“BoJack Horseman”: Yaşamak şakaya gelmez

4   +   4   =  

Geçmişime tutunmaya çalışıyorum
O kadar uzun zaman geçti ki becerebileceğimi sanmıyorum
Sanırım şunu anlaman için çabalayacağım
Ben bir insandan çok atım, ya da attan çok insanım

Bu sıralar ne düşünüyorsunuz? Herhalde en yaygın his belirsizliğin, size ya da yakınlarınıza bir şey olabilir düşüncesinin getirdiği endişe. Belki de ölüm korkusu. Konunun uzmanı değilim, ama böyle düşünmek oldukça doğal olsa gerek. Politik ve sosyal güvencesizliğimizi ölümle bağdaştırıyoruz, bu da son derece makul. Peki bu kargaşanın içinde yaşamaya dair düşünen var mı? Ya her şey olup biterse ve yaşamaya devam edersek? Ya “normale” dönersek? Ya dayatılan yeni normalleri de hiçbir şey olmamış gibi kabullenirsek? Bu sıralar aklımda en çok bu sorular geziniyor. Buna da bir animasyon dizisi neden oldu. Biraz BoJack Horseman’dan bahsetmek istiyorum.

BoJack Horseman’ın final sezonu iki ayrı parça hâlinde yayınlandı. İkinci kısmı özellikle saklamıştım, karantinanın ikinci gününde izledim. Altı sezon devam eden diziyle ilgili bugüne dek bir şey yazmadım, açıkçası hakkını verememekten korktum. Yazmaya cesaret etmek de karantinanın 26. gününe kısmetmiş.

Absürdü benimsemek mi, yoksa eylemlerin sonuçlarıyla yaşamaya devam etmek mi? Dizinin esasen bu ikilem etrafında şekillendiğini söyleyebiliriz. Bu iki ucu adlandırmak için bölüm sonlarında çalan şarkıya referansla “bir insandan çok at olmak” ve “bir attan çok insan olmak” ifadelerini de kullanabiliriz. Bir insandan çok at olmak, yani insana özgü birtakım duygu ve düşüncelerin bir ata atfedilmesinin tuhaflığı, ya da attan çok insan olmak, yani bir atın en insani yanlarımızı, evrenle ilgili soruların en rafine hâlini göstermekte bu kadar mahir olması.

Wisecrack adlı YouTube kanalı, BoJack Horseman’ın 4. sezonunun ardından yayınladığı videoda dizinin o zamana kadar yansıttığı felsefenin adını Albert Camus’ye referansla layıkıyla koyuyor. Dünya tuhaf bir yer, bu tuhaflığın farkında olabilirsiniz ya da olmayabilirsiniz. Farkında olanlar da ya bunu benimser ya da böyle bir dünyada barınamamanın acısını çeker. O zamana kadar gördüğümüz BoJack, ikinci seçeneğin tipik bir örneği. Dizi evrenindeki diğer karakterler ise ne Camus’nün ne de videonun değindiği dördüncü bir opsiyonun varlığına işaret ediyor. Onlar tuhaflığı, farkında olmaksızın benimsiyor, dünyanın “bir insandan çok at” örnekleriyle dolu olmasından memnun görünüyorlar. Örneğin Vincent Adultman’ın aslında üst üste binmiş üç çocuk olduğunu önemseyen tek karakter BoJack. Başka kimse bu durumun farkında değil gibi, ya da en azından bunu dert etmiyor. Eh, belki de haklılar. Belki de hayvanlar âleminin bin bir türlü canlısının ayaklanıp gezindiği evrende üst üste çıkan üç çocuk da bir yetişkine karşılık gelebilir. Soyadı bile Yetişkinadam, daha ne olsun? Belki de doğru olan, her tür tuhaflığı benimsemek.

