J. D. Salinger‘ın sinema dünyasına mesafesini, özellikle Çavdar Tarlasında Çocuklar‘ın olası bir film uyarlamasına hiç sıcak bakmadığını halihazırda biliyoruz. Ancak bir yönetmen, onun bir öyküsünü uyarlamak için gerekli onayı koparmayı başarmıştı. İçinden Salinger, karakteri Esmé, The New Yorker yazarları ve televizyon dizileri geçen bu hikâyenin başrolündeki isim ise yönetmen Peter Tewksbury.

Hikâye, ABD’nin Vermont eyaletindeki bir çiftlik evinde başlıyor. The New Yorker yazarlarından Jill Lemore, 2016’da bir süre kaldığı ve çok etkilendiği bu evin geçmişini araştırıyor. 1779’da yapılan evin daha önceki mukimlerine baktığında, 2003’te hayatını kaybeden Henry’nin adına ulaşıyor. Henry’nin bir ineği olduğunu ve kendi peynirini ürettiğini, bu yüzden de “Peyniradam Henry” (Henry the Cheeseman) olarak adlandırıldığını öğreniyor. Ayrıca çocuklara öyküler okumayı sevdiğini, öyküleri okurken karakterleri canlandırdığını ve Henry David Thoreau’nun tek kişilik bir oyununu sahnelediğini. Bir de gençliğinde Hollywood’da yönetmenlik yaptığını, gerçek adının Peter Tewksbury olduğunu ve J. D. Salinger’ın “Esmé İçin – Sevgi ve Yoksunlukla” öyküsünü sinemaya uyarlamanın eşiğinden döndüğünü.

İlk defa 8 Nisan 1950’de daha önce onun birçok öyküsünü reddeden The New Yorker‘da yayımlanan “Esmé”, J. D. Salinger’ın yazarlık kariyerinde bir dönüm noktasına işaret ediyordu. Editörüne “Esmé tam da ihtiyacım olan aşıydı,” cümlesini kurmasından bir yıl sonra Çavdar Tarlasında Çocuklar‘ı bitirmişti.

Çavdar Tarlasında Çocuklar’ın film uyarlaması için Billy Wilder’ı reddeden Salinger, Elia Kazan’ın teklifine ise “Holden’ın bunu sevmeyeceğinden korkuyorum,” diye cevap vermişti. Nitekim kitabın başlarında Holden Caulfield şunları söylüyordu: “Hayatta nefret ettiğim bir şey varsa, o da filmlerdir. Sakın bana filmlerden söz etmeyin.” Zamanında Sarsak Dayı (Uncle Wiggily in Connecticut) öyküsünün haklarını satan Salinger, Samuel Goldwyn onu My Foolish Heart (Mark Robson, 1949) adında “saçma sapan bir aşk hikâyesine” çevirince dersini almış, sinema dünyasıyla ilişkisini “Hollywood’a olan nefretim ölçülemez seviyede,” cümlesiyle özetlemeye başlamıştı.

“Esmé” yayımlandıktan  bir ay sonra Salinger’ın deyimiyle “bir İngiliz film solucanı” onu filme uyarlamak istemiş ve reddedilmişti. 1954’te ise BBC, öyküyü Laurence Olivier’nin sunacağı bir radyo serisine dönüştürmek istedi. Cevap yine olumsuzdu. Ancak bu, Çavdar Tarlasında Çocuklar‘la aynı gerekçeye dayanmıyordu. Bunu açıklamak için Salinger’ın karakterleriyle kurduğu ilişkiye bakmakta fayda olabilir.

Amerikalı edebiyat eleştirmeni Leslie Fiedler, Salinger’ı Norman Mailer, Jack Kerouac ve William Burroughs‘la birlikte “Ergen Taklitçileri” olarak nitelendiriyordu: “Esmé‘yle başlayan seri, Seymour’u kurtarmak için geç kalan bir kızı anlatan Muz Balığı İçin Mükemmel Bir Gün‘le devam ediyor, kurtarıcının küçük kız kardeş olduğu Çavdar Tarlasında Çocuklar‘da ise zirveye ulaşıyor.” Jill Lemore’un konuyla ilgili yorumu ise şöyle: “Ergen taklitçileri yalnızca erkeklerin taklidini yapıyordu. Salinger Holden’dı, ama Esmé değildi. Salinger olası bir filmi Esmé’nin değil, kendisinin sevmeyeceğinden korkuyordu.”

