Haruki Murakami’nin Türkçeye Hüseyin Can Erkin tarafından Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları adıyla çevrilen kitabı esasen bir büyüme hikâyesi anlatıyor. Beş kişilik arkadaş grubundaki diğer dörtlü tarafından nedenini bilmediği bir şekilde dışlanan Tsukuru’nun büyümesini, büyüdükçe geçmişiyle hesaplaşmasını takip ediyoruz. Murakami yazınca sıradan bir olay örgüsü etkileyici bir hikâyeye dönüşüyor, emin olun. Kitabın sesbilimsel bir izlek üzerinden incelenebileceğini fark ettim, gelişen olaylarla ilgili olabildiğince az bilgi vererek açıklamaya çalışacağım.

Tsukuru Tazaki, kitabın başında arkadaşlarını tanıtırken her birinin soyadlarının anlamını da açıklıyor: Aka Akamatsu (kızıl çam), Ao Oumi (mavi deniz), Shiro Shirane (ak kök) ve Kuro Kurono (kara ova). Doğup büyüdükleri Nagoya’dan, arkadaşlarının yanından ayrılıp Tokyo’ya giden Tsukuru, orada tanıştığı Haida’nın adında gri rengi olduğunu, kendi Tazaki soyadının ise hiç renk içermediğini vurguluyor. Bununla birlikte Tsukuru’nun yapmak, yaratmak anlamına geldiğine birkaç kere değiniliyor. Nitekim, onun adıyla uyumlu olacak şekilde tren istasyonları inşa eden bir mühendis olduğunu da öğreniyoruz.

tsukurutazaki

Roman Jakobson ve Linda R. Waugh Dilin Ses Biçimi adlı kitapta harflerin biçimleri üzerinden anlam kazandıklarına dair tezlerini ortaya koyuyor. Bir psikoloji terimi olan sinesteziyi kullanarak verdikleri örnekler, sesli ve sessiz harfleri kullanmanın nasıl farklı duyumsal etkiler doğurduğunu gösteriyor. Renkler ile sesler arasında bir bağlantı kurmanın her bireyin en azından çocuklukta sahip olduğu bir yeti olduğu belirtiliyor. Bununla birlikte farklı kaynaklara atıfta bulunarak yetişkinler üzerinde yapılan deneylerden aktarılan cevaplar, onların da benzer ilişkiler kurmaya yatkın olabildiklerine işaret ediyor. Önlerine bir metin ve farklı renkte kalemler verilen insanların duydukları seslerin ardından metni hangi kalemle çizmeye başladıkları üzerinden bazı sonuçlara ulaşılıyor. Bu yöntemle ilişkili olduğu belirlenen harfler ve renkler şöyle: a – kırmızı, e – sarı, i – beyaz, o ve u – kara. Ayrıca sessiz harflerin daha çok grimsi renklerle ya da renksizlikle özdeşleştirildiği görülüyor.

Bu özet bilgiyi Murakami’nin kitabına uyarlayalım. Bulgularla doğrudan eşleşenler içinde bolca “a” harfi barındıran Akamatsu (kızıl), bir adet i’ye sahip Shirane (ak), bir de o ve u’su fazla Kurono (kara). Tsukuru arkadaşlarının renkliliğini ve kendi dışlanmışlığını soyadlar üzerinden açıklasa da, günlük hayatta kullanılanların adları olması, onları da ayrıca irdelemeyi gerektiriyor. Beş arkadaştan Aka ve Ao’nun adlarının içinde daha çok sesli harf varken Kuro’da sesli ile sessiz harflerin eşit sayıda, Shiro ve Tsukuru’da ise sessiz harfler çoğunlukta. Tsukuru yıllar sonra Kuro’yla buluştuğunda, Kuro ona kendisinin artık “Eri”, Shiro’nun ise “Yuzuki” olarak çağrılmayı tercih ettiğini söylüyor. Tsukuru, geçmişteki pek çok varsayımının yanlış olduğuyla birlikte Kuro’nun o zamanlar kendisini nasıl eksik hissettiğini de öğreniyor. Kendine sesli harflerin fazla olduğu bir ad seçmesi (Eri) de hayatını renklendirme çabası olarak okunabilir.

Shiro’nun tek istediği ise denge, belki de bu yüzden sesli ve sessiz harflerin eşit olduğu bir ad (Yuzuki) seçmiş. Tsukuru bunları öğrendiği zaman aralarını düzeltmek için çok geç olsa da sesbilimsel bir yaklaşımla pek çok şey yerine oturuyor. Hayatı boyunca kendini gruba ait hissetmeyen Tsukuru, aslında bunun doğru olmadığını öğreniyor. Denklemi soyadının renk içermemesi üzerinden kurarken sonucu yanlış buluyor, gidiş yolundan da maalesef puan alamıyor. Tazaki sözcüğü Japoncada herhangi bir renk anlamına gelmiyor olsa da içindeki a ve i harfleriyle sesbilimsel anlamda bolca renk taşıyor. Aynı zamanda eşit sayıda sesli ve sessiz harfe sahip.

Tsukuru arkadaşlarını soyadlarının anlamlarının işaret ettiği renkler üzerinden tanımlarken kendisini adındaki “yapma, yaratma” vurgusu üzerinden tanımlıyor ve tren istasyonları inşa etmeye başlıyor. Belki de kendisini Tsukuru olarak konumlayıp Tazaki’nin içindeki renkleri göremediği için kendini dışlanmış hissediyor, soruları cevapsız kalıyor. Kitaba en çok yöneltilen olumsuz eleştiri de bu, bazı soruların cevapsız kalması. Bazen gözümüzün önündekileri bile görmekte zorlanıyoruz. Bir kitaptan bütün boşlukları doldurmasını beklemek de biraz fazla. Belki de, Tsukuru için öncelikli olan çarpıcı olayların gizemini çözmek değil, içindeki Tazaki’yi keşfetmektir. Kim bilir?