Robot olmadığınızı kanıtlayın: 1   +   6   =  

Toplu taşıma İstanbul için büyük bir sorun. Dikilitaş mahallesi de İstanbul’un merkezinde, Beşiktaş’ta, olmasına rağmen toplu taşımada ciddi eksiklikleri olan bir mahalle. Mahallenin fiziksel yerleşimi toplu taşımaya daha fazla önem verilmesini gerektirirken,  yapılmayan seferler, asla vaktinde gelmeyen otobüsler, yapılan şikayetlerin hiç bir sonuç vermemesi ve bu konudaki bilgilendirme/bilgi edinme eksikliği ise sorunu daha da büyütüyor. Peki, bir mahalle sakini bunu fena hâlde kafasına takarsa ne olur?

Dikilitaş Mahallesi, “şehrin göbeği” diye tabir edebileceğimiz bir yerde konumlanmış olmasına rağmen, toplum ulaşım konusunda yaşanan sıkıntılar sebebiyle, konumuyla ilgili bütün avantajlarını kaybetmiş. Mahalleye toplu ulaşım bu iki otobüs hattı ile sağlanıyor. Mahalle fiziksel olarak uzun ve dik bir yokuşun üzerinde konumlandığı için yaya ulaşımı özellikle yaşlılar, engelliler, çocuklar ya da beraberinde yük/eşya taşıyan mahalle sakinleri için tercih edilen bir seçenek değil. Bu iki seçenek dışında ise ulaşım taksiyle ya da özel araçlarla sağlanıyor.

Otobüslerin duraktan geçiş saatlerini ve hat bilgilerini öğrenmek için dört farklı yol kullanmak mümkün. Bunlardan ilki İETT’nin web sitesi, ikincisi yine İETT’nin kısa bir zaman önce çıkardığı akıllı telefon uygulaması, üçüncüsü otobüs duraklarına asılan ve sadece otobüslerin ilk ve son duraklardan kalkış saatlerini gösteren kağıtlar, sonuncusu ise otobüse bindiğinizde otobüs hattıyla ilgili sonraki durak, hattın üzerinde bulunan diğer duraklar ve son durak gibi bilgileri veren ekranlar – ki bu ekranlar bütün otobüslerde bulunmuyor.

Dikilitaştaki toplu taşıma denemelerimin ilk bir haftasında İETT’nin web sitesinde ve duraklara kim tarafından asıldığı belli olmayan kâğıtlarda belirtilen otobüs saatlerinin ve hat bilgilerinin hatalı olduğunu fark ettim. Bunun yerine İETT’nin web sitesinde duyurduğu akıllı telefon uygulamasını indirdim ve kullanmaya başladım. Kısa bir süre içerisinde bu uygulamanın da hatalı olduğu anlaşıldı. Bütün bunların üzerine İETT’ye attığım şikayet e-postalarına iki hafta hiç bir cevap alamadım. O iki hafta içerisinde bu durumu kendi kendime sorun ettiğimi düşünmeye başlamışken otobüs durağında benimle bekleyen diğer insanlarla tanışma fırsatım oldu. Benim tek başına sorun ettiğimi sandığım olayın mahalle ve İETT arasında uzun zamandır var olan bir mesele olduğunu ama insanların bununla uğraşmaktan bıktığını ve  durumu kabullendiğini de anlamış oldum.

Sorunun “normal” şikayet yollarıyla hallolmayacağını anlaşılınca alternatif yollar aramaya başladım. Tam o dönemde evimin önündeki otobüs durağına tahminimce muhtar tarafından asılmış bir kağıt parçası alternatif çözüm yolunu kafamda şekillendirmemi sağladı.

Mahalle sakinlerinin otobüs durağını mesajlaşma panosu olarak kullanmaya meyilli olduğunu gördükten sonra, bu mesajlaşma ve iletişim kurma isteğini tamamen İETT’ye yöneltmek amacıyla, sefer sayıları azaldığı için ortadan kaybolan otobüsleri hedef alan “bu otobüs gördünüz mü?” başlıklı bir kayıp ilanı hazırlayıp durağa astım.

Kayıp ilanının mahalle sakinleri tarafından çok fazla ilgi görmesi üzerine projeyi daha da büyütmeye ve doktora dersimin final projesini bu konu üzerinden yapmaya karar verdim. Böylece “Bu otobüsü gördünüz mü?” adlı blog ortaya çıktı.

Blog, mahalleye sefer yapan otobüslerin sessiz sedasız azaltılıp ortadan kaybolmasını kendine dert edinmiş bir mahalle sakininin otobüslerin peşine düşmesinin hikâyesini anlatarak, yaşadığımız şehre dair önemli bir soruna dikkat çekmeye çalışıyor. Blog üzerinden İETT ile benim aramda geçen yazışmalara, durakta ve mahallede tanıştığım insanların konuya dair yorumlarına, durakta çektiğim fotoğraflara, bütün bu küçük parçaların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan hikâyenin kitabına ve o kitabı tanıtan videoya ulaşılabiliyor. Hikâye hiç bitmediği için blog da güncellenmeye devam ediyor.