Çevrimiçi seyir platformlarındaki Türkçe içeriklerin ahvali: “Aynen Aynen”

Aynen Aynen

Sinema dünyasının ağababaları zaman zaman reddetse de üretim ve seyir pratiklerinin çevrimiçi platformların hamleleriyle şekillendiği bir çağda olduğumuzu söylemek herhalde aşırıya kaçmak olmaz. O hâlde Netflix’in ikinci Türkçe içeriği Atiye’nin yayına girmesinin üzerinden bir aya yakın süre geçmiş, aynı platformda Burak Aksak’ın yazdığı ve Selçuk Aydemir’in çektiği yeni bir dizinin yayınlanacağı açıklanmış, BluTV Emin Alper’in yeni dizisi Alef’i ve Behzat Ç. “spin-off”u Saygı’yı duyurmuş, puhuTV ise Gülse Birsel imzalı Jet Sosyete’yi üçüncü sezonunda transfer etmişken çevrimiçi seyir platformlarındaki Türkçe içeriklerin durumunun bir değerlendirmesini yapalım.

Aslında derdim çok basit. İnternet ortamının vaat ettiği özgürlüğün, Türkçe içerik üretenler tarafından yanlış yorumlandığını, bu yüzden de değerli fırsatların kaçtığını düşünüyorum. Bugüne dek çevrimiçi platformlar için üretilen Türkçe içerikler arasından iyi olanlar da vardı[i], kötü olanlar da. Ancak iyi olanlar arasından dahi farklı hikâyeler ve anlatım biçimleriyle denemeler yapanına pek rastlamadık, daha çok konvansiyonel anlatı biçimlerine sıkışıp kaldıklarını, televizyonda karşımıza çıkan muadillerinden farklı bir şey vaat etmediklerini gördük. Örnek vermek istediğim yapım ise yola biraz daha farklı vaatle çıktı. YouTube üzerinden başlayan, sonradan BluTV’ye geçen ve yakın zamanda sezon finali yapan Aynen Aynen‘den bahsediyorum.

Aynen Aynen’in bu bağlamda iyi bir örnek olmasının nedeni, “yeni nesil internet dizisi” ifadesini kullanması, hem internette hem de sosyal medyada tam da bundan dolayı aldığı yoğun övgü. Bu tür bir iddiayla ortaya çıkan dizi, YouTube’da yayınlanmaya başlaması ve bölümlerinin 10 dakikayı bile bulmayan uzunluğuyla aslında başlı başına ilgiyi hak ediyor. Öte yandan diziyi izledikten sonra “sloganvari” bu ifadede kastedilenin gerçek bir yenilik olmadığı, bahsi geçen yeniliğin internette küfür edebilme, görece cinsellik gösterebilme ya da ima edebilme lüksünden fazla bir anlam taşımadığı rahatlıkla görülüyor.

Dizide iki başkarakterden kadının tek derdi evlenmek, ama “asla evlilik peşinde koşan kadınlardan” olmadığını iddia ediyor, erkeğin tek derdi ise seks yapmak, ama sorulduğunda “kim istemez ki şöyle sıcak bir yuva kurmak” gibi ifadeler kullanıyor. Karşılıklı söylenen yalanlardan bir diğeri “kitap okurum” (erkekten kadına), biri de “asla alışveriş yapmam” (kadından erkeğe). Dizinin sahip çıktığı cinsiyetçi kodlara kullanılan eril dil ve gerçekten kötü espri anlayışı eklendiğinde seyircinin elinden de “Yeni nesil internet dizisi böyleyse eskisi ne oluyor?” diye sormaktan fazlası gelmiyor. Sahi, buradaki yenilik nerede? Yoksa içerikte değil de YouTube’un galiz küfürleriyle tanınan, faşist ünlülerinden birinin Türkiye’ye musallat ettiği, mide bulandıracak kadar hızlı o kesmelerde mi?

Mesele elbette cinselliğin ekrandaki görünür olmasıyla değil, görünme biçimiyle ilgili. Cinselliğini rahat yaşayabilen karakterler, Türkiye’nin bugünkü konjonktürü itibarıyla yalnızca internette var olabilirmiş gibi görünüyor. Bu “lüks” de çevrimiçi platformlar için çalışan neredeyse her içerik üreticisi tarafından kullanılıyor. Bu durumda da karşımıza çıkan bir diğer gerçek, bu dizilerle ilgili “cüretkâr sevişme sahnesi”, “olay sahne” gibi ifadeler kullanan basının leşliği oluyor. Öte yandan Aynen Aynen’de böyle bir durum dahi söz konusu değil. Cinselliğin ima edildiği bunca diyaloğa, ya da penisi temsil eden Çavuş gibi karakterlerin varlığına rağmen karşımızda cinselliğini açıkça yaşayamayan, arzusunu dillendirmekten aciz insanlar ve stereotipik temsillerle dolu, ima ettiğinin aksine aslında alabildiğine muhafazakâr bir dizi var[ii].

Peki, Aynen Aynen mizahını alenen cinsiyetçi ana çatışmasından başka nereden kuruyor? Örneğin 3. bölümde uzun süren bir kaka sahnesi var, 1990’larda Farrelly Kardeşler’le ünlenen ve “bathroom humor” (tuvalet komedisi) adı verilen mizah türünü hatırlatıyor. Aradan otuz yıla yakın süre geçmişken bu tür esprilerin hâlâ karşılığı var mı? Evet, YouTube’daki yorumlara bakılırsa varmış.

