Robot olmadığınızı kanıtlayın: 8   +   9   =  

Dictaphone, Graham Bell tarafından kurulan ve ilk transkripsiyon makinesini üreten şirketin adı. Aynı zamanda 90’lı yıllarda Berlin’de birçok enstrümana hakim Brükselli müzisyen Oliver Doerell ile klarnet ve saksofon çalan müzisyen Klaus Bru tarafından kurulan bir topluluk.  Sonraları Bru topluluktan ayrılıyor ve Doerell bugüne kadar birlikte çalışacağı klarnet ve saksofon virtüözü Roger Döring’le yola devam ediyor.

Doerell’in sözleriyle, karanlıkta/karanlık(ça) ilerleyen bir canavar olan Dictaphone bu ismini rastgele almış gözükmüyor. Bell’in mirasına uygun şekilde Dictaphone sesin kendisine, yalın hâline odaklanan müziğinde karanlıkta yavaşça ilerlerken dinleyiciler için ilmek ilmek bir dünya kuruyor. Caz tınıları ve araya serpiştirilen elektronikler benzersiz bir atmosfer oluşturuyor. Gecenin ilerleyen saatlerinde, şehirde tek uyanık kalan sizmişçesine bir hisse kapıldığınızda, Dictaphone’u açıp bu melankolik, puslu dünyaya kulak kabartabilirsiniz.

Dictaphone, 2002 yılında City Centre Offices’ten ilk uzunçalarını çıkardığında deneysel müzik dünyasında hatırı sayılır bir dalgalanma yaratmıştı. M=Addicton küçük müdahalelerle şiirsel bir ses manzarasının nasıl oluşturulabileceğinin, biraz da tekinsiz bir örneğiydi. Benim için elektro/ambient dünyasının kapılarını açan albümlerden biri oldu. 2004 yılında çıkardıkları Nacht adlı kısaçalar isminin hakkını verircesine “gece”nin dinginliğinin içinden klarnet sesleri, baslar ve elektroniklerle yeni bir müzik çıkarıyordu. Bu albümü 2006 yılında yine City Centre Offices’ten çıkan ve M=Addiction sonrası özlemimizi gideren Vertigo II izledi. Sonrasında Dictaphone 6 yıllık bir sessizliğe büründü.

2012 yılında çıkaracakları son albüme kadar Doerell, daha minimal bir yoldan giden Swod ile elektronika, vokal ve ritmin ön planda olduğu Raz Ohara and the Odd Orchestra projelerine ağırlık verdi. 2012 yılı geldiğinde ise -Greg Haines, Dustin O’Halloran, Ryan Teague gibi isimlerin de albümlerini yayınladığı- plak şirketi Sonic Pieces’tan Poems From A Rooftop ile tekrar Dictaphone sularına geri döndü. Doerell ve Döring, bu sefer yanlarına viyolonist Alexander Stolz’u da aldı. Bu albümlerinde İran’ın yeşil devrimine gönderme yaparak halkın rejim korkusuyla sokağa çıkamadığı, ama evlerinin çatısından yine de protestolarına devam ettiği bir dönemde baskıya rağmen yeşeren bu mücadeleye selam ediyorlar. Dictaphone Poems From A Rooftop’ta daha önceki kayıtlarında ancak bir kere karşılaştığımız vokallere daha fazla yer veriyor ve yine tamamen Dictaphone’a özgü bir ses dünyası yaratmayı başarıyor.

Bu kronolojinin son noktası  olan 2015, Dictaphone’u canlı dinlediğimiz yıl olarak hafızamızda yer edecek. 2000’lerin başında “hayatta gelmez” diyeceğim Dictaphone 6 Mart Cuma günü Salon İKSV‘de ilk İstanbul konserini gerçekleştirecek. Dictaphone’un İstanbul konseri, son dönemde solunum yetmezliği geçirdiğimiz bu şehirde, bizlere umuyorum ki şiirsel ve zamansız bir nefes olacak.