Büyümüyor ölü çocuklar

3   +   5   =  

Berkin Elvan 14’ünde vuruldu, 15 yaşında hayatını kaybetti. Yaşasaydı, bugün 16 yaşına girecekti. Büyüyemedi, öldürüldü. Ailesinin suratımıza çarptığı gibi, “büyümüyor ölü çocuklar.”

“Berkin Elvan ölümsüzdür” demek artık yetmiyor. 2013 yazında sokakları dolduran cesaretiniz hâlâ ayaktaysa, daha yüksek sesle itiraf edelim. Madem gelecek uzun sürüyor, utancımızı muska yapıp boynumuza asalım. Ne hayalimizde ne de mücadelemizde Berkin yok. Onu da sembolleştirdik, tükettik ve unuttuk. Üstelik her seferinde “unutmayacağız” diye diye unuttuk. Hesabını soramadık, göstermelik olduğunu bildiğimiz bir soruşturmayla idare ediyoruz, o kadar.

Bırakın Adana’da kafası parçalanan İbrahim Aras’ı, Diyarbakır’da vurulan Abdulkadir Çakmak’ı veya Kobani eylemlerinde ölenleri  hatırlamayı, Gezi‘de katledilen sekiz kişinin adını bir çırpıda saymaktan bile aciz kalıyoruz. Artık yalnız olmadığımızı anlamıştık, birleşmiştik ve hiç unutmayacaktık, öyle mi? Biz Gezi’de yenildik, hem de fena yenildik. Örgütlü filan değildik, bir kıvılcımla ayaklandık, bir polis saldırısıyla savuşturulduk. Parkı korumayı başardık, amenna. Ama isyanımız yarıda kaldı, hatıralarımıza hapsoldu. Çocuklar öldü, öldükleriyle kaldılar. Büyüyemediler.

İktidar sahibine vicdansız filan demekten vazgeçelim. İktidarın vicdana ihtiyacı yok, bizim iktidardan korunacak hukuka ihtiyacımız var. Yüzlerce cinayete ortak olmuş adamlar vicdansız oldukları için değil, hesap vermeyeceklerini bildikleri için geceleri rahat uyuyorlar. Kötülüğe karşı durmak için vicdan yetiyor, ama şeytanın karşısına çıkmak topyekûn bir siyasi kararlılık gerektiriyor. Gelecek hayalimizin aynı olması şart değil, ortak düşmana karşı asgari müştereklerde bile birleşemiyorsak nasıl ayakta kalacağız? Bütün mesele ayan beyan ortada: Devleti hesap vermeye mecbur bırakmadıkça, peşine düştüğümüz hiçbir davada adalet tecelli etmiyor. Devlet çalıp devlet oynuyor.

Dahası, başka seçeneğimiz olmamasına rağmen hayatı savunmuyorsak konuşmanın, dinlemenin, bakmanın, duymanın, dokunmanın, yaşamanın da âlemi yok. Kimse kimsenin hikâyesini dinlemeyince, hatırlamak katledilen çocukların adlarını irili ufaklı korolar halinde telaffuz etmekten ibaret kalıyor. Büyümüyor ölü çocuklar ve dünya hâlâ dönüyorsa Gülsüm Elvan gibi anaların yüzü suyu hürmetine dönüyor.