Elli yıl önce, Birleşik Krallık listelerinin tepesine bir neslin ebeveynlerinin korkularını konu alan bir şarkı oturdu. The Beatles şarkısı “She’s Leaving Home”, geride yalnızca “daha fazlasını söyleyebileceğini umduğu bir not” bırakarak ansızın evden kaçan bir kızın ve kızın yokluğuna uyanan ebeveynlerinin hikâyesini anlatıyor. Kuzey Londra’dan Melanie Coe adlı bir gencin gerçek hikâyesini üst üste binen vokal melodileriyle aktarıyor: “Ömrümüzün çoğunu verdik / ömrümüzün çoğunu feda ettik / paranın alabileceği her şeyi ona verdik.

Şarkı, 1960’ların sonlarında keskin olan “nesil farkının” yarattığı travmayı anlatarak devam ediyor. Diğer akılda kalıcı ve renkli The Beatles parçalarının gölgesinde kalsa da, “She’s Leaving Home” kalıcı bir rezonansa sahip. Bu da kısmen karşılıklı anlayış eksikliğini kavramamıza yardım etmesinden. Şarkı, Paul McCartney tarafından yazılıyor ve “Yunan nakaratı” John Lennon tarafından “teyzesi Mimi’nin kullandığı tarzda tabirlerden esinlenerek” ekleniyor.

The Beatles şarkısındaki genç, “içinde bir şeyin yıllar boyu engellendiğini” hissettiğinden bahsediyor. Coe da ortaya çıktıktan sonra basına verdiği demeçte “17 yaşında paranın satın alabileceği her şeye sahiptim: pırlantalar, kürkler, bir araba – ama babam ve annem bana bir kere bile beni sevdiklerini söylemediler,” demişti. Simon & Garfunkel’ın 1966’da yayınlanmış “Richard Cory” şarkısında olduğu gibi, The Beatles şarkısı “She’s Leaving Home” da zenginlik ile mutluluk arasındaki bağlantının kopukluğuna değiniyor (nerede yanlış yaptık? / yanlış olduğu bilmiyorduk / paranın satın alamayacağı tek şey eğlence).

O sıraları tabloid gazeteler evden kaçanların haberleriyle doluydu. Paul McCartney, Coe’nun hikâyesini Daily Mirror’da okumuş ve sonrasında verdiği demeçte “o zamanlar bunun gibi bir sürü hikâye vardı,” demişti. [i] Runaways isimli kitabın yazarı Karen Staller’a göre, 1967 paniğin medyaya hakim olduğu bir “kriz yılı” idi. Bir zamanlar sokaklarda oynayan çocuklar New York City, East Village veya 1967 Aşk Yazı’nın San Francisco, Haight-Ashbury bölgesi gibi karşı kültürle ilişkilendirilen bölgelere akın ediyordu.

1969’da karşı kültürle derinden ilişkilendirilen San Francisco, Haight-Ashbury bölgesinde bir kapının önünde oturan Hippiler. (Kaynak: Alamy)

1969’da karşı kültürle derinden ilişkilendirilen San Francisco, Haight-Ashbury bölgesinde bir kapının önünde oturan Hippiler. (Kaynak: Alamy)

Yazar Joan Didion, “Slouching Towards Bethlehem” isimli makalesinde 1967 baharının sonlarında Haight Sokağı’nda gördüğü bir ilanı hatırlıyor:

Paskalya’nın son günü
Christopher Robin’im uzaklara gitti
Aradı Nisan’ın 10’unda
Ama aramadı o zamandan beri
Eve geleceğini söylemişti
Ama ortaya çıkmadı

Devrimin Çocukları

1967-1971 arasında beş yüz bin kişi komünlerde yaşamak için evlerinden ayrıldı. San Francisco’da (İngiliz iç savaşı sırasında ortaya çıkan tarımsal sosyalist komünden ismini alan) “Diggers” adlı bir grup, evden kaçanlara sosyal hizmet ve manevi destek sunuyordu. Vietnam’daki savaş bağlamında, evden kaçan biri (bir asker kaçacağı veya bir mahkum) motivasyonlarından bağımsız olarak siyasal bir statü kazanıyordu.

