz muhalif Götz kaçış filmlerini aratmayacak bir plan kurguladı ve bir takım arkadaşıyla beraber maçtan yaklaşık iki saat önce kaçarak Batı Almanya konsolosluğuna sığındı. Bu kaçışı, “O an Schlegel’le hiç konuşmadık, sadece göz göze geldik, bugüne kadar kaçamadığımız tüm günlere öfkeliydik,” diye anlatıyor. Yıllardır beklediği fırsatı Belgrad’da yakalayan başarılı futbolcu, kendi deyimiyle bir “özgürlük yolculuğunun” tam ortasına düşmüştü.

Schlegel (en sağda) ve Götz (soldan üçüncü) Batı Almanya’ya kaçtıktan sonra beraber Leverkusen forması giydiler. Görsel: Getty Images.

Şehir Doğu Almanya’nın istihbarat organizasyonu olan Stasi’nin ajanlarıyla kaynıyordu, bu yüzden yolculukları pek kolay geçmedi. Bindikleri taksilerden dahi eşofmanlarının durumu el vermediği için indirildiler. Fakat Götz, yakalanması halinde ölümle yüz yüze geleceğini bilmesine rağmen bu hayalinden vazgeçmek niyetinde değildi. Vazgeçmesi, hayatının en önemli hücumunda geri pas yapmak gibi olurdu. Hayatlarında ilk defa geldikleri bir şehirde hiç bilmedikleri bir konsolosluğu arayan ikili, özellikle kalabalık caddeleri tercih ederek saatler sonra istedikleri yere vardılar. Konsolosluk çalışanları iki oyuncuyu karşılarında gördüklerinde şaşkınlıkları saklayamadan oyuncuları bir sevgi çemberinin içerisine alıp rahatlatmaya çalıştılar. Konsolosluk yetkilileri ise bu iki kaçağı tek parça hâlinde Batı Almanya’ya ulaştırması durumunda kazanacakları itibarın ve Doğu Almanya’ya kaybettirecekleri prestijin fazlasıyla farkındaydı. İki sporcunun alenen Batı Almanya vatandaşlığına geçirilmesi bir savaş suçu sayılacağından bu gizli transferin gerçekleşmesi için çok sıkı ve titiz çalışılıyordu. Bu sırada Stasi ajanları da konsolosluk etrafında kendilerinden izinsiz dolaşan hayvanları bile bölgeden uzaklaştırıyordu.

Yaklaşık üç gün boyunca konsoloslukta olan bu iki kaçağın dışarı çıkarılması da aksiyon filmleri tadında gerçekleşti. Bavullarına sahte kimlikleri ve pasaportları yerleştirdikten sonra konsolosluğun -2. katında bulunan gizli bir garajdan arabayla en yakın otogara bırakılıp Zagreb otobüsüne bindirildiler. Zagreb’e geldikleri zaman, ilk işleri şehirdeki Batı Almanya konsolosluğuna gitmek oldu. Hiç vakit kaybetmeden kıyafetlerini ve kimliklerini değiştiren ikili, ilk trenle Ljubljana’ya doğru yola çıktı. Bundan sonraki yolculuklarında artık Batı Almanya’ya ulaşana kadar kimseyle iletişimleri kalmamıştı. Yakalanmaları hâlinde Batı Almanya hiçbir sorumluluğu üstlenmeyeceğini belirtmişti. Götz, trende yapılan pasaport kontrolü sırasında yaşadığı korku için “Hayatımda benzer bir türden korkuyu asla yaşamadım,” diyordu. Sonunda kazasız belasız bir yolculuğu geride bıraktılar ve hayallerinin ülkesi olan Batı Almanya’ya ulaştılar.

Doğu Almanya Futbol Federasyonu olaydan haberdar olur olmaz FIFA’ya şikayette bulunarak oyuncularının iadesini talep etti, fakat FIFA bunun göz göre göre infaz olacağını düşündüğü için oyunculara sadece birer yıl futboldan men cezası verdi. Verilen cezadan fazlasıyla memnun olan Götz, “Gerekirse futboldan bile men edilirim,” diyordu. Yaşanan bu Batı Almanya kontra atağı ve iade taleplerinin reddinden sonra Doğu Almanya tarafı adeta kendi içinde infaza gitmişti. Federasyon başkanı, kulüp teknik heyeti, kafile sorumlusu ve önemli Stasi yetkilileri görevlerinden alınmış, kaçak oyuncuların aileleriyle birlikte sorguya çekilmişlerdi. Hatta bir bölümü sorgulamalardan sonra cezaya çarptırılmıştı.

Gütschow ve Götz - 1993

Torsten Gütschow ve Falko Götz – 1993

Artık başka bir savunma zaafına tahammülü kalmayan Doğu Almanya yetkilileri işleri iyice sıkıya almaya başladı, vatandaşlar için hazırladığı fişleme dosyalarını futbol takımlarındaki oyuncuları için de oluşturmaya başladı. Artık her futbol takımında üst ağa bağlı, yarı zamanlı futbolculuk yapan bir Stasi çalışanı vardı. Bu futbolcular takım içinde kendilerini ifşa etmeden takım arkadaşlarının Doğu Almanya ve iktidar için neler düşündüğünü raporlayarak Stasi’ye hizmet etmeye başladılar. Ancak kendi imkânlarıyla DDR-Oberliga’da mücadele etmeye devam eden Dinamo Dresden’in hâlâ bir takım içi köstebeği yoktu. Yetkililerin aradığı kişi karşılarına İsveç’te çıktı.

