Amerikan romanının dev isimlerinden J.D. Salinger, en popüler romanı Çavdar Tarlasında Çocuklar‘ın neden filme çekilemeyeceğini 1957 tarihli bir mektubunda anlatıyor.

R.D.2
Windsor, Vt.
19 Temmuz 1957

Sayın Herbert,

Size Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabımın sahne ve sinema hakları konusundaki tavrımın ne olduğunu açıklamaya çalışacağım. Bu konuda daha önce de pek çok kez fikir beyan ettiğimden dolayı, çok gönüllü değilmişim gibi anlaşılıyorsa mazur görün… Öncelikle, bir gün bu söz konusu hakların satılması mümkün. Zengin biri olarak ölmeyeceğim epey kuvvetli bir ihtimal gibi göründüğü için, henüz satılmamış eser haklarımı bir tür sigorta poliçesi olarak eşim ve kızıma bırakma fikrini ciddi bir şekilde değerlendiriyorum. Ancak hemen şunu da eklemeliyim ki, bu devir işleminin sonuçlarını göremeyeceğimi bilmek bana tarifi imkânsız bir mutluluk veriyor. Bunu hep söylüyorum ve kimse bana katılmıyor ama Çavdar Tarlasında Çocuklar roman niteliği çok güçlü bir roman. İçerisinde son derece kullanışlı “sahneler” var, bunu inkâr etmek saflık olur. Fakat benim fikrimce kitabın asıl ağırlığı anlatıcının sesinde, bitmek bilmeyen tuhaflıklarında, okuyucu-dinleyiciye karşı gösterdiği müthiş ayrımcı kişisel tavrında, yoldaki su birikintilerinde oluşan mazottan gökkuşakları ile ilgili kendi kendine mırıldandığı fikirlerinde, inek derisinden yapılma çantalar ve boş diş macunu kartonlarıyla ilgili felsefesinde veya bunlara bakış açısında; yani bir sözcükle, düşüncelerinde saklı. Zarar vermeksizin kendi birinci tekil şahıs tekniğinden koparılması mümkün değil. Doğrudur, eğer bu koparma işlemi zorla yapılırsa geriye yine de Sinemada Heyecanlı (ya da sadece İlginç) bir Akşam denilen şey için yeterli malzeme kalır. Ama bunun menfur bir fikir olduğunu, en azından beni bu hakları satmamaya ikna edecek kadar menfur bir fikir olduğunu düşünüyorum. Anlatıcının düşünceleri arasında, zorlama yoluyla diyalog –ya da bir tür bilinç akışı hoparlörü- haline getirilebilecek olanlar var, ama dediğim gibi bu ancak zorlama olur. Romandaki yalnızlığı içerisinde son derece doğal bir biçimde düşündükleri ve yaptıkları, sahnede en iyi ihtimalle yarı-temsilî bir hal alabilir, böyle bir tabir varsa (ve umarım yoktur). Tabii ki bir de, Tanrı hepimizi korusun, oyuncu kullanmak gibi akıl almaz derecede riskli bir iş var. Hayatınızda hiç, bir yatağın üzerinde bacak bacak üzerine atmış oturan ve inandırıcı görünen bir çocuk oyuncu gördünüz mü? Eminim görmemişsinizdir. Dahası, bizzat Holden Caulfield, benim son derece taraflı olduğu su götürmez kanaatime göre, özü itibarıyla oynanması mümkün olmayan bir karakter. Çift Taraflı Mont Giymiş Duyarlı, Akıllı ve Yetenekli Genç bir Oyuncu bu karakterin yakınından bile geçemeyecektir. Bu işin üstesinden gelmek için X sahibi birisi gerekir ve bu X’e sahip olsa bile hiçbir genç oyuncu bununla ne yapacağını bilemez. Ve sanırım hiçbir yönetmen de ne yapacağını ona anlatamaz.

Burada bitiriyorum. Korkarım nihayetinde size tek söyleyebileceğim, bunu zaten tahmin etmediyseniz, kendimi bu konuda oldukça kararlı hissettiğimdir.

Dostane ve oldukça okunaklı mektubunuz için yine de teşekkür ederim. Yapımcılardan gelen mektuplar genelde korkunç oluyor.

Saygılarımla,
J. D. Salinger

Kaynak: buyukkeyif.com