Ben neden böyleyim’den ben de böyleyim’e: İş hayatında içedönük kadın olmak

İllüstrasyon: Kristine Onarheim.

Türkiye’de kadınların erkeklere oranla yüzde kaçının yöneticilik pozisyonlarına erişebildiği, renkli şemalarla her yıl açıklanıyor. Bu şemalarda yıllar ve oranlar değişse de değişmeyen şey iki renk arasındaki uçurum. Rengin temsil ettiği cinsiyete göz ucuyla bakmadan, yüzde seksenlerin üzerinde seyredenin ”erkek”, yüzde yirmilere yeni ulaşanın ”kadın” olduğunu biliyoruz. İçimizden hayret çığlıkları da atmıyoruz. Belki sessiz bir öfke kabarması… Toplumsal cinsiyetin kadına yüklediği roller, teoride olmasa da pratikte “erkek işi-kadın işi” ayrımı, yöneticiliğin pek çok yerde belli ki hâlâ erkeklerin kotarabileceği bir iş, yöneticilerin de “iş bitirici, otoriter, maskülen” olması gerekliliği önkabulü gibi aşina olduğumuz nedenleri hızla gözden geçiriyoruz.

TÜİK Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri, 2010-2018

İstatistikler, kadınların iş hayatında erkeklere kıyasla yaşadığı bu dezavantajı anlatmakta eksik kalıyor. İşe girmek ve yükselebilmek için olmadığı biri gibi davranmak zorunda kalan, topluluk önündeki sunumlarda elleri titreyen, kalbi hızla çarpan, kendini dışadönükler için tasarlanmış iş ortamlarında değersiz ve başarısız hisseden kadınların hikâyesini atlıyoruz.

Dünyada içedönüklüğün başucu kitabı hâline gelmiş, Türkçeye Sakinler de Kazanır ismiyle çevrilmiş kitabında Susan Cain, ABD toplumunun en az üçte birinin içedönük yapıda olduğunu söylüyor. Siz değilseniz bile eşiniz, çocuğunuz ya da arkadaşınız içedönük olabilir. Türkiye’de toplumun yüzde kaçının içedönük karakter özelliği taşıdığına dair yapılmış herhangi bir çalışmaya rastlamadım.

TDK’ye göre içedönük, “Çevresiyle iletişim kurmada güçlük çeken, içine kapalı, sosyal ilişkileri zayıf olan kimse.” Uzun yıllar ben de TDK gibi düşündüm. Benim gibi, çevremde sessiz-sakin, az arkadaşlı insanlar gözlemledikçe, içten içe onları “sosyal ilişkileri zayıf olan kimse” olarak gördüm, sayımızın az olduğuna inandım. Zamanla anladım ki sosyal ilişkileri zayıf olan bu meçhul kimse, aslında enerjisini içeriden alan, az ama derinlikli ilişki tercih eden, sosyalleştikten sonra bir müddet içine dönüp şarj olması gereken insanmış. Ortada herhangi bir zayıflık olmadığı gibi, zengin bir iç dünyası, bol empati yeteneği varmış. Sırf iletişim, sosyalleşme ve kendini ifade etme tarzı farklı diye, bu “kimse”yi anlatırken güçlük çeken, zayıf ve kapalı anlatım tarzına başvurmak haksızlıkmış.

İllüstrasyon: Kristine Onarheim.

Aydan, bir otomotiv firmasında ürün müdürü olarak çalışıyor. İşinde yükselmeyi hedefleyen içedönük bir kadın. Şule, İnsan Kaynakları Direktörü, yıllarca yönetici pozisyonlarında çalışmış, hâlâ öyle. Elif, uzman klinik psikolog, son beş yıldır bir vakıf üniversitesinde çalışıyor. İçedönüklüğün ne demek olduğunu onlara sordum. Çocukken nasıl hissettiler, içedönüklük saklanması gereken bir şey mi? Bir insan kaynakları yöneticisi, iş hayatında içedönüklük meselesine nasıl bakar? İşi almak ve yükselmek için rol yapmak gerekir mi?

Niye böyleyim?

Aydan içedönük olduğunu fark edeli en fazla bir yıl olmuş. Bu keşfin içini rahatlattığını, kendisini daha değerli hissetmesini sağladığını söylüyor. Çocukken diğerleri gibi olmadığına dair aldığı eleştiriler onda baskı oluştururmuş. Özellikle “diğer” çocukların daha fazla dikkat çekip sempatik bulunduğunu fark ettiği anlarda, ben neden böyleyim sorusu aklına takılırmış.

Elif, bu sorgulamanın çocukta, onaylanmak ve takdir görmek için keyif almadığı aktivitelere kendini zorlaması olarak ortaya çıkacağını söylüyor. O da içedönüklük-dışadönüklük spektrumunda dönem dönem bir taraftan diğerine yaklaşan bir içedönük. Çocukken kendi kendine vakit geçirmekten hoşlandığını, yirmili yaşların başında sosyalleştiğini, sonra yeniden içedönük karakter özelliklerinin ağır bastığını anlatıyor.