Nitekim bu evrenin bazı kuralları da buna hizmet ediyor. Dizinin prensiplerinden biri bölüm sonlarında her şeyin başa dönmemesi. Ev dağılırsa yeni bölümün başında toplanmış hâlde görmüyoruz, dağınık kalmaya devam ediyor. Örneğin meşhur Hollywood tabelasının sonundaki d harfi çalındığında, endüstrinin adı Hollywoo’ya dönüşüyor ve Hollywoo adı herkes tarafından benimseniyor. Burada elbette eğlence sektörünün geçiciliğine, içindekilerin “salaklığına” dair birtakım göndermeler mevcut. Ama verilen esas mesaj daha önemli. Her eylemin bir sonucu var, kabullenen de kabullenemeyen de bununla yaşamak zorunda. Bunu unutmayalım, birazdan döneceğiz.

Dizinin ilk sezonuyla birlikte açıklanan bu kurallar, farklı örneklerle zaman zaman hatırlatılıyor. Bize sürekli bildiğimiz masal formüllerinin burada işlemediği anlatılıyor, beklentilerimizin karşılandığı anlar hemen ardından gelen şakalarla kırılıyor. BoJack’e “derinde bir yerlerde iyi kalpli olmak” diye bir şeyin olmadığı söyleniyor örneğin, neysen osun. Başına gelenlerden, yaptıklarından sen sorumlusun, ailen, çevren, kötü alışkanlıkların değil. Zaten dizinin ne denli sertleşebileceğini gösteren ilk bölümlerden biri, BoJack’in “Biliyorum bazen bencil ya da narsist olabiliyorum, kendime zarar verebiliyorum, ama derinlerde bir yerde iyi biri olduğumu bana söylemene ihtiyacım var,” çağrısının yanıtsız kalması. Tamamı denizin altında geçen bölümde en somut hâliyle gördüğümüz iletişimsizliğin getirdiği kuvvetli duygusallık, BoJack’in giydiği başlığın megafonu olduğunu keşfetmesiyle sonlanıyor. Belki de tuhaflığı benimseyebilenler, daha rahat iletişim kuruyor. Annesinin cenazesinde geçen bölümün tamamını kapsayan bir tirat atan BoJack, sonunda tüm konuşmayı başka birine yaptığını fark ediyor. Belki de asıl tuhaflık, annesi öldüğü için hak ettiği bedava churro’yu sorgulamak. Bütün bunlar BoJack Horseman’ın şaka dinamiklerini de özetliyor. Bunlar seyirciye yapılan birer “izlediğiniz karakter, insandan çok at” hatırlatması. Dizideki en sert yüzleşmeler de bu tür “insandan çok at” anlarıyla sonlanıyor.

Dizinin en temel felsefelerinden bir diğerini de yaşamaya devam etmek mecburiyeti olarak özetleyebiliriz. Bunlar da dizinin “attan çok insan” anlarına karşılık geliyor. BoJack’in 2. sezonun finalinde gördüğü, ona “yokuş yukarı koşmakla” ilgili tavsiye verirken “Her gün biraz daha kolaylaşıyor. Fakat her gün yapmalısın, zorluğu burada,” diyen babun[i] ya da 3. sezonun sonundaki depar atan atlar buna işaret ediyor. Dizinin belki de en “attan çok insan” ânı da bu koşan atlar görüntüsü. Aslında buradaki ironi de başlı başına bir “insandan çok at” şakası olabilir. Yine de dizinin kuvveti, biraz da ciddiyetinden, tüm o şakaların arasına serpiştiği “yaşamak şakaya gelmez” mesajından geliyor.