Bu fenomen hakkındaki toplumsal endişenin ABD Senatosu’na kadar ulaşmasıyla 1974 tarihli “Kaçak Gençler Yasası” çıkarıldı. Çoğu banliyölerdeki öğrencilerden oluşan kent gerillaları “Ortakyaşam Özgürlük Ordusu” (Symbionese Liberation Army / SLA) da dahil olmak üzere tüm ülkeden gözü açılmış gençler San Francisco’ya geliyordu. Bu gençlerden biri kırsal muhafazakar Indiana’dan Emily Harris’ti. 1974 Şubat’ında SLA’nın Patty Hearst’ı kaçırmasından birkaç gün önce, Harris ebeveynlerine ani gidişinin sebeplerini açıklama çabasıyla bir mektup yazdı.

The Beatles

“She’s Leaving Home”, The Beatles’ın bu yıl 50. yılını kutlayan Sgt Pepper’s Lonely Hearts Club Band albümünde yer alıyor.

“Nereye baksam acı görüyorum,” diye yazmıştı. “Bunlar var olan gerçekler, hayatınız boyunca görmezden geldiniz. Bu gerçekler varlar, çünkü bazı insanlar başkalarının kanı ve teri üzerinden dahi olsa zengin olmakta ısrarcılar. Özgürlüğümü ve mutluluğumu başkalarından kapabildiğim kadar kaptığım zaman bana gelecek şeyler olarak görmüyorum. Bu yüzden de artık sizin kendinize konforlu bir yaşam kurma arzunuza kendimi yakın hissetmiyorum, çünkü diğerlerinin hayatta kalmak için sürdürdükleri işkence gibi hayatları görmezden geliyorsunuz.”

Harris’in mektubunun son paragrafı nesiller arası uçuruma ışık tutuyor:

“Bana şu an olduğum noktaya gelmemi sağlayacak bağımsızlığı verdiğiniz için sizi seviyorum, ama tamamen farklı yönlere gittiğimizi görebiliyorum ve geçmişte ortak bir şeylerimiz olduğu bir noktaya geri dönmeyi umamayız.” Harris mektubunu şöyle bitiriyor: “Size olan sevgim değişmedi, ancak diğer insanlara ve başka şeylere olan sevgim size olan sevgimden daha büyük bir hâle geldi. Geçmişe hoşça kal, geleceğe merhaba.”

Yeni Sol’un aktivistleri için geçmiş geri döndürülemez bir şekilde baskıcı kuvvetle kirlenmişti: Toplum baştan ayağa yeniden inşa edilmeliydi. Yeni eşitlikçi toplum, hiyerarşiden, ataerkillikten, ırkçılıktan ve tüketimin ve örgütlü dinin diğer “yalancı ihtiyaçlarından” özgür olacaktı. Bu “yeni toplum” yabancılaştırmayı ortadan kaldıracak ve “She’s Leaving Home” şarkısındaki gibi “uzun yıllardır yalnız yaşamış” genç insanlara bir toplum sağlayacaktı.

Yenisi gelsin

Bu görünün kalbinde çekirdek aileye yapılan emsalsiz bir saldırı vardı – toplumsak düzen adına uygulanan baskının bir kuluçkası olan çekirdek aileye. “Özgür sevgi” felsefesi cinsel özgürlükten ibaret değildi. Tekeşliliğin zincirlerine karşı bir başkaldırıydı. Tüketim toplumu gıpta yaratmış ve tekeşlilik arzuyu bastırmış, sinir hastalıkları yaratmış ve kadınları evlerde köleleştirmişti. Komünler toplumsal kurallarını devralmak yerine kendi kimliklerini yaratmışlardı.

Bu komünler kapitalist toplumun ahlaki ve yasal erişiminin dışında yaşamayı amaçladılar. Bunun sert bir sanatsal örneği, David Pinner’ın 1967’de yayımladığı romandan uyarlama, The Wicker Man (1973) filminde Hristiyan tutuculuğuna karşı bir pagan özgürlükçülüğü idealiyle, özgür sevgi, dini bir ayin gibi kutlanıyor.

