1960’ların sonunda hem yönetmen Jean-Luc Godard hem de rock grubu The Rolling Stones, üretkenliklerinin ve şöhretlerinin zirvelerinde dolaşıyorlardı. Godard, 1967’de üç uzun metraj film çekmiş, The Rolling Stones ise aynı yılın Ocak ayında Between the Buttons’ı, Aralık ayında ise Their Satanic Majesties Request’i yayımlamıştı. Godard ile Stones’u bir araya getiren ise bir bakıma 1968 yılının Mayıs ayında Paris’te yaşanan devrimci protestolar olmuştu.

Godard, 1960’lar boyunca 68 yazında Fransa’da ayaklanan öğrenciler ve işçilerle aynı sosyo-politik atmosferi solumuş, Haftasonu (1967) gibi giderek politikleşen çizgide işler üretmeye başlamıştı. 1968 kuşağına hakim olan başkaldırı ruhuyla yaz mevsimi hâlâ sıcaktı. Godard, bir sonraki filmi için Londra’ya gittiğinde aklında dönemin Britanya’sında kürtajın yasallaşmasıyla ilgili bir film yapmak vardı. Ancak yasalar bu dönemde değişince geri dönmek yerine İngiltere’deki ilk filmini yine de çekeceğini yapımcılarına ilan etti: Eğer yapımcılar The Beatles veya The Rolling Stones’u ayarlayabilirlerse.

1968 yapımı Godard filmi Sympathy for the Devil (İngiltere harici Avrupa’daki adıyla One Plus One), The Rolling Stones’un o sıralarda üzerinde çalıştığı Beggars Banquet isimli albümde bulunan parçadan ismini ve anlatısal düzen olarak üretim sürecini alıyor. Kurgu, hikâye, politik söylem ve belgesel ögelerini barındıran bu avangard kolaj, zamanın ruhunu Godard’ın gözünden görmek için kusursuz bir örnek.

Fotoğraf: Cupid Productions

Filmin akışı içinde “Sympathy for the Devil” isimli şarkının evrimini izliyoruz. Şarkı yazıldıkça, geliştikçe filmin politik argümanları da gelişiyor.

Fotoğraf: Cupid Productions

2012’de yayımlanan, Brett Morgen’in yönettiği The Rolling Stones Crossfire Hurricane isimli belgeselde Mick Jagger’ın aktardığı üzere, parçanın ilhamı Beaudelaire’den ve Bulgakov’un 1967’de İngilizceye çevrilen romanı Usta ile Margarita’dan alınmıştı.

Fotoğraf: Cupid Productions

Çekimlerin ağırlıklı yapıldığı Olympic Studios’da geçmeyen sekanslardan birinde, Kara Güç (Black Power) mensubu bir grup aktivistin politika tartıştıkları Lombard Wharf, Battersea’deki bir hurdalığı görüyoruz. Sahnedeki aktivistler dönemin önde gelen Britanyalı oyuncularından Danny Daniels, Roy Stewart ve Ilario Bisi-Pedro tarafından canlandırılıyor.

Fotoğraf: Cupid Productions

Fotoğraf: Cupid Productions

The Rolling Stones çekimlerinin yapıldığı bina, 1964’te Olympic Studios olmadan önce bir tiyatro, bir sinema ve bir TV stüdyosu olarak kullanılmıştı. Çekimler sırasında bir set ışığının patlayıp ses yalıtım malzemelerini ateşe vermesiyle çıkan yangın sebebiyle bir gün sonraki kayıt seansı duvarda koca bir delikle yapılmak zorunda kalmıştı.

Fotoğraf: Cupid Productions

Fotoğraf: Cupid Productions

Fotoğraf: Cupid Productions

Stüdyoda, The Rolling Stones üyeleriyle beraber birçok tanıdık isme rastlıyoruz. Mick Jagger’ın da oynayacağı Donald Cammell ve Nicolas Roeg filmi Performance’ın hazırlıkları için bir araya gelmiş Keith Richards’ın partneri Anita Pallenberg ile James Fox’u, Mick Jagger’ın o dönem ilişki yaşadığı müzisyen Marianne Faithfull‘u (aynı zamanda Usta ile Margarita’yı da Jagger’a öneren kişi) görüntülerde bulmak mümkün.

Fotoğraf: Cupid Productions

Fotoğraf: Cupid Productions

Fotoğraf: Cupid Productions

Fotoğraf: Cupid Productions

Godard’ın 1968 sonrası birçok filminde yer alan o dönemki eşi Anne Wiazemsky de Sympathy for the Devil’da oynayanlar arasında. Wiazemsky, filmde “Eve Democracy” isimli bir karakteri canlandırıyor. Kendi sekansında batı Londra’da duvarların ve arabaların üzerlerine grafiti yaptığı görüntülerin haricinde, “Eve Democracy” olarak verdiği bir röportaj da bulunuyor. Godard, Vertigo dergisine verdiği bir röportajda karakterin ne olduğu sorulduğunda “Adının Eve Democracy olduğunu söylemesi illa demokrasiyi temsil ettiği anlamına gelmiyor. Bilmiyorum, belki ediyordur, belki etmiyordur… O bir insan çünkü o bir kız ve o bir fikir çünkü adı demokrasi…” diyor.

Fotoğraf: Cupid Productions

Final kurguda filmin sonu daha önce Kavgam’dan pasajlar okuyan Nazi fotoroman dükkanı sahibi olarak gördüğümüz yapımcı Iain Quarrier tarafından değiştirildi. Godard şarkının son hâlini filmde istemiyordu. Zira bu bir nihayete erme hissi veriyor ve filmin politik söylemlerinin akıcılığıyla ters düşüyordu. National Film Theatre’daki (artık BFI Southbank) filmin ilk gösteriminde bu duruma öfkelenen Godard, Quarrier’e okkalı bir yumruk salladı ve filmin kendi versiyonunu binanın dış duvarına yansıtarak insanlara izletti.

Fotoğraf: Cupid Productions

Filmin sonlarında, diğer karakterlerle birlikte Godard da kadraja koşarak giriyor. Yukarıdaki karede beyaz şapkalı adam Jean-Luc Godard. Eve Democracy’nin yere yığıldığı sahnede üzerine kırmızı boya atıyor. Son sahnede Eve Democracy’nin bir vince asılarak gökyüzüne kaldırıldığını görüyoruz.


Kaynak: BFI (British Film Institute)