1901 yılının muhtemelen soğuk bir Paris akşamı. Çoğunluğunu Katalan gençlerin oluşturduğu bir sanatçı grubu, şaraplarını yeni bitirmiş, hararetli bir şekilde tartışıyorlardı. Aralarında en mutsuz olanı aklına bir fikir gelmişçesine birden ayağa kalktı. Şaşkın bakışlar içinde beline sakladığı silahı, az önce evlilik teklifini reddeden kadına doğrulttu ve ateşledi. Zavallı kadın can havliyle kendini masanın altına atarak canını kurtardı. Kadını öldürdüğünü zanneden adam, silahı bu kez kendi şakağına oturttu. Adı Carles Casagemas olan bu genç anarşist herkesin gözü önünde silahını ateşledi ve ihtişamlı(!) bir şekilde canına kıydı.

Casagemas’ın ani ama beklenen intiharı, haberi aldığında kriz geçirip ölen annesinin dışında bir ismi daha derinden etkilemişti. Bu isim, Casagemas ile iki yıldır aynı evi paylaşan ve onun hastalıklı yaşamına koltuk değneği olan Picasso’dan başkası değildi. Dostunun kaybının ardından genç sanatçıyı artık zor günler bekliyordu.

1800’lü yılların sonunda İspanyol modernizmi tarihinin en şaşalı günlerini yaşıyordu. Eklektik temalarla oluşturulmuş eserler sanatseverlerin ve entelektüellerin beğenisine sunuluyordu. Bu ortamda yeteneği kısa sürede fark edilecek genç Picasso, Madrid’deki akademik hayatını bırakarak Katalonya’ya yerleşti. Burada gelecek vaat eden birçok sanatçıyla tanıştı, arkadaş oldu. Fakat aralarında en çok Casagemas adlı gençten etkilendi. Picasso, geleceği parlak görünen Casagemas’ın hem kişiliğine hayrandı hem de Katalonya ve anarşist fikirleriyle ilgili sohbetlerine oldukça ilgi duyuyordu. Depresif kişiliği, alkol ve uyuşturucu bağımlılığıyla Casagemas’ın muhtaç olduğu isim de Picasso olacaktı.

the-old-guitarist_picasso

“The Old Guitarist”, Picasso, 1903–04.

1900 yılının Şubat ayı Picasso için çok önemliydi. 150’ye yakın eseriyle ilk solo sergisini açmıştı. Sergideki tabloların çoğunun teması ölüm olacaktı. Casagemas’ın bunalımı, genç yaştaki Picasso’nun tuvaline yansımıştı. Özellikle Last Moments adlı tablosu öyle beğenilecekti ki, Paris’te yapılacak yeni yüzyıl kutlamalarında sergilenmesi için teklif bile alacaktı. O dönem modernizmin başkenti Paris’in kapıları artık Picasso için sonuna kadar açılacaktı. Picasso’nun, Ekim ayında Last Moments tablosunun sergisi için gideceği Paris’te yanında arkadaşı Casagemas da olacaktı. İki arkadaş, Degas’nın, Van Gogh’un ve Cezanne’ın bulunduğu galerilere gidecek, büyük bulvarlarda gezinecek ve sokaklarda gizlenmeden öpüşen aşıkları görünce Paris’e hayran kalacaklardı.

Paris’in büyüsü Picasso’nun resimlerini de etkiledi. Artık ölüm gibi iç bunaltıcı konular yerini dans eden ve öpüşen insanlara, kasvetli renkler de yerini ışıktan güç alan balo temalı renklere bırakmıştı.

Picasso sanat hayatında emin adımlarla ilerlerken, Casagemas da mutluluğu içinde bulunduğu ressam grubuna modellik yapan güzel Germaine’de arayacaktı. Picasso’ya daha sonra yazacağı mektuplarda belirteceği gibi, onun için tek kurtuluş yolu Germaine’di ve yarım kalan parçası Germaine ile tamamlanacaktı. Ne var ki, güzel model Casagemas’ın aşkına karşılık vermeyecekti.

Picasso, dostunun bulunduğu bu kötü durumu anladı, Casagemas’ı da alıp Malaga’ya döndü. Amacı, onu bu hastalıklı durumdan kurtarmaktı. Fakat Casagemas kafasında her şeyi planlamıştı bile. Üç hafta sonra Malaga’dan Paris’e, Germaine’nin yanına tekrar dönecek ve orada kendini vurarak hayatına son verecekti.

Casagemas’ın ölümünden sonra Picasso’nun fırçası hep maviyi aradı. Resimleri, ironik bir biçimde, yine kendisini vurarak intihar eden Van Gogh’un tarzını hatırlatıyordu. Pişmanlığından ve üzüntüsünden arınmak için yaptığı La vie tablosuyla ölmüş dostuna kendisini çizdirtmiş gibi gösterecekti. Böylece zihninde arkadaşını hayata döndürecek, hatta yepyeni bir hayatı resmederek tuvalinde ona bir bebek bile hediye edecekti.

la-vie_picasso

“La Vie”, Picasso, 1903.

Daha sonraları yaptığı çalışmalarla da yaşam ve ölüm arasındaki ince çizgi, yıkılmış ve çelimsiz vücutlar üzerinde gösterdi. Mavi dönem, sefalet ve acının dönemiydi. Güzelliği kaybolmuş yalnız kadınlar, yaşayan ölüler, hastalıklı ifadeler… Picasso’nun ruh hali tüm canlılığıyla resimlerindeydi.

Bu dönem, Picasso’nun kendi sanatını yaşadığı hayattan, politik düşüncesinden ve tutkularından hiçbir zaman ayıramayacağını gösteren bir dönemdi. Önemli eserlerinin hemen hepsinde fırçasının ucunda hisleri vardı. Savaşı anlatan Guernica’yı, kadınlara düşkünlüğünü gösterdiği Avignonlu Kadınlar’ı böyle çizebilecekti. Daha sonraları Kübizm ile çığır açacak  ve sanatı özgürleştirecek olsa da, kendi yaşamını sanatına ince ince işleyecekti.

Bu dönemde ektiği sıkıntı tohumları, daha sonraları canlı renkleriyle çiçekler açacaktı. Dönemdeki tüm eserlerine işlenen bu hüzün ve ekonomik sıkıntıları yavaştan kayboluyor, Picasso için mavi günler sona eriyordu. Artık ressamın esas stilini de bulacağı “Rose dönemi” başlıyordu.