Tıpkı eski vatandaşı Falko Götz gibi Doğu Almanya doğumlu olup Dinamo Dresden altyapısından yetişen Gütschow, takımıyla birlikte bir Kupa Galipleri Kupası maçı için gittiği İsveç’te alkollü kullandığı arabayla aşırı hız yaparken yetkililere yakalandı. Kurallar gereği lisansının ömür boyu iptal edilmesi gereken Gütschow’a tam da bu noktada Stasi tarafından reddedemeyeceği bir teklif yapıldı. İşlediği suçu görmezden gelen yetkililer Gütschow’u Dresden’e ajan olarak atadılar. Takım arkadaşları hakkında raporlar hazırlayan ve birçok dosyada imzası bulunan Gütschow yaklaşık iki yıl boyunca Stasi’nin takımlara atadığı oyuncular arasında en çalışkanı oldu. Doğu Almanya’nın siyasi arenada zelzeleye uğradığı dönemlerde bile Stasi’ye büyük hizmetlerde bulundu.

1991 yılına gelindiğinde ise işler tamamen değişti. Berlin Duvarı otuz yıllık ihtişamını yıkılarak kaybetti. Duvarın yıkılmasıyla birlikte arşivler gün yüzüne çıktı ve Gütschow’un bir Stasi ajanı olduğu gazetelerde büyük puntolarla yerini aldı. Birçok ajan oyuncunun aksine özellikle Gütschow’un hedef alınmasının sebebi ise döneminin kalburüstü futbolcularından biri olmasıydı. Tahmin edileceği üzere Gütschow’un bu ifşadan sonraki yaşamı pek de kolay olmadı. Dresden forması giymeye devam etse de, takım arkadaşları artık kendisini takımın bir parçası olarak görmedi. Almanya’da çıktığı her maçta tribünler tarafından “Stasi domuzu” protestosuna maruz kalan Gütschow bu baskıyla daha fazla mücadele edemedi ve aynı yıl takımdan ayrıldı.

Almanya’dan ayrılabilmek için acele bir transfer gerçekleştiren Gütschow’un yeni durağı Galatasaray oldu, fakat takımda kendisinden önce Doğu Berlin-Florya hattını kullanmış başka bir tanıdık daha vardı: Falko Götz. 1990’lı yıllarda Galatasaray’da yaşanan Alman akımının en önemli iki parçası olan Götz ve Gütschow için aynı takımda oynamak eziyetten başka bir şey değildi. Bu sırada takımdaki üçüncü Alman ise Reinhard Stumpf’tı. Götz ve Gütschow’un minimum düzeyde seyreden ilişkisi diğer takım arkadaşları ve taraftarlar tarafından anlamlandırılamadı. Herkes gurbete gelmiş iki vatandaşın birbirine böyle davranmasında bir sıkıntı olduğunu fark etti. Öyle ki, fotoğraflarda, antrenmanlarda, toplu yemeklerde hatta maçlarda bile yan yana gelmekten kaçınan bu ikili hakkında Türkiye medyası da yavaş yavaş bilgi sahibi olmaya başlamıştı. Dönemin Türkiye basını, olayların politik olarak problemli olduğu anlatmakla yetindi. Gütschow ise hakkındaki ajan iddiaları için “Ben takım arkadaşlarımı asla satmadım ve Stasi’yle bir ilişkim bulunmadı,” açıklamasını yapsa da kendisini kimseye inandıramadı. Yine de ülkesi Almanya’da “Stasi domuzu” olarak görülmektense Türkiye’de politik olarak problemli bir kişi olarak tanınmayı kabul etti. İkilinin aynı alanda birbirlerinden kaçarak sürdürdükleri Galatasaray maceraları ise uzun sürmedi.

1993 sezonunun tarihi şampiyonluk maçında Galatasaray Ankaragücü’nü 8-0 yenerken, Gütschow attığı üç golden ziyade yaptığı asistten sonra kendisini tebrik etmek amacıyla elini Götz’ün omzuna koymasıyla hatırlandı. Belki de ilk defa fiziksel temas kurdukları bu maç, aynı zamanda ikilinin beraber çıktığı son maç oldu. Gütschow baba ocağı Dresden’e geri döndü, Dresden’de futbolu bırakma kararı aldı ve sahip olduğu üstün futbol yeteneklerine rağmen geçmişinin laneti yüzünden hak ettiği yerlere asla gelememenin hüznüyle yaşadı. Bir sene sonra eski takım arkadaşı gibi Almanya’ya dönen Götz de iki sene daha profesyonel futbol oynadıktan sonra kramponlarını duvara astı. Yıllar sonra yıkılan Berlin Duvarı’nın önünde gerçekleştirdiği röportajda Gütschow’la yaşadığı gerilimi isim vermeden, ondan “Galatasaray’da beraber oynadığım o kişi” diye bahsederek anlattı. Batı Almanya’dan aktarmalı gelen Götz ve Doğu Almanya’dan direkt gelen Gütschow için Florya dönemleri Soğuk Savaş’ı andıran bir politik hatıranın sahalara yansıması olarak belleklerde yerini aldı.


Kaynaklar:

These Football Times
SBNation
The Bundesliga Fanatic

İçerik için bilgi toplama aşamasında yardım eden Cem Türktekin‘e verdiği değerli bilgiler için teşekkür ederim. 



sayın okur, gönüllü yayıncılığın velinimetlere ihtiyacı olacağını biliyorduk. yazılarımızı okuduğunuz, beğendiğiniz, paylaştığınız için müteşekkiriz. vesaire için maddi destek de sunmak isterseniz, ziyadesiyle minnettar olacağız.