Altın limonların vitamini: Die Goldenen Zitronen

6   +   10   =  

Almanya’da punk yer tabakasının altındaki bir gayzer gibi patlama yaptığında takvimler 1990’ları gösteriyordu. Tabii Almanya’da doğan her şeyde olduğu gibi, dünya ona fazla Fransız kaldı. Alman punk’ı kendi akıbetini belirledi ve gözlerini yumdu. ABD’deki çağdaşlarının aksine asla küresel bir bilinilirliğe ulaşamadı. Soğuk Savaş sonrasının tek kutuplu hegemonyasına dolaylı da olsa destek olmadı. Peki, o günlerden günümüze sokaklarda yatan evsizlerden başka kalan şey nedir?

Alman punk gruplarının çoğu ikinci kuşak (fahri diye okunur) 68’in ideallerini sürdürüyorlardı. Gorbaçov dönemi ve ardından gelen Doğu Almanya’nın (ki kendine özgü punk grupları olduğu bilinir) çözülüşünün akabinde kendi müziklerini icra ettiler. Gerçek sosyalizme dair şüpheci yaklaşımları da bu tecrübenin mirasıydı.

Diğer Alman punk grupları gibi Die Goldenen Zitronen de dönemine özgü ağır politik tonu müziğine taşıyordu. Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesi sancısız ve tepkisiz olmayacaktı. Ulusal meseleler, tüketim kültürü, anti-fa gibi konular bu grubun şarkılarında kendilerine yer buluyordu. Sanki birileri birleşmeyle beraber üretilmesi gereken muhalefeti de bir saat gibi kuruyordu.

Die Goldenen Zitronen grubunun kimi kliplerinde masraftan kaçındığı da söylenemez. Sözleriyle beraber ele alacağım “Flimmern” isimli parça, kendi ürettikleri nesnelere yabancılaşan ve bu nesneleri paramparça eden beyaz ve mavi yakalı işçilerin görüntülerini içeriyordu. Bu “juvenilé” sayılabilecek durum aslında dönemin koşullarıyla değerlendirildiğinde, belirli bir yönteme denk düşüyordu: Muhalefette doğrudanlık ve sadelik.

Bu politik amaçlar için belirli estetik araçlara da ihtiyaç vardı. Bu Die Goldenen Zitronen’in politikaya müziğini alet ettiği anlamına gelmiyor tabii. Grup, savaş öncesinin sanatsal avangardları arasında köklerini bulan 68 kuşağının izinden giderek, bu ikisini aynı potada eritebilecekleri bir çeşit “güveç” arıyordu. Ararken Can’in rock altyapısını, punk’ı, Dadaist şiiri ve dışavurumcu kompozisyonu keşfettiler. Müziklerinin Schoenberg besteleriyle bağı daha sonraları açık bir biçimde artacak olsa da, bestecinin de aradığı tekinsiz etki Die Goldenen Zitronen şarkılarında başından beri vardı. Grup, Nazizm’den ve onun Almanlara sürdüğü kara lekeden nefret ediyordu. “Das Bisschen Totschlag”ın (Azıcık Katliam) sözlerine bir göz atalım.

Azıcık katliam bizi hemencecik öldürmez
Buradaki delikler peynirdekilere benzemez, dedi kocam
Azıcık rahat ol, ihtiyar, çok daha kötülerini de gördük
Eski buhar gemisi öyle kolaycana batmaz.

Sözlerdeki eski buhar gemisi, elbette Almanya. Bu, aslında Michel Foucault’nun yükselişini tespit ettiği denetim toplumuna karşı Almanya muhalefetinin 1980’li yıllarda kuşandığı estetik bir mevzi. Sovyetler’in dağılışına denk geldiği için de tepkisel dozu yüksek ve bu yüzden kuvvetli. Aynı zamanda da özüne sadık bir biçimde bireysel bir karşı duruşu söze döküyor.

Bireyselliğin dışavurulduğu video kliplerinden biri olan “Flimmern”a bakarsak, günümüzde kaynak kıtlığı çeken ve yoksulluğu öven iktidarların bulunduğu ülkelerde bilgisayar, buzdolabı, televizyon gibi nesnelerin parçalanması çoğu zaman lüksün kendisidir. Ama bu nesneler üzerinden kurulan tüketim ideolojisi ve iktidar ilişkileri herkes için aşikar olsa gerek. “Flimmern”ın sözleri talep edilen düzgün ve kontrollü hayat tarzının tarifiyle başlıyor. Ardından politik müziğin çoğu örneğinde olduğu gibi gösteri kültürüne dair eleştirilere değiniliyor. “Podyum? Çoktan affedildi. Neyse ki hala dansçılarımız ve abur cubur makinelerimiz var.” Günümüze naif bir şekilde taşınan bu ifade, aslında dönemin koşullarıyla düşünüldüğünde bugüne kadar gelen bir akıntıyı da bize getiriyor: Eylemde ve söylemde birlik.

Ancak asıl kıyamet, bunun arzu edilen bir hayat tarzı olarak dünyaya pazarlanması meselesinde kopuyor, çünkü bu cümleler grubun Leninist görüşlerinin bir özeti sayılabilir: “Naziler neden hala Almanya’dalar? Çünkü başka bir yere gidemezler.”

Günümüzde faşizm eleştirilerinin antiemperyalizm vurgusu olmadan yapıldığı göz önünde bulundurulduğunda, faşizmi kapitalizm ve emperyalizmden ayırmadan eleştiren her türlü sözü el üstünde tutmak gerek. Die Goldenen Zitronen’in sözleri hâlâ gerçekçiliğini sürdürüyor: “Ve insan merak ediyor: Kim gerçekten dışarı çıkmalı ve nereye?” (“Nazis Raus Aus!” (Naziler dışarı!) sloganına gönderme.)