Bundan tam 10 yıl önce Ankara’nın otobüs terminalinde rastladığım bir hikâye: Esasen sokakta yaşayan bir kadın, her gün binlerce yolcuyla sayısız seferin yapıldığı terminali kendisine ev bellemiş, kendi yaşam alanına dönüştürmüş. Dinlediğimde çok etkilenmiş ve yersiz yurtsuz kalmak meselesi hakkında çok düşünmüştüm. Metropollerin yeşil ve kırsal alanlar üzerindeki iktidarı, değişen kent politikaları, sürekli hırpalanan kent hafızası meselenin her düzeyde daha da büyümesine neden oluyor. Kendi yaşam alanlarımız üzerinde söz sahibi olmamıza izin verilmiyor. Hâl böyle olunca, neoliberal ekonomi politikalarının insan, yaşam ve çevre üzerinde bıraktığı hasarları sanatçılar da daha yoğun bir şekilde kurcalıyor.

İstanbul Modern, 2016 yılını Yok Olmadan isimli bir sergiyle açtı. Haziran’a kadar devam edecek sergi, ”Doğayla ilgili kavramsal araştırmalar yapan ve ekolojik meseleleri sanatsal pratiğinin temeline alan sanatçılardan bir seçki” sunuyor. Farklı coğrafyalardan işlere yer veren bu geniş kapsamlı serginin hemen yanı başında ise benzeri bir meseleyle yola çıkan fotoğraf sergisi gözümüze çarpıyor: Habitat

Ali Taptık

Ali Taptık. Bir Bitki Örtüsüne Doğru, 2010.

13 genç sanatçının fotoğraf çalışmalarına yer veren serginin küratörü Sena Çakırkaya’ya göre, “Metropollerin bitki örtüsü ve kırsal alanlar üzerindeki iktidarı, değişen politikalar ve nüfus dengeleriyle sürekli geri dönüşüme maruz kalan şehir hafızası, barınma hakkı için verilen yaratıcı mücadele gibi konular, var olabilmek için gereken temel ihtiyaçlara dikkat çekiyor. İş bulabilmek veya sadece ‘kendini bulabilmek’ için kat edilen yollar, duvarlar arasında çıkılan yolculuklar, çizdiğimiz fiziksel veya hayali sınırlar yaşam ve mekân algımızı çerçeveliyor. Kendimizi daha güvende hissetmek için savunma veya saldırı tercihlerimiz yaşam stratejilerini belirliyor. Nihayetinde yaşamlarımızın ortak sahnesi olan habitat üzerinde söz sahibi olma çabamız, çaresizlik ve iktidarın, hayaller ve gerçeklerin farklı temsillerini bir araya getiriyor.” 

Barbaros Kayan

Barbaros Kayan. Ayazma Projesi, 2008.

“Habitat” kavramı bir organizmanın yaşadığı ve geliştiği yeri karşılıyor. Ancak fiziki koşulların değişmesi, siyasetin çizdiği sınırlar, ait oldukları mekânları değiştirmeye zorlanan insanlar, sayısı giderek artan hayalet inşaatlar, göç, yoksulluk ve diğer sosyal müdahaleler kendi habitatımızı nasıl etkiliyor? Nasıl bir çıkmaza sürüklüyor ve insan ilişkileri bu çıkmazdan nasibini nasıl alıyor?

Merih Akoğul, Murat Germen, Orhan Cem Çetin ve Sıtkı Kösemen’den oluşan fotoğraf danışma kurulunun seçtiği çalışmalar, benzeri soruları yönelten başarılı 13 genç sanatçıyı ortak bir sergide buluşturuyor. Sergide, güncel koşulların baskısı altında fiziksel olarak yeniden kurgulanan yaşam alanlarımıza dair rahatsız edici gerçeklerle bizi yüzleştiren fotoğrafların yanı sıra hayallerin dinginliğini işleyen eserlerle de karşılaşmak mümkün. Foto manipülasyon tekniğiyle yaratılan işler de var;  çizim, video veya yazıyla desteklenmiş disiplinlerarası işler de.

Kerem Ozan Bayraktar. Klimalar, 2015

Kerem Ozan Bayraktar. Klimalar, 2015

Beni en çok etkileyen üretimlerden biri Kerem Ozan Bayraktar’ın “Klimalar” serisi oldu. Çeşitli bina cephelerini grafik bir gözle fotoğraflayan sanatçı, bina pencerelerini silerek, klimaları ve çirkin boru uzantılarını belirgin kılmış. Barınma alanlarının iklimle mücadelesini çarpıcı ve eleştirel bir dille ortaya koymuş. Balkonlara asılan renkli çamaşırları ise bırakmayı tercih ederek, gündelik yaşamın sıradanlığını ve çaresizliği vurgulamış.

Kürşat Bayhan‘ın “Evden Uzakta” projesi ise Anadolu’dan İstanbul’a göç eden insanların eksilen hayatlarını yansıtıyor, foto-röportaj niteliğindeki bir çalışmayla “yurtsuzluk” meselesine bizi de tanık ediyor.

Zeynep Beler, ”Konaklar” çalışmasıyla hayalet inşaatları daha soyut ve eleştirel bir bakış açısıyla fotoğraflamış. Küçük burjuvalara hitap eden güvenlikli sitelerin sayısal artışı yarıda kalmış, terk edilmiş inşaatlar bırakmış geride.