Niye böyleyim sorusunun tek bir cevabı yok. Bilim bunu genetik, çevresel ve sosyal faktörler şeklinde çeşitlendirerek açıklıyor. Bu soruyu eskisine nazaran daha az seviyoruz. Onun yerine, “Neden böyle olmayayım?” ya da “Böyle olmanın neresi kötü?” diye sormaya cesaretleniyoruz.

İş hayatında rol yapmak zorunda mıyız?

Dr. Sylvia Loehken İçedönüklerin Sessiz Gücü kitabında, içedönüklerin sahip oldugu tedbir, öze inme, konsantrasyon, dinleme, kararlılık, yazma ve empati gibi belirgin güçlü yönlerinin, üzerine çalıştıklarında onları iyi bir konuşmacıya dönüştürebileceğini savunuyor. Loehken’e göre, eğer yapabiliyorsa ve kendi sınırlarını aşmayacağını düşünüyorsa, içedönük bir kişinin dışadönük davranmasında sakınca yok.

Aydan iş görüşmelerinde, işi alabilmek için içedönüklüğünü saklamaya gayret etmemiş, ancak dışadönük taraflarını öne çıkarmış.

Şule, içedönük bir adayın iş görüşmesinde kolay kolay dışadönük rolü yapamayacağını, yapsa bile bir süre sonra bir yerden açık vereceğini düşünüyor. Aydan aynı görüşte değil. Ona göre iş ortamında pek çok kişi kendisine dışadönük görünümü veriyor.

Çoğumuzun CV’sinde hep arzuladığımız ama gerçekleştirmeye vakit bulamadığımız hobiler, dil kursları, bir kere gidilip bırakılmış topluluklar var. Belki her ne kadar gerçekleştirememişsek de özgeçmişimize yazmaya layık gördüğümüz o hobinin bizi yansıttığını, söylemek istediklerimizi iyi ifade ettiğini düşünüyoruz. Kimi zaman da ”bu işi olduğum kişi olarak iyi yapabileceğime inanıyorum, ancak onların kafasındaki kriterlere uymam gerek” hissi oluşuyor. Bu kriterler de çoğunlukla (içedönükler için biçilmiş kaftan görülen meslekleri saymazsak) sosyal, kendini iyi ifade edebilen, bin bir türlü eğitim ve aktivite ile hem iş donanımını geliştirmiş hem de sosyalliğini kanıtlamış olmak… Bu durumda bir içedönüğün kendini eksik hissetmesi ve yapabileceğine inandığı bir işi genel geçer kalıplara kurban etmemek için bilinçli ya da bilinçsiz rol yapma eğiliminde olması doğal görünüyor.

İş hayatında içedönüklük konusu yok sayılıyor

Amaca ulaşana kadar rol yapmak mübah diyelim, peki ya sonrası? Dr. Sylvia Loehken’in bahsettiği gibi sınırlarımızı aşırı zorlamıyorsa ve yapabiliyorsak, dışadönük yönlerimizi vurgulamaya devam etmeli miyiz? Bu durum, dışadönüklere göre tasarlanmış iş hayatının yazılı olmayan kurallarını desteklemeye, yeniden üretmeye yol açmaz mı?

Aydan’a daha da yükselebilmek için dışadönük gibi davranmaya devam edip edemeyeceğini soruyorum, evet, yapabilirim diyor. Peki, tercih eder misin? Cevabı hayır: ”Biz rahatsız olduğumuz şartlara uyum sağlamamalıyız, iş yerleri bizim ihtiyaçlarımızı gözetmeli ve anlamalı.” Yine de çoğumuzda olduğu gibi onda da her şeyin şıp diye değişmeyeceğine dair yerleşmiş bir inanç var. Bu sistem böyle devam edecek diye düşünüyor. İş hayatı ve içedönüklük konusunun neredeyse hiç konuşulmaması, bilinmemesi, bilinse de önemsenmemesi iş hayatındaki içedönükleri yalnızlığa itiyor. Bir elin nesi, iki elin sesi lafı boşuna değil.

İllüstrasyon: Kristine Onarheim.

Susan Cain ünlü kitabında, iş hayatında dönüşüm yaratmak için dev egolu kişiliklere değil, kendi egoları yerine yönettikleri kurumlara odaklanan liderlere ihtiyaç olduğunu söyler. Aydan’a sence iyi bir lider nasıl olmalı diye soruyorum. Birçok güzel özellik sıralıyor. En çok hoşuma gideni insanların bir liderin fikirlerine kendi kendine ikna olması gerektiğinin altını çizmesi. Zorlama, tepeden bakma, özgüveni ve unvanıyla ezmek yok. Öyle olsa zaten lider demezdik. Belki sadece yönetici derdik. Şule bu ayrıma dikkat çekerek, herkes lider olmalı mı diye soruyor. Ona göre yöneticilik bir şekilde erişilebilecek bir unvan, ama liderlik bambaşka.