Bütün bu mesajlara rağmen seyirci olarak seyirciliğimizi yapıyor ve son sezon boyunca masallara layık sonu beklemeyi sürdürüyoruz. Eski arkadaşı Charlotte’ın kızı Penny’yle yaşadıklarını ya da Sarah Lynn’in ölümündeki sorumluluğunu bir kenara bırakmış gibi görünen BoJack, final sezonu geldiğinde ilk defa hayatını yoluna koymak için bazı adımlar atmaya yaklaşıyor. Alkol ve uyuşturucu bağımlılığı için rehabilitasyona gidiyor, bir okulda hocalık yapmaya başlıyor. Bir süre her şeyi yoluna koyabileceğini düşünüyoruz. Tam da burada dizi bize ve ana karakterine en temel kuralıyla vuruyor. Eylemlerin sonuçları olur, bunu nasıl unutabildik? Bütün bu “dağınıklık”, elbette gizli kalmayacak.

Güçlü temsilleriyle övgüyü hak eden dizi, #metoo çağına dair bazı ikiyüzlülükleri de sorgularken BoJack’e hak ettiğini veriyor. Televizyondaki diğer anti-kahraman hikâyelerinde görmeye alışkın olduğumuz gibi karakteri mitleştirecek bir ölüm sunmuyor, onu eylemlerinin sonucuyla yaşamak zorunda bırakıyor. Sondan bir önceki bölümde BoJack ölümle barışmış gibi göründüğünde eski en yakın arkadaşı Herb Kazzaz’ın dediği gibi “Öteki taraf filan yok, bu kadar işte.” Bunu ölümden sonra yaşam fikrini kestirip atan nihilist bir mesaj olarak da okuyabiliriz, ama burada söylenmek istenen, esas meselenin yaşamak olması. Bildiğin kadarıyla tek taraf var ve oradasın işte, daha derinlerde bir şey yok.

Son bölümde BoJack’in diğer karakterlerle teker teker vedalaştığını görüyoruz. Todd’un “Hokey Pokey” adlı çocuk şarkısının muhteşem bir okumasıyla[ii] ona “esas mesele kendini değiştirmeye devam etmek” mesajını vermesine, Princess Carolyn’in onun menajeri olmayı zarifçe reddederek hayatından çıkmasına, Diane’in onunla bir daha görüşmeyeceğini ima etmesine şahit oluyoruz. BoJack’in kardeşi Hollyhock’la vedalaşma şansına kavuştuğunu ise görmüyoruz. O denli masalvari bir sona izin yok. Dizinin Diane aracılığıyla bıraktığı son bilgelik kırıntısı da “Hayat boktandır, sonra da ölürsün,” lafını “Hayat boktandır, sonra da yaşarsın”a çevirmek oluyor. Ölmekten öyle korkuyoruz ki yaşamanın ciddiyetini, “normale” dönmenin korkutuculuğunu gözden kaçırıyoruz. Dünyada bir sürü berbat şey olur, ardından belki ölürüz. Ama belki de yaşarız, o zaman ne yapacağız?

BoJack altı sezon sonunda bizim hayatımızdan çıktı. Dizi anti-kahramanını ne ödüllendirdi ne de cezalandırdı, basitçe hayatına devam etmesine izin verdi. Sonuçta BoJack’in insandan çok at olması, ya da attan çok insan olması önemli değil. Dünya zaten tuhaf bir yer, o da yalnızca yaşamaya devam ediyor. Absürdü benimseyip geçmeyi reddeden hepimiz gibi.


[i]“Babunların/mandrillerin bâtıni bilgeliği: BoJack Horseman’daki koşan babun ve Aslan Kral’daki Rafiki örneği” başlıklı yazımı academia.edu‘da okuyabilirsiniz.

[ii]Dizinin karakterlerine yaptırdığı bu tür basit ve alelade görünen okumalarla seyircisinin kafasına sertçe vurmak konusundaki başarısı başlı başına yazı konusu olmalı. “Aile olmak Becker izlemek gibi,” lafı zihinlerde çınlasın.



sayın okur, gönüllü yayıncılığın velinimetlere ihtiyacı olacağını biliyorduk. yazılarımızı okuduğunuz, beğendiğiniz, paylaştığınız için müteşekkiriz. vesaire için maddi destek de sunmak isterseniz, ziyadesiyle minnettar olacağız.