Büyük Türkiye’nin küçük insanlarının depresyonu

Fotoğraf: AFP.

Türkiye’de bir “ekonomik kriz” olduğu söyleniyor. Zenginin, mal mülk sahibinin, ticaret erbabının altın çağını yaşadığı lakin yoksulun biteviye yoksullaştığı bir kriz. Gelir adaletsizliğinin vahşet sınırlarını deneyimlediği, her günü bir şok dalgası hâlinde zam yağmurlarıyla geçen, absürt fiyatların, uçuk kaçık ürün-değer rezaletinin normalleştirildiği, kitlesel yoksunlukla anılan bir dönem bu.

Haftada altı gün çalışıp, bütün ömrünü üç kuruş maaşa işyerine bağışladığın, güvencesizlikle malul, iş kaybetme riskiyle her an yüz yüze olduğun ya da çalıştığın hâlde kirasını ödeyebileceğin bir ev bulamadığın için memleketine dönmek zorunda kaldığın bir ülke burası. Kent “soylulaştırılırken”, senin en izbe, en mezbele yerlerde dahi başını sokabileceğin bir evin artık yok. İşte Büyük Türkiye’nin küçük insanlarının depresyonu, kâbusu, gerçeği.

Türkiye’de bir siyasal kutuplaşma olduğundan bahsediliyor. Ülkenin yüzde sekseni sağcılaştırılmışken bir garip kamplaşma… Öyle tuhaf bir kamplaşma ki bu taraflardan biri durmadan tacizkârken, öteki sürekli tavizkâr. Öyle bir kamplaşma ki halk adına şu ekonomik çöküntü hâlinde bile kimlikler üzerinden giden düşük yoğunluklu ve muhalefetin kavgayı bu biçimiyle kabul etmeye devam ederse kaybetmeye hep yakın durduğu bir garabet.

Türkiye’de şu sıralarda dillerden düşmeyen, pop’laşmış bir söylem var: “Sınıfsaldır”. Çok hoş, ama ülkede bu tespitin karşılığını verebilen kudretli bir siyasi hareket ve kitlesel bir taban var mı? Maalesef hayır. Sözünü ettiğimiz söylem sosyal medyanın her şeyin içini boşaltan dehlizlerinde kendi görkemli mahiyetinden yoksun durmadan karikatürleşiyor sadece. Maksat eğlence olsun…

Partilemenin, eğlenmenin, şenliğin politize algılandığı ve politik ol(m)anın neredeyse sadece buna sıkıştırıldığı bir tuhaf, lanet bir dünya bu. Gösterme çağının hakikatleri yaşamın her alanına sirayet ediyor. Düşüyoruz ve bunu iliklerimize kadar hissediyoruz.

Burjuvazinin bir bölüğünün sultasından kurtulmak için başka bir burjuva (karma) fraksiyona umutlar bağlanmış durumda sadece. Mezkûr, öteki burjuva fraksiyon da umudu kendi siyasal gücüne, kabiliyetine değil, iktidarın zaafına bağlamış yalnızca: “Gidiyorlar…”

İlginçtir ama bu hikâyeye gerçekten gönülden inanmış olmalılar ki asgari ücrete yapılan zam henüz ceplere yansımadan, tıpkı ülkemizdeki diğer fırsatçılar gibi yapıştırdılar fahiş zamları ulaşım ücretlerine…

Yoksullar için ne kadar da korkunç bir tablo, öyle değil mi? Acı ve acıttığı kadar gerçek. Yoksullara karşı açılmış bir savaş var ama yoksullar ideolojik olarak tamamen silahsızlandırılmış, örgütsüzleştirilmiş vaziyette. Yoksullar iki burjuva fraksiyonun ağzının içine ve yapacağı işe bakıyorlar, o kadar.

“Azıcık aşım, ağrısız başım” diyeceksin, ama aş aslanın midesinde. O aşın aslanın midesine oturmasını sağlayabilecek bir politik bilinç, çeviklik ve hareketlenme de mevcut değil.

Yine de diyebiliriz ki, şu konjonktürde bile ülkede AKP’den ya da rejimden başka durumu ciddiye alan, politika üreten bir odak yok. Bir ara psikolojik üstünlük bir şekilde gerçekten düzen muhalefetine geçmiş olsa da bu ruh hâlinin şimdi yeniden rejimde olduğunu söyleyebiliyoruz.

