Robot olmadığınızı kanıtlayın: 3   +   4   =  

Tiyatro YanEtki tarafından sahnelenen ve sezonun yeni oyunlarından biri olan Medet, insanın suratına tokat gibi çarpan sert bir oyun. Daha önce metinlerini okuma fırsatını bulduğum genç kuşak yazarlardan Deniz Madanoğlu‘nun ismini duymak beni daha baştan heyecanlandırdı. Oyunun yaratıcı afişi, harikulade oyuncu kadrosu ve merak uyandıran ismi bir yana, Madanoğlu’nun daha önce Poz oyununu izlemiş bir takipçisi olarak yüksek beklentiyle yerleştim koltuğa.

1999’da Gölcük Depremi’nin olduğu gün bir felaketle yolları ayrılan iki âşık, Durukan ve Çiçek yıllar sonra yeniden bir araya gelir. Ancak bu planlanmış bir buluşma değildir. Durukan heyecanla muayenehanesinde Çiçek’i beklerken kadının ona arzuyla yaklaşacağından emindir. Ancak Çiçek hiç de hayal ettiği gibi dönmez. Evlenmiş, tesettüre girmiş ve umutlarını çoktan yitirmiştir. İstemediği bir çocuğa hamile kalmıştır ve yasal süresi geçmiş olmasına rağmen bu çocuğu aldırmak istemektedir ve ona yalnız Durukan yardım edebilir. Mesleği ile vicdanı arasında kalan adamın karar verme sürecinde yaşadıkları geçmişle bir hesaplaşmaya dönüşür. Kadın çözüldükçe, adam da gerçeklerle yüzleşir. Dinledikçe utanır.

Medet, bir kadının ergenliğinden yetişkinliğine kadar yalnız kadın olduğu için karşılaştığı sorunları doğrudan, hikâyenin etrafında dolaşmadan veya izleyicinin gözlerine sokmadan dile getiriyor. İncelikle işlenmiş, zekice gizlenmiş metaforların tadına doyamayacağınız oyun kuvvetli bir toplumsal eleştiri sunuyor.

Oyun, aynı dekorda farklı zaman dilimlerinde geçiyor. Farklı zamanlar arasındaki geçişlerin ve geriye dönüşlerin bir yabancılaşmaya neden olmadan kendiliğinden akması elbette rejinin mahareti. Yönetmen Serkan Üstüner, üzerine iyice düşünülmüş bir sahne düzenlemesiyle hikâyeye farklı katmanlar kazandırıyor. Hikâyedeki her artçı duyguyu deprem sonrasındaki artçı sallantılar ile eşleştiren titrek duvar ışıkları da zaman geçişlerine ayraç koyuyor. Oyunun ışık tasarımı ise Ulaş Yatkın‘a ait.

Oyuncu kadrosu da hayli sağlam. Melike Günerin Çiçek’i bu kadar içselleştirmesi ve duygu geçişlerindeki ustalığı son derece etkileyici. Karnınızda bir yumruk, boğazınızda bir yumruyla bırakıyor sizi koltukta. Faruk Barman ise Melike Güner’e göre daha sessiz ve ifadesiz bir oyun sürdürüyor. Bu zıtlığın da izleyicinin oyundan aldığı tadını artırdığını düşünüyorum. Çiçek ve Durukan’ın 17 yaşlarına döndüklerinde yaşadıkları bir sahne var ki Barman’ın performansı inanılmaz. Sinem Reyhan Kıroğlu‘nu çok görmesek de oynadığı karakter Songül’ün oyundaki önemi büyük. Çiçek’in gençliğini, masumiyetini ve özgürlük arzusunu temsil eden bu karakteri başta görmeye gerek yokmuş gibi düşünsek de oyun ilerledikçe bu ihtiyacın sebebini anlaşılıyor.

Medet, özellikle kendi gerçekleriyle yüzleşmekten kaçan izleyiciler için bire bir.  Merak edenler oyunun programını Tiyatro YanEtki’nin Facebook sayfasından takip edebilir.