Bir grubun müzik yayımlamayarak daha popüler bir hâle gelmesi tuhaf, ancak Tool beklenti yaratma sanatında ustalaştı. 10,000 Days yayımlanalı 10.000 gün geçmiş gibi geliyor ve her yeni yıl yeni bir Tool albümü umudunu beraberinde getiriyor. Bunun yerine çoğunlukla yanlış alarmlara, hain şakalara, yalan dağılma açıklamalarına maruz kaldık ve üç Puscifer albümüyle yetindik. Hastalıklı ve sapkın bir halkla ilişkiler kampanyası ama epey de etkili.

Hayranlarına suskunluğuyla zulmederken, Tool beşinci albümlerini çevreleyen önlenemez boyutlarda doğal bir heyecan yarattı. Video yok, şarkı yok, belki tek seferlik bir konser ya da kısa bir tur, o da eğer Maynard James Keenan’ın gönlü olursa. Bu bilgi kirliliği çağında, basın bülteni yığınlarının, sosyal medya tufanlarının arasında Tool’un yaklaşımı oldukça ferahlatıcıydı. İşte kendi işlerine bakan, sanatını çoğaltıp yaymaktansa üretmekle ilgilenen bir grup.

Radiohead’e benzer şekilde, Tool da fikri mülkiyetlerini bir ürün, meta olarak görüyor. Müzik için talep yüksekken, Tool da markasını sulandırmayacak kadar uyanık. İşte bu yüzden beşinci albüme yönelik heyecan her geçen yıl daha da artıyor. Tam da bu yüzden yeni Star Wars filminin vizyona girmesi insanların akıllarını başlarından aldı. Bekledik, bekledik ve bekledik. Sonunda izledik ve harikaydı. Talebi karşılamak için vasatlık üretmektense, film yapımcıları bu talebi coşku olarak yorumladılar. Beklentileri ve mali giderleri karşılamakla kalmayıp, aynı zamanda hayranları heyecanlandıracak ve samimi (ve bazıları için takıntılı) Star Wars aşklarına katkıda bulunacak bir film çıkardılar.

Tool’un kendi sanatına ve hayranlarına benzer bir saygı duyduğuna inanıyorum, her ne kadar Keenan Tool hayranlarının kazma (tool) olduğunu söylese de. (Keenan son dönemde müzisyenden ziyade bir hicivci hâline geldi, sözleri bir miktar ihtiyatla karşılanmalı) Bir yandan da Tool hayranlığını saçma noktalara getiren de mevcut: kendini progressive müziğe adamışların ve ot kafaların yerlere göklere sığdırılamayan beşinci albüm için yapılan demo kayıtlarından, mastersız bir parçayı satın almak için böbreklerini sattıkları bir imparatorluk. Bir kere duyulduğunda diğer tüm müzikleri geçersiz kılıp, insanı tüketen birkaç grup var. Radiohead, The Greatful Dead, Dream Theater, Metallica, Nine Inch Nails: İnsanlar bu gruplarla derin ve korkutucu derecede münhasır bağlar kuruyorlar. Forumlarda buluşup, bootlegleri[i] para birimi olarak kullanıp takas ediyor, “Lateralus’tan en sevdiğiniz şarkı hangisi?” gibi anketler açıyorlar. Keenan hayranlara müziği fazla ciddiye aldıklarını söylediği zaman bahsettiği aslında buydu. Hayran kitlesi Tool’un müziğinin duygusal ve manevi doğasına karşı geliyor.

Haddi zatında ben hiçbir zaman bir “Tool hayranı” olmadım[ii], ama müziklerini her zaman etkileyici ve ürkünç bulmuşumdur. Sanki biri kendi beynini cerrahi olarak kurcalıyor ve keşfettiklerinden hoşlanmıyor gibi. Ama ne zaman Adam Jones’un pedal kutusu ya da Justin Chancellor’un bas tonu hakkında nerd’lük yapılıyor, ben o zaman kaçıyorum. Bu durum şarkı yazımına sevk eden samimi hisleri küçükseyip sıradanlaştırıyor, müzik dinlemenin bütün inceliğini ıskalıyor. Elbette grup zanaatları hakkında akademik bir çalışma yapabilecek kadar teknik mevzulara hakim, ama bir noktada müziğin kendi dilinde var olmasına, bize vurup aklımızı almasına izin vermeliyiz. 90’ların ortalarında, Tool bir ibadet odağı olacak kadar şöhret edindi ve hayranlarından hatırı sayılır bir güruh Tool’un sanatının ardındaki becerilerden veya dışavurdukları Zenvari hikmetlerden daha çok bir Tool fikriyle ilgileniyormuş gibi görünüyordu.

Keenan’ı anlamaya çalışacak olursak, neden grupla daha az bir araya gelmek istediğini görebiliriz. Birdenbire tüm şarkı sözleri, yaptığı her şey bağnaz hayranlar tarafından bir mikroskopun altına konup, var olmayan bir derin anlamı bulmak için incelenir hâle gelmişti. Böyle böyle, daha kapalı bir hayata çekildi, A Perfect Circle’a katıldı, Puscifier gibi çoklu-medya-enstalasyonlarına girişti. Bu projelerle Tool imparatorluğunun baskılarından uzak, sanatı özgürce keşfedebilecek fırsatı oldu. Tüm bu girişimlerin, ki hepsi onun kurallarına göre ve istediği şekilde olageldiler, onu hayli rahatlattığını tahmin ediyorum. Başlangıçta Tool’da çalmak da muhtemelen pek farklı değildi. Geçmiş zaman içinde Los Angeles’lı bir işçi sınıfı metal grubuydular. Artık durum öyle değil.

Her ne kadar kendi şevkleri de zaman zaman kırılsa, Keenan ve grup arkadaşları Tool’dan asla vazgeçmediler. Bu yüzden Primus’la beraber bir turnenin ortasındalar. Bu yüzden albümün ertelenmesinin temel sebebi olduğunu söyledikleri, bir sigorta şirketiyle sürdürdükleri hukuki mücadeleye devam ediyorlar. Bu yüzden de beşinci albümün 2016’da çıkacağına dair verilen belirsiz söz, o kadar da olasılık dışı gelmiyor. Hayran kitleleri baskıcı ve moral bozucu bir hâle gelse de, Tool’un mevzunun içinde sadece müzik için ve tüm dış etmenlerden bağımsız bir şekilde müziğin onlara hissettirdikleri için bulunan bir dolu insana ne ifade ettiğini anlıyorlar. Belki talep yaratmak, belki de yalnızca şöhretlerinin yarattığı beklentilerden kaçmak için sabırla bekledir. Eğer beşinci albümü çıkarırlarsa, buna değecek. O yüzden hep beraber sakin olup, bu arada yeni Puscifer işlerine göz atıp adamlara her ne kadar ağır olsa da kendi hızlarında gitme imkânını verelim.

* Bu yazı, Jon Hadusek’in Consequence of Sound’da yayımlanan makalesinden çevrilmiştir.

[i] Ç.N. Bootleg: Ünlü müzisyenlerin zor bulunan, çoğunlukla düşük kalite, piyasaya sürülmemiş korsan ya da bizzat stüdyodan çalıntı kayıt kasetleri, CD’leri. Dijital müzik öncesi ticareti, takası yapılan değerli kayıtlardı.
[ii] Ç.N. Ben oldum.