Bir süredir zaten moral ve etki olarak toparlanma eğilimi gösteren AKP, son zamanlardaki seçim ekonomisi hamleleriyle de üstünlüğünü iyice berkitiyor. Ayrıca siyasal erkin dış politikada karizmasının yıldızını parlatması da oraya kuşkusuz insan çekiyor, çekecek.

Rejim bilindik hilelerinden de vazgeçmiyor. En zorlu gördüğü rakibini elemine etmek için akla hayale sığmaz eylemlerini hızlandırıyor, HDP’yi etkisizleştirmek için el yükseltiyor.

Din, iman, kimlik, vatan, millet ajitasyonuyla yoksulun ağzına çalınan bir parmak bal önemli bir siyasal yatırım işlevi görüyor. Tüm bunları Erdoğan bizatihi kendi gücüyle becermiyor. AKP’nin, rejimin kudreti kendi yetenek ve aklından ziyade muhalefetin beceriksizlik ve basiretsizliklerinden besleniyor. Misal, herhangi bir genel grev dalgasında sallanabilir konumda olan rejim, böyle bir şeyin olabilirliğinin korkusunu, şüphesini dahi duymuyor.

Sokak bizzat muhalefetçe lanetlendi, öcüleştirildi. Buna bir de “gidiyorlar…” efsunu eklenince ölü toprağı halkın üstüne iyice oturmuş oldu. Zaten kendiliğinden gidiyorlar, bu sebeple eylemliliğe, harekete, “maceraya” gerek yok. Sokakta hak aramak provokasyonla aynı anlama geliyor.

Korku ile konfor, ikili bir sıkıştırmayla birbirine kavuşturuldu ve dünyanın en reaksiyonsuz toplumu böylece yaratıldı. Oysa ekonomik krizlerin hiçbir düzeni kendiliğinden götürmeyeceği, ortada örgütlü bir karşı koyuşun olması gerektiği ve bu tip krizlerden derin bir yozlaşmanın çıkma ihtimalinin hep çok yüksek olduğunu söyleyip duruyoruz. Artık bunu söylememize gerek yok, şimdi yaşıyoruz.

Dahası, böylesi çalkalanma ve devinimler eğer hâlihazırda iyi, cesur, iddialı bir alternatif yoksa deneyimlenmiş, bilinen iktidarı güçlendirir. Tabii o iktidar güçlü, örgütlü ve hazırsa böyle olur. AKP’nin de bu durumda olduğunu iyi biliyoruz.

Yani yukarıda ANASOL-M hükümeti yok. Toplumun ve devletin kılcal damarlarına kadar bilfiil işlemiş, örgütlenmiş, tüm bir hayatı (ve muhalefeti bile) kendi dünya görüşüne göre biçimlendirmiş bir iktidar var.

Büyük ve küçük rant müşterekleri var, din ve iman var, kimlik var, “biz” var, aynı hayatları yaşamasa da aynı secdeye eğilen başlar var. Yozlaşma var, korku var, örgütsüzlük, bilinçsizlik var. Yirmi yılda birikmiş yirmi bin olanak var, ne yaptığı, ne vadettiği belli olmayan bir muhalefet var. Yani iktidarın süreç nereye sürüklenirse sürüklensin kendini o cendereden, mengeneden çıkarmaya yarayacak imkânları var, kabiliyeti var, mahareti, şansı var diyoruz. Bunu demek zorundayız, bu bir karamsarlık değil hakikat.

Yoksa bu rejimin yerle bir olmasını en çok isteyenler bu rejimden en çok çekmiş olanlardır. Oturup bunu tartışacak, muhalefete en ufak eleştiride “AKP’lisin yani” diyen yaşam formlarıyla uğraşacak hâlimiz de vaktimiz de yok.

Seçim sürecinin boyunun kısaldığı şu dönemde olası bir yenilgide “hayal kırıklığı” yaşamayacak olan muhalifler rejimin en kararlı, net ve gerçek muhalifleri aynı zamanda. Onların AKP’ye benzemek, AKP gibi olmak gibi bir dertleri, gündemleri yoktur zira.

Muhabbetimiz daim olsun...

Benzer Yazılar
daha fazla

Gerçeğin siyaseti

Kâbusu yaşıyorduk, kıyamete uyandık. Sayılar, bilirkişiler, uzmanlar, haberciler, siyasetçiler ekranda akmaya devam ediyor. Benzeri bir yalnızlık, çaresizlik, terk…
Total
0
Share