Değişen çağ, değişmeyen öfke: bANDISTA ve Cumartesi Anneleri

10   +   8   =  

Değişim hayatın her alanında olduğu gibi sosyalist mücadelede de sürüyor. Teknoloji çağıyla beraber mücadele yöntemleri ve alanları bütün dünyada yeni bir ivme kazanırken, mücadelenin kültür-sanat alanına yansımaları da bu değişime ayak uyduruyor. Kendini artık melankoliyle veya yabancılık çektiği bir müzik tarzıyla tanımlamak zorunda kalmak istemeyen yeni nesil, yeni bir protest müzik deneyimi aracılığıyla marşlara ve ağıtlara yeni bir zemin sunuyor. Bunu yaparken de geçmiş birikimi reddetmek bir yana dursun, ondan beslenerek onu dönüştürmeyi birincil amaç ediniyor. Düzenle bugüne kadar karşılaşmaya alışık olmadığımız bir ironiyle mücadele eden bu tarzın müzikal öncülerinden biri de şüphesiz 2009’da yayımladıkları De Te Fabula Narratur (Anlatılan Senin Hikâyendir) albümünden beri kulağımızdan eksilmeyen bANDISTA.

bANDISTA, alışageldiğimizin ötesinde django, reggae, afro-beat gibi müzik tarzlarını harmanlayarak ortaya çıkardığı bu yeni politik müzikle temsil ettiği kuşağın kaygılarını yansıtıyor ve üzerinde melankoliden ziyade mücadelenin coşkusunu taşımayı bir tercih olarak benimsiyor. Yeni kuşak devrimcilerin kendi mücadelelerini müzikleriyle anlatıyor olmalarının verdiği aidiyet hissinin yanında, bANDISTA’nın sıklıkla diğer coğrafyaların devrimci ezgilerinden tınılar kullanması, onlara selamlar göndermesi de yine bu kuşağın dünyaya bakış açısını anlamak adına güzel bir ayrıntı. bANDISTA için bir neslin politik bilincini hem besleyen hem de yansıtan bir aracı demek mümkün. Öte yandan Gezi Direnişi öncesinden beri 90’lar kuşağını apolitiklikle suçlayanlar bu kuşağın müziklerini de “ciddiyetsiz” olmakla itham etseler de, Gezi’nin direngenliğine paralel olarak bANDISTA’nın “ciddi” konuları anlatan şarkılarının sloganlaşması da bu kitlenin kültürel tedirginliğini boşa çıkarır nitelikte.

“Benim Annem Cumartesi” de işte bu “biçim değiştiren” şarkılardan biri. bANDISTA’nın 12 Eylül 2009’da çıkardığı Paşanın Başucu Şarkıları isimli albümünde yer alan bu parça, Ahmet Kaya’dan “Bul Beni” ve Grup Yorum’dan “Oğula Ağıt” şarkılarında dinlediklerimizden farklı olarak Cumartesi Anneleri’ni uzak diyarlardaki annelerin ortak acılarını da kucaklayarak selamlayan imgelerle dolu.

Bu yazının yazıldığı hafta, 1990’lı yıllarda gözaltında kaybedilen ve cesetleri bulunamayan çocukları için adalet aramak üzere 734. eylemlerine hazırlanan Cumartesi Anneleri’nin geride bıraktıkları 733 haftadan onlara kalan belli ki yalnızca acılar değil. “Benim Annem Cumartesi” diyerek onları içtenlikle sahiplenen insanların, dayanışmaya şarkılarıyla, şiirleriyle, destek mesajlarıyla katılan sanatçıların, siyasilerin yanı sıra çok uzak coğrafyalarda onlarla aynı kaderi paylaşan ve aynı öfkeyi taşıyan binlerce anne daha var.

Plaza de Mayo, 1977. Kaynak: Global Nonviolent Action Database

Buenos Aires, Arjantin: “Anne bul beni Arjantinli annelerin arasında/Plaza de Mayo’da”

bANDISTA’nın şarkısında isimlerini duyduğumuz Plaza de Mayo Anneleri, Arjantin’deki cunta hükümetine karşı mücadele verirken hükümet tarafından kaybedilen çocuklarını aramak için 1977’de Buenos Aires şehrinin Plaza de Mayo Meydanı‘nda ilk eylemlerine başladılar. Hükümetin eyleme öncülük eden annelerden bazılarını kaçırarak göz korkutma çabasına rağmen, katılımcıların giderek artmasıyla her Perşembe saat 3’te buluşmak suretiyle aralıksız devam eden bu oturma eylemi, hak arayışlarına onlardan tam 18 yıl sonra 1995’te başlayan Cumartesi Anneleri’ne ilham oldu. Birbirlerinin dilini, kültürünü ve hatta coğrafyasını dahi tanımayan bu annelerin tanıdıkları en ortak şey faşizmin karanlığıydı. Plaza de Mayo Anneleri 42, Cumartesi Anneleri 24 yıldır çocuklarının cesetlerini arıyorlar.

