Otoriter rejimler ne zaman yükselme eğilimi gösterse, kendini muhalif hisseden kitleler çareyi 1984‘e sarılmakta buluyor. Donald Trump‘ın ABD Başkanı olmasının ardından da George Orwell klasiğinin en çok satanlar listesine girdiği benzer bir süreç yaşandı. Beyaz Saray’ın basın sözcüsü Sean Spicer, Trump’ın 20 Ocak’ta gerçekleşen yemin töreninin bugüne dek görülmüş en büyük seyirci sayısına ulaştığına belirtti. Ancak bunun doğru olmadığı, hatta sayıların Barack Obama‘nın yemin törenine yakın dahi olmadığı çıplak gözle rahatlıkla görülebiliyordu. Ayrıca Nielsen’in raporuna göre ABD’de töreni televizyondan izleyen kişi sayısı (30.6 milyon) da 2009’da Obama’yı izleyenlerden (38 milyon) ve 1981’de Ronald Reagan’ı izleyenlerden (42 milyon) azdı. Meseleyi iyice tırmandıran ise Trump’ın danışmanlarından Kellyanne Conway’in, Spicer’ın söylediği bariz yalanı “alternatif gerçekler” olarak savunması oldu.

Fotoğraf:Jewel Samad (AFP/Getty Images)

Fotoğraf: Jewel Samad (AFP/Getty Images)

2+2=5 de bu bağlamda bir alternatif gerçek ve 1984‘le kurulan bağlantı, genellikle buralardan hareket ediyor. Karşımıza da bazen basit bir “Büyük Birader” göndermesi, bazen de “Düşünce Polisi” ya da “Çiftdüşün” gibi kavramların günümüzdeki karşılıkları olarak çıkıyor. Kitaptaki bir diğer kavram olan “Yenisöylem” ise farklı potansiyel taşıyor.

Önce kritik bir soru: Konuştuğumuz dil kime ait? Derrida, Saussure ve Rousseau‘nun buna sunduğu benzer cevaplar var. Saussure, “Dil özgür değildir. Çünkü zaman, toplumsal güçlerin dil üzerindeki etkilerini geliştirmelerine olanak sağlar.” derken Derrida da tek bir dili olduğunu ama onun sahibinin kendisi olmadığını söylüyor. Rousseau’nun işaret ettiği ise doğrudan demokrasi benzeri bir model: “Toplanmış halka düşüncelerinizi anlatamadığınız her dil köle dilidir, bir halkın hem özgür kalması hem de bu dili konuşması olanaksızdır.” Bu bağlamda Yenisöylem, yönetenler için olağanüstü bir imkân sunuyor.

Okyanusya’da düşünmek bile suçtur, ama “düşüncesuçu” işlemeye bile olanak bırakmayacak bir yöntem daha vardır. Okyanusya’nın resmi dili olan Yenisöylem, yönetimin ideolojik gereksinimlerini karşılama amacıyla oluşturulmuştur. Yenisöylem’in amacı, yalnızca egemen ideoloji İngsos’un (İngiliz Sosyalizmi) sadık izleyicilerinin dünya görüşü ve düşünsel alışkanlıklarına uygun düşecek bir anlatım ortamı sağlamak değil, aynı zamanda bütün öteki düşünce biçimlerini olanaksız kılmaktır. İnsanlar sözcüklerle düşündüklerine göre, Yenisöylem tümden benimsendiği ve Eskisöylem tümden unutulduğunda, her türlü “sapkın düşünce” olanaksız kılınmış olacaktır.

Eskisöylem’de acılar vardı, ocaklara ateş düşüyordu… En yakın örnekleri 16 Nisan’dan bu yana büyük sermayenin dilinden düşmeyen “normalleşme” ve “reform” sözcüklerinde bulabiliriz. Kitlelerin öğrenilmiş çaresizliğinden, yenilgiyi içselleştirme refleksinden ve “normal”e dönme arzusundan istifade ederken bir yandan da seçimler alenen gasp edilmemiş, artık normal şartlarda seçim yapılabilirmiş gibi 2019’dan bahsedilebiliyor.

Referandumda görevli olduğum okulda, bu konuyla da bağlanabilecek bir olay yaşandı. Sandık Kurulu başkanlarından biri 15-20 dakika içinde sayımı bitirdi ve çuvalını sırtlayıp hususi arabasıyla İlçe Seçim Kurulu’na gitmeye kalktı. Kendisine bunu yapamayacağını hatırlatmamıza rağmen yaklaşık yarım saat boyunca ısrar etti. Argümanı da İlçe Seçim Kurulu’ndan biriyle yaptığı telefon görüşmesinde kendisine söylenen “Getir de nasıl getirirsen getir” ifadesiydi. “Kanunda açıkça yazan bir hususun gerçekten uygulanması gerek” cümlesini açıklamakta güçlük çektik. Aslında YSK’nın şaibeli kararının ardında da benzer bir paradigma var. Yenisöylem, kanundan büyük. Hatta Yenisöylem’le konuşarak ifade edelim: Millî irade, kanundan büyük.