1973 yapımı The Wicker Man, alternatif toplumların çekiciliğini ve karanlık yüzlerini inceliyor. (Kaynak: Alamy)

1973 yapımı “The Wicker Man”, alternatif toplumların çekiciliğini ve karanlık yüzlerini inceliyor. (Kaynak: Alamy)

İnsanın doğayla uyum içerisinde yaşadığı bu “doğaya geri dönüş” hareketi kendini geçmişteki bir ideale dönüş olarak tasavvur ediyordu. Bu eşitlikçiliği yansıtmak üzere bazı komünler Buckminster Fuller’ın jeodezik kubbe tasarımını özümsemişti – kırılgan parçaların birleşerek birbirlerini güçlendirdiği biçimli bir küre. Örgütsel açıdan, komünler Molly Hollenbach’ın sözleriyle, “birçok parçadan oluşan bir organizmanın yekpare bir biçimde davranması” nosyonunu taklit etmişti.

Ancak Adam Curtis’in işaret ettiği üzere, bu “organik denge” kötü bir yönetim modeli olduğunu göstermiş ve komünler bir doğa devletinden ziyade doğal adalete geri dönmüşlerdi. Mecburi yasa kültürünü reddederek, komünler insan davranışını kısıtlayan kuralları ortadan kaldırmış ve güçlü karakterler hükmetmeye başlamıştı. Komünler, kaçanların da kaçtıkları ataerkil dinamiklerin bir çeşidine dönüşmeye başlamıştı.

Buckminster Fuller’ın tasarladığı jeodezik kubbe, kırılgan parçaların güçlü bir bütün oluşturduğu komün hayatın aradığı yaşamı yansıtıyor. (Kaynak: Alamy)

Buckminster Fuller’ın tasarladığı jeodezik kubbe, kırılgan parçaların güçlü bir bütün oluşturduğu komün hayatın aradığı yaşamı yansıtıyor. (Kaynak: Alamy)

Körfez bölgesinde, SLA devrimi yaşamayı deniyordu, mutfak işlerinden diş fırçalarını paylaşmaya kadar. Ancak özgür sevgi deneyleri Emily Harris gibilerinin gözlerini açmıştı. Tekeşliliğin deli gömleğinden kurtularak, baskın erkeklerin libidolarında yaşadıkları köleliği fark ettiler. Rızaları yoktu ancak Hearst’ın sonraları yazdığı üzere “evet demek yoldaşçaydı”.

Komünler dağıldıktan sonra bile, radikal tasarım sürdü ve bir zamanlar karşı çıktıkları kurumsal güçleri körükledi. 2016 yılında Apple ve Google, tasarımları eski gelecek vizyonlarını oldukça net bir şekilde hatırlatan Silikon Vadisi’ndeki yeni merkezleri için planlarını açıkladı. Karşı kültürden siber kültüre bu geçişin temeli Stewart Brand’in 1968-1971 tarihleri arasında baskı gören Whole Earth Catalog isimli kitabında atılmıştı. Steve Jobs, ofislerin hareket ettirilebilir jeodezik bir kürede yerleşik olacak şekilde tasarlandığı kitabı “kağıt üzerinde Google” olarak tanımlamıştı. Bürokratik modernizmle ilişkilendirilen keskin köşeler yerine yumuşak ve dairesel şekillere sahip bu stil sonraları “hippi modernizmi” olarak anılmaya başlandı. Ancak Apple ve Google’un planları özgür komün birliklerinin tasarımlarını örnek alsa da, alanları özelleştirilmişti: Yalnızca bazılarının kullanabileceği bir kamu alanıydı.

Kaçaklar için özgürleşme, aile yaşamı ve özel sektörün tuzaklarından uzakta bir komünde, özün toplumsal görüsüyle yakından ilintiliydi. Bazılarının bu görüden ne kadar uzaklaştığını görmek için “She’s Leaving Home” şarkısınn kahramanına bakmak yeterli. 50 yıl sonra Melanie Coe evli ve iki çocuk annesi. Kaçak kız, artık bir emlakçı işletiyor.


* Bu yazı, Benjamin Ramm’in BBC Culture için yazdığı makaleden kısaltılarak çevrilmiştir.

[i] Ç.N. Melanie Coe 1963 yılında 13 yaşındayken “Ready Steady Go!” isimli bir televizyon programında Paul McCartney’nin jüri olarak katıldığı bir dans ve playback yarışması kazandı ve ödülünü McCartney’den aldı. 4 yıl sonra evden kaçtı ve aynı yıl McCartney haberi ve benzer diğer haberleri gazetede görüp şarkıyı yazdı. McCartney’nin veya diğer The Beatles üyelerinin Coe’yu tanıyıp tanımadığı, bu olayın Coe’nun evden kaçmasıyla bir ilgisi olup olmadığı bilinmiyor.