Salinger, 1954-1960 arası yayımlanan Father Knows Best dizisiyle Emmy kazanmış yönetmen Peter Tewksbury’den 1962’de bir mektup aldı. 16-mm projektörüyle Dartmouth Kütüphanesi’nden aldığı eski filmleri izlemeyi seven ve özellikle The Lady Vanishes (Alfred Hitchcock, 1938) gibi filmlere hayranlık duyan Salinger’ın o sıralar izlediği tek dizi, yine Tewksbury imzası taşıyan It’s A Man’s World‘dü. Ancak Tewksbury’nin Salinger’a ulaşması da, ona izletmeyi başardığı diziyi çekmesi de hiç kolay olmamıştı.

İşin aslı, üzerine çalışılmaya başlandığında The Young Men adını taşıyan dizide, Tewksbury yola “sahte olmayan bir şeyler” bulma hedefiyle çıkmıştı. Hikâye, ABD’nin orta batısında geçecekti ve bir yüzen evde yaşayan dört genci anlatacaktı. Yönetmen, dizideki amacını şu sözlerle özetliyordu: “Gençleri gerçekten oldukları gibi göstermek istiyoruz. Aile otoritesi olmadan sorun çözen çocuklar.” En büyük ilham kaynağı ise o sıralar ABD’nin en sevilen yazarlarından biri konumuna çoktan erişmiş J. D. Salinger’dı.

Tewksbury, dizideki Tom-Tom rolü için Sanford Meisner’dan eğitim alan genç oyuncu Ted Bessel’a bir mektup  yazdı. Mektubu “Caulfield” adıyla imzaladı ve şöyle bir not ekledi: “Ekteki mektubu yazan adamı oynamak istediğini düşünürsen beni ara.” NBC, sonradan dizinin adını It’s A Man’s World olarak değiştirdi. Tanıtımlarında “Tuhaf, süper gerçekçi bir drama” ifadesi kullanılan dizideki diyalogların çoğu doğaçlamaydı, bölümlerin olay örgüleri de hayli basitti.

Diziye gelen ilk eleştiriler son derece olumluydu. The Washington Post‘ta yayımlanan bir yazıda “yeni dizi Salinger tiplemeleri hedefliyor” denirken diğer eleştirmenler “Kendini sevdiriyor, yapmacıklıktan uzak”, “Çekiciliği ve düzgünlüğüyle ağzımı bir karış açık bıraktı”, “Hiç kimsenin başrolünde olmadığı devrim niteliğinde bir program, neredeyse belgesel gibi, eşi benzeri görülmemiş bir televizyon deneyi” gibi ifadeler kullanıyordu. Reytingler ise hayli kötüydü ve NBC Kasım ayında diziyi iptal etti.

Tewksbury’nin her gece yüksek sesle hikâye okuma gibi bir alışkanlığı vardı, farklı karakterlerin seslerini taklit etmeyi seviyordu. Bir gece “Esmé” öyküsünü okuduktan sonra kitabı masaya bıraktı ve eşine şunu söyledi: “Aman Tanrım, bundan olağanüstü bir film olur”. Salinger’a It’s A Man’s World‘ün iki 16-mm kopyasını gönderdi ve “Sizden aldığım ilham olmasaydı bu dizi de olmazdı” notunu içeren bir mektupla öykünün haklarını satın alma talebini iletti. Salinger cevap vermedi.

1963’ün Şubat ayında bir gece Tewksbury ve eşi, ABD’nin New Hampshire eyaletindeki Manchester’a uçtu ve Salinger’ın kapısına dayandı. Aralarında şöyle bir diyalog geçti:

  • Benim adım Peter Tewksbury ve Esmé’nin filmini yapmak istiyorum.
  • Man’s World‘ü yapan sen misin?

Salinger onları içeri davet etti, It’s A Man’s World‘le başlayan sohbetleri “Esmé”yle devam etti.