Yenisöylem’in sözdağarcığı, bir Parti üyesinin dile getirmek isteyebileceği her anlamı tümüyle doğru ve çoğu zaman da çok ustaca karşılayacak, buna karşılık tüm öteki anlamları ve onlara dolaylı yöntemlerle ulaşma olasılığını ortadan kaldıracak biçimde oluşturulmuş; bu da, bir ölçüde yeni sözcükler icat ederek, ama daha çok, istenmeyen sözcükleri ayıklayarak ya da bu tür sözcükleri sapkın anlamlarından ve her türlü ikincil anlamlarından elden geldiğince arındırarak gerçekleştirilmiştir.

140 Journos tarafından yapılan güzel bir çalışma var: Erdoğan sözlüğü. Recep Tayyip Erdoğan‘ın siyasi literatüre kattığı sözcükleri toplayan ve kullanıldıkları bağlam üzerinden anlamlarına odaklanan bir sözlük. Burayı biraz incelediğimizde başka Yenisöylem bağlantılarına da ulaşıyoruz. “Okyanus ötesi“, “Pensilvanya“, “Pensilvanya’daki zat“, “paralel devlet yapılanması“, “ihanet şebekesi“, “haşhaşi“, “FETÖ“. Hepsi hem aynı anlama geliyor, hem de konjonktürel farklılıkla birlikte bambaşka uçları temsil ediyor. İki İslamcı kliğin iktidar mücadelesinde kaybeden tarafın “terörist” addedildiği bir yapı. Benzer bir ilişki “üst akıl“, “şer odakları“, “büyük oyun“, “helga“, “corç“, “hans“, “faiz lobisi“, “birileri“, “bunlar” ve “algı operasyonu” gibi sözcükler arasında da var. Hepsinin karşısında da “millet“. Yalnız bu “millet”in, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir”deki “millet” ile aynı anlama gelmediğinin altını çizmek lazım.[i] İşte size Yenisöylem.

Örnek vermek gerekirse: “Özgür” sözcüğü Yenisöylem’den çıkarılmış değildir, ama yalnızca ‘Sokağa çıkmakta özgürsün’ ya da “Ormanda özgürce gezinebilirsin” gibi deyişlerde kullanılabilmektedir. Eskiden olduğu gibi ‘siyasal özgürlük’ ya da “düşünsel özgürlük” anlamında kullanılamamaktadır, çünkü siyasal ve düşünsel özgürlükler artık birer kavram olarak bile kayıplara karışmış, o yüzden artık adlandırılmalarına gerek kalmamıştır.

DEMOKRASİ“den “ileri demokrasi” diyorsak bahsedebiliriz, ancak “BARIŞ” ve “ÇOCUKLAR ÖLMESİNtehlikeli olabilir, adının sonuna “spor” yerine “sportif” eklenince onay verilen takıma ceza olarak dönebilir. “Gazi Mustafa Kemal“, “Esed“, “Deaş“, “Cehape” gibi örneklerle devam ettirebiliriz. Demek ki adları doğru söylemeyince bazen mesafeyi, bazen de samimiyeti imliyoruz.

7 Nisan’da Twitter’da Gazete Duvar tarafından yapılan “KHK mağdurları sosyal medyada örgütleniyor.” haberinin altında şöyle bir yorum vardı: “Desteğiniz için teşekkür ederiz ancak ‘örgütlenmek’ sözcüğünü uygun bulmadım. Biz mağdurlar asla örgüt olmadık ve örgütlenmedik.” Yenisöylem’in nasıl çalıştığının harika bir örneği daha. Kenan Evren iftiharla sunar.

Velhasıl, Yenisöylem’e kapılıp gitmemekte fayda var. Kendinizi bir anda Büyük Birader’i hoşgörüyle karşılarken bulabilirsiniz.


[i] Konuyla ilgili Fatih Yaşlı’nın yazısı okunabilir.


Kaynaklar

Derrida, J. 1997. Of Grammatology. Baltimore: The Johns Hopkins University Press.
Orwell, G. 2014. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. C. Üster (Çev.). İstanbul: Can.
Rousseau, J. J. 2009. Melodi Ve Müziksel Taklit İle İlişki İçinde Dillerin Kökeni Üzerine Deneme. Ö. Albayrak (Çev.). İstanbul: İş Bankası.
Saussure, F. d. 1985. Genel Dilbilim Dersleri. B. Vardar (Çev.). Ankara: Birey ve Toplum.