66. Berlin Film Festivali’nin üçüncü gününde Aslı Özge’yle yeni filmi Ansızın üzerine konuştuktan sonra filmin başrol oyuncusu Sebastian Hülk ile de bir röportaj yapma şansına eriştim. İzlemek isteyenler için filmin İstanbul Film Festivali’nin Uluslararası Yarışma programında yer aldığını hatırlatayım.

Ansızın (Auf Einmal), 2016.

Ansızın (Auf Einmal), 2016. © Emre Erkmen

Önce sizi tebrik ederek başlamak istiyorum. Bence bu rolde harikaydınız. Nasıl seçildiniz? Seçmelere girmeniz gerekti mi?
Evet. Aslı bana senaryoyu yolladı, okudum ve aşağı yukarı 30. sayfada bu filmi yapmak istediğimi anladım. Çok netti, titizlikle yazılmıştı. Dili ve sözcüklerle oyunları harikaydı. Sonra kasting işi başladı, sanırım beni beş kere çağırdı. İlk seferde birbirimizi sevdik, birlikte çalışabildiğimizi anladık, aynı frekanstan konuşmaya başladık. Sonra dört kere daha çağırdı ve Julia’yla (Karsten’ın kız arkadaşı Laura rolündeki Julia Jentsch) birlikte çalıştık. Rolü aldığıma dair mesaj geldiğinde çok mutlu oldum.

Role nasıl hazırlandınız? Karsten’ın görünüşte tipik bir Alman olduğunu söyleyebilir miyiz?
Karsten’ın pek çok açıdan bana benzediğini söyleyebilirim. O küçük bir kasabada büyümüş, ben de küçük bir kasabada büyüdüm. O orta sınıf, ben de orta sınıfım. O iyi eğitimli, ben eh işte eğitimliyim (gülüyor). İçinde yaşadığı dünyayı anlamama yetecek benzerlikler vardı. Tipik bir Alman mı, yoksa tipik bir insan mı ondan çok emin değilim. Dünyanın her yerinde içinde doğru olanı yapmaya, doğru olanı söylemeye çalıştığımız bu sistemler var, o yüzden bana çok yakındı. Aramızdaki fark şuydu, ben hep kasabadan kaçmaya çalıştım. Karsten ise doğup büyüdüğü yerde, konfor alanında kalmak istiyor.

Filmi çekmeye başlamadan bir ay önce Aslı’yla çalışmalara başladık. Diğer oyuncularla da birlikte çok fazla prova yaptık. Ortak bir geçmiş oluşturduk, birlikte hatırlayacağımız, konuşabileceğimiz, güleceğimiz şeyler oluştu. Aslı’nın çalışma tarzı bu ve bize çok faydası oldu.

Hikâyenin ortalarına doğru Karsten’ın ciddi bir değişim geçirdiğini söyleyebiliriz. Tam olarak hangi noktada bir farkındalık yaşıyor?
Her karakterle olan ilişkisi için farklı bir nokta bulabiliriz, ama bence çok önemli ve ilginç bir an, dağın tepesine çıkıp kaçmaya, her şeyi geride bırakmaya çalıştığı sahne. Arkadaşı Stephan onu buluyor ve telefonda “onu yakaladım” diyor. Onu “yakalıyor” ve sistemin içine geri çekiyor. Karsten aynı anda artık özgür olduğunu, çünkü Anna’nın kocasının suçlamalardan vazgeçtiğini de öğreniyor, ama artık içine çekildiği sistemi kendi amaçları için kullanmak istiyor. Bir bakıma suçu üzerine çekiyor.

Sizce Karsten, yaptıklarına rağmen sevilecek bir karakter mi, yoksa seyirci onun karşısında mı yer alır?
Değişir. Yaptığı şeyler hiç hoş değil, ama bazen hepimiz Karsten gibi gücü lehine kullanmak, kabalaşmak isteyebiliriz. Bir yandan kimsenin böyle davranmaması gerektiğini düşünüyorum, ama diğer yandan da herkesin içinde kendisine önceden zararı dokunmuş birine zarar verme, intikam alma güdüsü vardır.

Sizce Karsten sisteme karşı mı yoksa sistem tarafından korunuyor mu?
Hikâyenin başında bence sistem tarafından korunuyor, ama bunun farkında değil. Sonra sistemi karşısında buluyor ve kaçmaya çalışıyor, ama kendisi ve sistemi nasıl kullanabileceğiyle ilgili bir şeyler keşfedince vazgeçiyor. Yani ilk adım sistemin var olduğunu fark etmek, babasına “ben de sizden biriyim” demesi. Başta son derece pasif biriyken bir anda aktifleşiyor, ama sistemle savaşmak için değil onu lehine kullanmak için.

Filmdeki karakterlerin hiçbiri Anna’nın ölmüş olmasıyla ilgilenmiyor, hepsi kendi itibarlarını kurtarmaya odaklanmış durumda. Bu bize toplumla ilgili ne söylüyor?Denizlerde, okyanuslarda gerçekten ölen kaç tane insan var baksana. Tabii ki ölümlerinden bahsediyoruz, ama işin içinde her zaman siyaset, her zaman başka hesaplar oluyor. Ölenden uzaklaşılıyor, artık kimsenin Anna’yla bir ilgisi kalmıyor. Anna umurlarında bile değil ve bu Karsten’ın yaptığından da bağımsız bir şey.

Büyük Hollywood ve televizyon yapımlarında da çalıştınız. Bu tür bir filmde çalışmakla -başrolde yer alıyor olmanız dışında- aralarındaki fark ne?
Para. En büyük fark para. Daha fazla paran varsa daha fazla zamanın oluyor ve daha rahat olabiliyorsun. Zanaat bakımından hepsi aynı, hepsinde bir karakter veya film yaratmaya, bir öykü anlatmaya çalışıyorsun, ama bir tarafta devasa bir bütçe varken diğer tarafta ufacık bir bütçe oluyor.