Beril Gür

Beril Gür. Evden Sokak Fotoğrafları, 2011-2012.

Görkem Ergun‘un ”Yağma” serisi insanın avcılık ve öldürme üzerine oynadığı sonu belli oyunun keyfi ve manipülatif yanlarını ifşa ederken, Beril Gür de evinin mahremiyetine gizlenerek çevresindeki günlük yaşantıyı fotoğraflamış. ”Evden Sokak Fotoğrafları” ismini verdiği projeyle müdahil olamayan ve çaresizce olup biteni izleyen biz insanlığa da bir gönderme yapıyor.

Çağlar Kanzık’ın “Ceza” serisinde İstanbul’daki Bayrampaşa Cezaevi’nin duvarlarına mahkumların çizdiği kale direklerinden yola çıkarak, bu direkleri sınırların olmadığı boş arazilere yerleştirip gerçek olan ve hayal edilen arasındaki derin çizgiyi sorgulatıyor izleyiciye.

Oğuz Karakütük, “Delta” projesiyle doğayı ve ona ait olan parçaları soyut bir bakış açısıyla ele alıyor ve lekelerin, ışığın, renklerin devinimleriyle doğaya yepyeni bir bakış açısı kazandırıyor. Barbaros Kayan‘ın ”Ayazma” adlı foto-röportajı ise Olimpiyat Stadı çevresindeki yıkımdan gidecek yer bulamayan 15 ailenin yıkıntılar arasında kurdukları çaresiz yaşamına odaklanıyor.

Gündüz Kayra  bütün bu müdahalelere ve arada kalmış yaşantılara daha dingin ve hayalperest bir yerden yaklaşarak  uzun süredir yaşadığı Ege’deki bir kasabada ürettiği “Ege serisinde kentin kaotik ortamından sonra kendisini karşılayan dinginlik manzaraları ortaya koyuyor. Desislava Şenay Martinova, “Gecenin Varlıkları serisinde ise yine farklı bir yerden bakarak, geceleri şehrin gece yaşamına odaklanıyor. Gece yarısından sonra ortaya çıkan insan yaşamlarının aykırı taraflarını temel alarak portreler serisiyle ortaya koyuyor.

Neslihan Koyuncu

Neslihan Koyuncu. Parmak İradesi, 2014.

Sergide göze çarpan ve üzerinde durulması gereken bir diğer çalışma ise Ali Taptık‘ın 2010’dan bu yana üzerinde çalıştığı ve doğal yaşamın kentteki izlerini sürmeye yönelik bir araştırma niteliği taşıyan disiplinlerarası projesi ”Bir Bitki Örtüsüne Doğru”.  Şehirleşmenin karşısında ne yöne doğru gideceğini bilemeyen bitkilerin var olma ve yaşayabilme çabasını fotoğraflayan sanatçı bu çalışmasını bir araştırma formatına çevirerek, bilgi yazıları ve çizimlerle bezemiş. Sunum olarak da diğer işlerden kendisini ayıran bir format seçmiş.

“Parmak İradesi” adlı proje ise çektiği fotoğraf karelerine gerçek anlamda parmağını sokan genç sanatçı Neslihan Koyuncu’ya ait. Annesinin kanser olduğunu öğrendikten sonra çocukluk evine dönen sanatçı her zaman baktığı pencereden gökyüzüne baktığında orada rahatsız olduğu bir beton binayla karşılaşır ve içgüdüsel olarak parmağı ile binayı kapatır. Buradan yola çıkarak sonrasında maruz kaldığı görüntülere parmağını sokarak müdahale eder ve bizi de bu bilinçli sansüre ortak eder.

D. Şenay Martinova.

D. Şenay Martinova. Gecenin Varlıkları, 2011.

Sergi salonunun en sonunda bizi karşılayan bir diğer çalışma ise Serkan Taycan‘a ait olan “Kabuk”. Panoramik fotoğraf denilince akla gelen şahane manzara fotoğraflarına, son derece güzel kent siluetlerine bir eleştiri olarak bir hafriyat görüntüsünü fotoğraflayan sanatçı, kentsel yıkımlara ve giderek çirkinleşen betonarme dünyaya bir eleştiri getirerek bize renk katmanlarıyla bezenmiş moloz yığınından meydana gelen bir panorama sunuyor.

Kendi içinde sürekli bir göç hareketinin merkezi olan bir şehirlerarası otobüs terminaline yerleşen o kadının yaptığı tercihle aslında bir itirazı dillendirdiğini, bir ölçüde görünür kıldığını düşünüyorum. İçine düşürüldüğü yoksulluğu ve barınma sorununu aşabildi mi bilinmez, ancak “kalkınma” politikalarının acımasızlığı karşısında oluşturduğu bu kendiliğinden tavır dikkate değerdi. İtirazın sesini güçlendirmek için de daha fazlasına ihtiyacımız var, Habitat sergisi de buna olanak tanıyor. Bu kapsamlı fotoğraf sergisini merak edenler 22 Mayıs’a dek İstanbul Modern’i ziyaret edebilir. Serginin ardından, meseleye dair fikirlerinizin pekişmesini sağlayacak Yok Olmadan adlı sergiye de uğramadan günü bitirmeyin derim.