Dizinin YouTube’da yayınlanmaya başladığından, sonra da BluTV’ye transfer olduğundan bahsetmiştik. Bu elbette ilk defa görülen bir durum değil, örneğin Sıfır Bir dizisinin benzer bir hikâyesi var, yurtdışında da High Maintenance ve Insecure gibi örnekler mevcut[iii]. Öte yandan bu örnekler, televizyondaki anlatım biçimlerini değiştirme potansiyelleri fark edildiği, öncü sayılabilecek formlar kurguladıkları için televizyon kanalları tarafından alındı, Aynen Aynen ve BluTV örneğinde ise “Çok izlenmiş, o zaman alalım,” düşüncesinden öte bir yaklaşım görmek pek de mümkün değil.

Biraz da dizinin yaratıcı ekibine bakalım. Dizinin yönetmenliğini Yunus Ozan Korkut üstleniyor. Korkut’u Benim Varoş Hikâyem (2016) adlı belgeselinden tanıyoruz. Adana’yla özdeşleşen, sosyal medyada iyiden iyiye bir parodiye dönüşen o “yeraltı dünyasını” gözler önüne seren derli toplu bir yapım olarak özetleyebileceğimiz bu mockumentary, aynı zamanda yönetmenine ve beş oyuncusuna “suçu ve suçluyu övmek” gerekçesiyle dava açılmasına neden olmuştu. Yani yönetmen, anlatmak istediği hikâye için devleti karşısına almayı göze almış, hatta dava sürecinde destek görmediğini düşündüğü diğer sinemacılara kızmıştı. Korkut ve oyuncular sonradan beraat etti.

Dizinin senaryosu ise Alper Erze imzasını taşıyor. Erze’nin geçmişte senaryosunu yazdığı filmlere baktığımızda ise karşımıza merkezine Şahin K.’yı alan Günah Keçisi (Cenk Özakıncı, 2011) ve 15 Temmuz’u anlatan Kurtlar Vadisi: Vatan (Serdar Akar, 2017) çıkıyor. Özetle Aynen Aynen, maalesef Benim Varoş Hikâyem’in yönetmeninin vizyonuna değil, Şahin K. ve Kurtlar Vadisi hikâyeleri üreten bir zihnin yaratıcı vizyonuna doğru evrilmiş, komedisini de Erze’nin geçmişte yazdığı ya da katkıda bulunduğu filmlerdekine benzer eril kodların konvansiyonları üzerinden kuruyor. Bu elbette Yunus Ozan Korkut’a yönetmenliğini yaptığı her işte iktidarla mücadele etme mecburiyeti atfeden bir çağrı değil. Ancak onun yaratıcı yolculuğunun böyle devam etmesinin de şahsen talihsiz olduğunu düşünüyorum.

Önümüzdeki dönemde çevrimiçi seyir platformlarındaki en büyük eğilim, tıpkı yurtdışındaki muadillerinde olduğu gibi olabildiğince ünlü ve nüfuzlu ismi buraya çekmek olacak gibi görünüyor. İlerleyen dönemde buraya yapılan yatırımın da, üretilen iş sayısının da artacağını öngörmek zor değil. Yapılan işlerin kalitesinin artması da seyircinin haklı bir beklentisi. Ancak yenilik vaat eden her yapımın cazibesine de kapılmamak gerekiyor. Örneğin Netflix’in Türkçe dizilerindeki oryantalist furyanın sona ermesi büyük temennilerimizden biri, ama yerini neye bırakacağı da bir o kadar önemli. Özetle bütün bu hengâmenin içinde gerçekten “yeni” bir yapımı beklemeye devam ediyoruz. Ya birbirimize “aynen aynen” deyip eski kuralları olduğu gibi devam ettireceğiz, ya da yenilik iddiasında bulunanlardan bunu her anlamda gerçeğe dönüştürmelerini bekleyeceğiz. Çevrimiçi platformlardaki Türkçe içeriklerin kalitesini yükseltmek elbette bu kadar basit değil, ama böyle bir adım hiç de fena olmaz.

Not: Konuyla ilgili fikirlerimin şekillenmesine katkıda bulunan, ayrıca bunları bir yazıya dökmek için beni teşvik eden “hödük” dostum Orçun Can’a teşekkür ederim.


[i] Bazı sorunları olmakla birlikte bugüne dek çevrimiçi platformlarda karşımıza çıkmış en başarılı Türkçe yapımın Bozkır olduğu kanısındayım.

[ii] Bu açıdan iyi bir örnek olarak 7YÜZ’ü, özellikle de “Eşitlik” adlı bölümünü gösterebiliriz diye düşünüyorum.

[iii] High Maintenance Vimeo’da, Insecure ise Awkward Black Girl adıyla YouTube’da yayınlanmaya başladı. İkisi de sonradan HBO’ya transfer oldu.

1 comment
  1. Bu konuda gündemi nereden yakalasam diye düşünürken bu yazı muhteşem oldu. Teşekkürler Can. 6 ayı da ben kapattım. 🙂

Muhabbetimiz daim olsun...

Related Posts
Total
11
Share