Yine de iş hayatında ipleri elinde tutan, karar verici statüsünde olan kişilerin çoğunun, kendini lider olarak ifade edenler de dahil, kendinden ara sıra şüphe ettiğini, kısık sesle konuştuğunu, yapmacıksız bir mütevazılık sergilediğini göremiyoruz. Özgüvenini kanıtlayan yüksek bir ses tonu, konuşma ve yazışma tarzında netlik ve buyurganlıkla güce dair bildiğimiz her şeyi temsil ediyorlar. Teoride yalnızca dışadönüklere ait olmayan liderlik, pratikte iş hayatının yerleşik kabullerinden ötürü o sınırlarda yüzüyor gibi görünüyor.

Aydan her ne kadar içedönüklüğün iyi bir lider olmak için biçilmiş kaftan olduğunu düşünse de iş hayatının gerçekleriyle örtüşmediğinin farkında. Yükselebilmek için yaptığın işi satmalı, yapmadıklarını da yapmış gibi göstermelisin diyor. İlk defa duyduğumuz cümleler değil. Yine de bu kabul canımızı yakıyor. Yeri geldiğinde insanları terslemeye hazır olmalı mıyız?

Dışadönük olsaydım daha başarılı olur muydum?

İş hayatında malum cam tavan yolumuzu tıkıyor. İçedönük kadınlar için bu durum ikiye katlanıyor. Hem kadın olmanın getirdiği önyargılar ve zorluklar hem de dışadönüklere hitap eden bir dünyanın parçası olmaya çabalayıp durmak…

Peki, ne yapmalı? Kuralları olduğu gibi kabullenip başarılı olabilmek için olmadığımız biri gibi davranmaya devam mı etmeli? Bir içedönük kadın ya finansçı, bilgi işlemci, yazar ya da herhangi başka bir “içedönük meslek”e ait görmüyorsa kendini? Kendi iletişim tarzıyla kabul görmek, açık ofislerin gürültüsüne, ekip toplantılarının ve beyin fırtınalarının yoruculuğuna hayır diyebilmek istiyorsa? Farklılılara saygı duyulan bir iş yerinde farklılıklara saygı duyan bir lider olma hayalindeyse? Bu hayali rafa mı kaldırmalı?

Elif bu sorunun cevabını, ”İçedönüklerin yöntemi farklı olabilir,” diyerek veriyor. Yine de bu yalnız mücadeleyi sürdürebilmek, dışadönüklük baz alınarak tasarlanmış bir sistemin karşısında sarsılmadan durabilmek zor.

Oysa Google’da yaptığımız her Türkçe aramada iş hayatında içedönükleri destekleyen en az birkaç içeriğe rastlasaydık, sosyal medyada tartışılsaydı, Aydan’ın dediği gibi çoğu kişi yine kendini dışadönük gösterme ihtiyacı hisseder miydi? Yoksa ben de böyleyim diyebilmek daha kolay mı olurdu?

Ben de böyleyim

Çocukken sorduğumuz “Ben neden böyleyim?” sorusu, kendimizi ve içedönüklüğümüzü keşfettikçe gurur dolu bir “Ben de böyleyim” kanısına dönüşüyor: Ben de böyleyim, insanları dinlemekte, onların hissettiklerini anlamakta iyiyim. Yalnızlığımdan ve tek başıma çalışmaktan zevk almayı biliyor, konsantrasyonumu kolay kolay kaybetmiyorum. Etrafımın insan dolu olmaması, her toplantıda kendini en iyi ifade eden kişi olmamam iyi fikirlerim olmadığı anlamına gelmiyor. Ben de böyleyim, kendi yöntemlerimle kabul edilmek, kendimi en iyi hissettiğim şekilde ifade edebilme hakkımın olmasını istiyorum. Ben de böyleyim, belki iş hayatının sabit kurallarına uyum sağlamak için değişmesi gereken ben değilimdir. Belki beni değişmeye zorlayan sistemin bir yerleri hasarlıdır ve asıl tamir edilmesi gereken o hasarlı yerlerdir.


Kaktüs projesi, iş hayatındaki dışadönük kurallarla epey hırpalanmış iki içedönük kadın tarafından, konuyu toplumda ve özellikle kadınlar arasında tartışmaya açmak üzere tasarlandı.

Muhabbetimiz daim olsun...

BENZER YAZILAR
daha fazla

Z kuşağının derdi nedir?

“Başlangıcı 90’ların neresinden alıyoruz?”, “Teknolojinin içine doğdular tabii”, “Hepimizden daha zekiler, ama tembeller işte!” gibi onlarca klişe alıntıyla…
daha fazla

Otomobilin toplumsal ideolojisi

Arabaların en berbat yanı deniz kıyısındaki şatolara veya villalara benzemeleri: Yalnızca çok zengin bir azınlığın keyfi için icat…
Total
16
Share