Ramallah, 2012. Kaynak: Orlando Crowford/Gulf News

Gazze ve Ramallah, Filistin: “Bul beni Ramallahlı annelerin, Gazzeli annelerin…”

Şarkıda adı geçen Ramallahlı ve Gazzeli anneler ise Filistinli devrimcilerin bağımsızlık mücadelesine yürekten bir destek niteliğinde. Türkiye’deki devrimcilerin Filistin’deki savaşta tuttukları saf Deniz Gezmiş’ten beri oldukça net. bANDISTA da bu duruşun müzikal destekçisi olarak bize yanı başımızda uzun yıllardır mücadele veren Filistinli yoldaşlarını hatırlatmayı es geçmiyor. Yakın bir coğrafyada, çok yakın bir duyguyu yaşayan Cumartesi Anneleri’ni de Filistinli annelerin acılarına ve öfkelerine ortak ederek Intifada’yı selamlıyor. Ayrıca 2014 tarihli Ki Buradayız Hala albümünde Türkçeleştirerek seslendirdiği Filistin direniş şarkısı “Unadikum” ile de bu bağın derinliğini bir kez daha yineliyor.

Varşova, 1944. Kaynak: World at war Magazine

Varşova, Polonya: “Anne bul beni Varşova Gettosu’nda”

Varşova Gettosu, II.Dünya Savaşı sırasında Yahudilerin toplama kamplarına gönderilmeden önce tecrit edildiği gettolardan yalnızca bir tanesiyken, Ocak 1943’te Yahudileri toplamak amacıyla gettoya giren Nazilerin Yahudi halkının silahlı direnişiyle karşılaşmasıyla tarihi bir direnişin öznesi olur. Dört gün boyunca süren sokak çarpışmaları sonucunda Naziler geri çekilmek zorunda kalırlar, ancak Nisan ayında gettoyu tamamen boşaltmak üzere geri dönerler. Bu ayaklanmanın son şansları olduğunun farkında olan Varşovalı Yahudiler bir ay boyunca pes etmeden çatışmaya devam ederler, ancak Nazilerin bütün gettoyu yakması sonucu direniş sona erer. 13 bin kişinin hayatını kaybettiği bu ayaklanma, tarihe soykırım süreci boyunca Yahudilerin gerçekleştirdiği en büyük ayaklanma olarak geçerken hafızalarımızda ise tarihin en büyük kara lekelerinden birine karşı verilen şanlı bir direniş mücadelesi olarak yer ediyor. Nazizmin karanlığı bANDISTA’dan da dinlediğimiz üzere şekil değiştirerek can almaya devam ederken bu karanlığa karşı Varşova gettoları da Cumartesi Anneleri de özünde aynı güçle duruyor.

Nicola Sacco ve Bartolomeo Vanzetti. Boston, 1923. Kaynak: Boston Public Library

Boston, ABD: “Anne bul beni Nico’nun, Bart’ın İtalyan annelerinin gözlerinde”

Şarkıda Nico ve Bart olarak anılan Nicola Sacco ve Bartolomeo Vanzetti ise 1908’de iş bulmak amacıyla “özgürlükler ülkesi Amerika’ya” göç eden iki İtalyan anarşist işçi. Nico ve Bart, ABD’de çalıştıkları birtakım işlerin yanı sıra anarşist faaliyetlerde yer almayı sürdürürlerken bir ayakkabı fabrikasında işlenen suçun düzmece delillerle üstlerine atılmasıyla beklenmedik bir şekilde ABD tarihindeki en dikkat çekici politik davalardan birinin sanıkları olurlar. 1921’de başlayan ve yaklaşık 7 yıl süren yargı süreci, haklarındaki düzmece delillerin boşa çıkarılmasına rağmen idam kararıyla sonuçlanarak Amerikan yargısının anarşistlere ve göçmenlere karşı uyguladığı kıyım politikasının simgesi hâline geldi. Kararın durdurulması adına başlatılan büyük çaplı imza kampanyaları ve eylemlere rağmen, Nico ve Bart elektrikli sandalyeyle idam edilirler. Arkalarından yazılan yüzlerce şiirin yanı sıra “Here’s To You” şarkısı Joan Baez tarafından, 2011’de yayımlanan Daima albümünde “Selam Size” adıyla Türkçeleştirilen versiyonu da bANDISTA tarafından hala seslendiriliyor.

Tarih seslerini duyduğumuz ya da duyamadığımız, acılarına tanıklık ettiğimiz ya da edemediğimiz, mücadelelerine omuz verebildiğimiz ya da veremediğimiz binlerce direniş örneğiyle Cumartesi Anneleri’nin çocuklarını gözlerinde arayabileceği başka binlerce anneyle daha dolu. Konuşulan dili, bulunulan coğrafyayı ve hatta yaşanılan zaman dilimini aşan o birleştirici gücü tanıyabilmek, dayanışmanın ve direnişin çok büyük bir dayanağı. Direnişler tarihinden aldığı güçle bu mücadeleye omuz vermek isteyenlere düşen görev ise anlatmak, gerek yazıyla gerek müzikle gerekse daha önce hiç düşünülmemiş bir yolla anlatmak.

bANDISTA’nın şarkısı da, önce İspanyolca sonra Türkçe hesap soran iki ayrı annenin sesiyle ve Grup Yorum’un “Oğula Anıt” melodisiyle sona ererek hem geçmişin birikimine hem de diller ve uluslar üstü bir manevi ortaklığa selam duruyor. Esas mesele de bundan önce yaşatılan ya da bundan sonra yaşanacak, yerkürenin her köşesindeki tüm direnişlerin yanında “Benim Annem Cumartesi” diyebilmekte bitiyor.