“Masum ve bilge bir çocuktan bir kadına geçme aşamasında biri. Bütün hikâye de o an üzerine. Aldığın nefesi vermeden hemen önce ya da majöre dönmeden minörün iyice yükseldiği anlar gibi.” Salinger, Tewksbury’nin bu yorumu üzerine filme onay verdi, ama bir şartı vardı: Esmé’yi canlandıracak oyuncuyu kendisi seçecekti.

Tewksbury eve döndü ve senaryo üzerine çalışmaya başladı. Hikâyeyi sahnelere döktü ve sıralamalarıyla ilgili ufak değişikler yaptı. Taslağı Salinger’a yolladı, sonra da her değişikliğin öykünün orijinal haliyle geri döndüğünü gördü. İlk iki sahnenin diyaloglarını değiştirip tekrar Salinger’a yolladı ve yine orijinal haliyle geri aldı. O sıralar Jane Fonda’nın başrolünde olduğu Sunday In New York‘u (1963) çekmesi için MGM tarafından işe alınmıştı, ancak “Esmé” üzerine çalışmayı sürdürdü. Eşine şöyle bir mektup yazdı: “Filmi tam olarak onun yazdığı gibi yapacağız, çünkü yapmazsak ortada bir film olmayacak.” Peki, Esmé’yi canlandıracak şanslı isim kim olacaktı?

The New Yorker yazarlarından Peter De Vries, Salinger’ın 1940’lardan bu yana arkadaşıydı. İkisinin de Westport, Connecticut’ta yaşadığı dönemde iyice yakınlaşmışlardı. Salinger Çavdar Tarlasında Çocuklar ve “Esmé”yi yazarken De Vries ailesiyle aynı sokakta oturuyordu. De Vries’in dört çocuğu vardı, hepsi de Salinger’a bayılıyordu. Çocuklardan biri, Jan De Vries, o sıralar Esmé’yle aynı yaştaydı. Ayrıca tıpkı onun gibi vakur bir mizaca sahipti. Yıllar içinde oyunculuğa merak sarmıştı. Salinger’ın rol için aklında olan isim oydu. Ancak senaryo tamamlandığında ve Tewksbury onunla tanıştığında Jan De Vries, 18 yaşındaydı. Tewksbury’nin Salinger’a yaptığı yorum da şu olmuştu: “Bunu keşke söylemek zorunda olmasaydım: O çok yaşlı. Bu yüzden film işi olmayacak.”

Haziran 1964’te Salinger, Jan De Vries’e özür dileyen ve durumu açıklayan üç sayfalık bir mektup yazdı: “Peter Tewksbury’yle uzun bir telefon konuşması yaptık. Temelde söylediği şey, hayatının bu aşamasında senin Esmé’yi canlandırmak için fazla ‘oyunculuk’ yapman gerekeceğiydi, bunun uygun olmadığını düşündü. Bence senin tam teşekküllü bir genç kıza dönüştüğünü, o ara dönemi geride bıraktığını kastetti.”

Jan De Vries 1997’de 52 yaşında hayatını kaybetti, oyunculukta hiçbir zaman kariyer yapamadı. Holistik tıbba ve New Age spiritüalizmine merak salmıştı, medyumlukla ilgileniyordu ve şamanizm üzerine bir kitap yayımlamıştı.

“Esmé” projesinin iptalinden sonra, Tewksbury dizi ve filmlerine kaldığı yerden devam etti. 60’ların sonlarına doğru bir akşam Emmy’sini arabasının camından dışarı fırlattı ve Hollywood’u terk etti. Eşiyle birlikte Vermont’a yerleşti. Bir sürü mandıra gezdi ve çiftçilerle konuşarak peynir yapmayı öğrendi. The Cheeses of Vermont (Vermont’un Peynirleri) adında bir kitap yayımladı. Kitabın içinde “Peynirleri biliyorum, bir de insanları,” cümlesi yer alıyordu.

2010’da hayatını kaybeden Salinger’ın rivayete göre birçok cilde varan asla yayımlanmamış öyküleri, yine rivayete göre yazı yazarken gittiği sığınakta saklanıyor. Belki, “Esmé” senaryosunun taslağı da onların arasında.

Kaynak: The New Yorker